Başarısız mısın, yoksa henüz kendi yolunu bulamadın mı?
Neden bazı insanlar çabalarının karşılığını alırken bazıları alamıyor?
Neden bazı insanlar harekete geçmekte bile zorlanırken, bazıları kendini yıllarca bir hedefe adayabiliyor?
Bunlar yalnızca kişisel tercihlerden mi ibaret? Yoksa her insanın farklı bir kapasitesi, farklı güçlü yanları ve kendine özgü bir yolu mu var?
Çabayı ödüllendiriyoruz. Çünkü gerçekten emek vermek, denemek ve harekete geçmek kıymetli. Peki ya yolunda sıkışıp kalmak her zaman kişinin elinde mi? Potansiyeli ne kadar görmezden gelebiliriz?
Mesela iki kişi de aynı şeyi istiyor olsun. Çok uzun boylu birinin basketbolda başarılı olma ihtimaliyle, çok kısa boylu birinin ihtimali gerçekten aynı mı?
Dürüstçe bakarsak hayat, tıpkı fiziksel özelliklerimiz gibi, herkese aynı başlangıç koşullarını, aynı psikolojik dayanıklılığı, aynı dürtüleri, aynı sinir sistemini ve aynı fırsatları vermiyor. Bu yüzden “İsteyen herkes yapar” sözü bazı durumlarda yüzeysel kalabiliyor. Çünkü herkesin çabalama kapasitesi bile aynı değil.

Basketbol örneğinde olduğu gibi, evet, herkes basketbolu sevebilir ama beden yapısı, refleks, koordinasyon, genetik avantaj aynı olmayabilir. Bu durumda kişinin: “Ben neden NBA oyuncusu olamıyorum?” diye kendini üzmesi yerine, “Bu alandaki gerçek kapasitem ne?” sorusunu sorması daha gerçek olabilir.
İnsan bazen kendi doğasına aykırı bir başarı modeline tutunuyor olabilir.
Mesela yaratıcı biri yapısal olarak hiyerarşik bir sistem içinde boğulabilir, hassas biri aşırı rekabetçi ortamda çökebilir, çok derin hisseden biri hızlı tüketim dünyasında kaybolabilir. Ama modern dünya çoğu zaman herkese aynı şeyi söylüyor: Daha çok çalış, daha disiplinli ol, daha motive ol ve eğer yeterince istersen her şey olur. Halbuki bazen mesele istemek değil, kişinin sistemiyle uyumlu bir yol bulması. Ama burada dikkat edilmesi gereken önemli bir denge de var. Bu farkındalık: “Ben zaten böyleyim, yapamam” yanlış sonucuna da varabilir.
Halbuki bazen insan sadece yanlış yerde, yanlış ölçüyle, yanlış başarı tanımıyla kendini değerlendiriyor olabilir. “Basketbol sevgim gerçek. Ama bu sevgiyi hangi rolde yaşayabilirim?” Belki oyuncu değil koç, spor yazarı, analist, kondisyon tarafı olabilir.
Yani insanın tutkusu gerçek olabilir ama onun dünyadaki formu farklı olabilir.
“Ben başarısız mıyım, yoksa sadece kendime uygun formu henüz bulamadım mı?” sorusunu sormak çok kritik diye düşünüyorum. Çünkü insanın yaşadıkları bazen “yetersizlik” olmuyor; daha çok dağılmış potansiyel, yön karmaşası, içsel baskı, yanlış başarı ölçüleri gözü kapatabiliyor.

Peki tutkumuz olan şeyi, bu dünyada gerçekleştirmemiz gereken formunu nasıl buluruz? Yeteneklerimizi ve onlarla ne yapmamız gerektiğini nasıl analiz ederiz?
Bence bunun cevabı “içine dön ve hisset” kadar basit değil. Çünkü insan kendine içeriden bakarken korkularını, aile seslerini, ideal benliğini, toplumsal başarı algısını gerçek isteğiyle karıştırabiliyor.
O yüzden kendini biraz dışarıdan masaya yatırabilmek gerekiyor. Ve bu analiz “Ben neyi seviyorum?” sorusundan daha geniş olmalı.
Bir çerçeve sunacak olsam:
1. Sadece tutkuna değil, doğal akışına bak.
Tutku bazen yanıltabiliyor çünkü. Heyecan duyduğumuz şeyi sürdüremeyebiliyoruz, sevdiğimiz şey bizi beslemeyebiliyor, bazı şeyleri seviyoruz ama o alanda çalışmak istemiyoruz. Hangi şey sende doğal akıyor? Bu çok önemli veri.
2. Nerede “zorlansan da tükenmiyorsun”?
Her şey kolay olmak zorunda değil. Asıl soru: Hangi zorluk seni yok etmiyor?
3. İnsanlar sende doğal olarak neye geliyor?
Bu çok önemli ipucu. Çünkü bazen yetenek senin normal sandığın şeydir.
4. Kendini unvanlarla değil, fonksiyonlarla analiz et
Ben insanlar için ne yapıyorum?
5. Hayran olduğun insanları analiz et
Ama onlar gibi olmak için değil. Şuna bak: Onlarda beni çeken şey ne? Özgürlük mü? Etki mi? Derinlik mi? Sadelik mi? Yaratıcılık mı? Takdir görmek mi? Aidiyet mi?
6. Kendine şu soruyu sor: “Kimse alkışlamasa bile bunu yine yapar mıydım?”
7. Kendini sonuçla değil enerjiyle incele.
İnsan çoğu zaman kendini büyük başarı, net kariyer, hızlı sonuç, sürekli üretkenlik kalıplarıyla ölçüyor. Ve son olarak insan kendini bir anda keşfetmiyor. Çoğu zaman deneyerek, yaşayarak, bazen yanılarak, bazı yolların içinden geçerek; bedeninin neye “evet”, neye “hayır” dediğini fark ederek öğreniyor. Belki de bu yüzden bazı cevaplar düşünerek değil, yürüyerek bulunuyor. Çünkü bazen yol, ancak üzerinde ilerlerken görünür hale geliyor.
İlginizi çekebilir: Neden bazen olandan fazlasını yaışıyoruz?