Neden bazen olandan fazlasını yaşıyoruz?

Geçen gün küçük bir ana tanıklık ettim ve yaşadığım farkındalığı paylaşmak için sabırsızlandım. Aslında birçok şeyi biliyor olsak da gerçek hayatta denk geldiğimiz bazı anlar, bildiklerimizi bir anda daha derinden anlamamıza neden oluyor. Sanki zihnimizde duran bilgi, ilk kez bedene iniyor.

Bir çocuk bisikletten düştü ve ağlamaya başladı.

Ama dikkatimi çeken başka bir şey vardı: Ağlaması sanki bedeninden kendiliğinden çıkmıyordu. Ses çıkarmak için kendini zorluyordu. Gözyaşı da bir türlü akmıyordu. Bir şey olmuştu ama bedeni önce etrafı anlamaya çalışıyor gibiydi. Çevresine bakıyor ve nasıl tepki vermesi gerektiğine karar veriyordu.

Ve o an şunu düşündüm: Aynı olay iki farklı sinir sistemi deneyimine dönüşebilirdi.

İlkinde ebeveyn panikle koşuyor, telaşlanıyor; çocuğu hemen susturmaya, sakinleştirmeye çalışıyor. Ve çocuk daha büyük bir ağlamanın içine giriyor. Çünkü artık sadece düşmüş olmuyor, ortada tehlikeli bir şey olduğu bilgisi de dolaşıma girmiş oluyor.

İkinci versiyonda ise ebeveyn yine geliyor ama bu kez daha regüle bir yerden… Sakince bakıyor, çocuğuna sarılıyor telaş taşımadan… “Evet düştün ama şu an güvendesin” hissini sadece sözleriyle değil, bedeniyle de veriyor. Ve çocuk da birkaç dakika içinde sakinleşiyor. Sinir sistemimiz işte biraz böyle öğreniyor.

Sadece kötü bir şey olduğunda ne yapacağını değil; yaşanan şeye ne kadar tehdit anlamı yüklemesi gerektiğini de… Çünkü çocuklar sadece olayları yaşamıyor. Aynı zamanda o olaylar karşısında ebeveynlerinin bedenini, ses tonunu, bakışını, nefesini ve enerjisini de okuyor. Bir olay olduğunda ortamda panik mi dolaşıyor? Yoksa güven mi? Bedeni tam da bunu kaydediyor.

Belki bu yüzden bugün yetişkin halimizle bazı olaylara verdiğimiz tepkiler, olayın kendisinden daha büyük olabiliyor. Birisi geç cevap verdiğinde, bir iş yetişmediğinde, bir şey kontrolden çıktığında, bir aksilik olduğunda… Bazen yaşadığımız şeyden çok, bedenimizin ona yüklediği tehlike hissi yoruyor bizi. Çünkü sinir sistemi sadece düşünerek çalışan bir yapı değil. Öğrenen, eşleşmeler kuran ve geçmiş deneyimleri bugüne taşıyan canlı bir sistem.

Bir dönem çaresizlik hissettiğimiz bir an, yıllar sonra benzer bir durumda yeniden aktive olabiliyor. Bu yüzden çoğu zaman bugünkü tepkimiz, sadece bugüne ait olmuyor. Bedenimiz bir yandan şu anı yaşarken, bir yandan geçmişte öğrendiği alarmı da çalıştırıyor.

Ve sanırım iyileşme biraz da burada başlıyor: Kendimize yeni bir deneyim yaşatabildiğimizde… Bir şey olduğunda hemen felaket senaryosuna gitmeden durabildiğimizde… Panik yerine temas kurabildiğimizde… Kendimizi korkutarak değil, regüle ederek eşlik edebildiğimizde… Belki ilk kez bedenimize şunu öğretmeye başlıyoruz: “Evet, bir şey oldu. Ama bu bir felaket değil. Ve ben şu an güvendeyim.”

Sanırım bugün yetişkin hâlimizle kendimize vermeye çalıştığımız şey de tam olarak bu: Bir zamanlar dışarıdan alamadığımız o regüle edici eşlik…

İlginizi çekebilir: Başarı sandığım şey, aslında bir hayatta kalma biçimiymiş

Berna Gedik Asal
Merhaba ben Berna, 17 yaşından beri kendi ruhunun dedektifliğini yapan, içindeki labirenti sabırla dolaşan, karanlıklarını inkâr etmek yerine onlarla çalışmayı seçen biriyim. Bir zamanlar ... Devam