Bazen kaybolmak da yolun bir parçasıdır
Bir süredir kalemi çok fazla elime almadığım bir dönemdeyim. Bu yazı ise biraz içimden geçenlerin, biraz son zamanlarda arkadaşlarımla yaptığım sohbetlerin, biraz da hem kendimde hem de çevremde gördüğüm şeylerin yazıya dökülmesi. Belki satırların arasında siz de kendinizden bir parça bulursunuz. Bu hafta birkaç arkadaşımla uzun uzun konuşurken şunu düşündüm: Hayatta bazen bazı şeyleri çok da fazla sorgulamamak gerekiyor. Çünkü bazı soruların cevabını düşünerek bulamıyoruz.
Bazen sadece adım atmak gerekiyor.
Bazen bulunduğun yerde kalmak.
Bazen gitmek.
Bazen de olanı olduğu gibi kabul etmek.

Çünkü bazı noktadan sonra fazla düşünmek, insanı cevaba değil döngüye götürüyor. Sanırım hayatın bazı dönemlerinde anlamaktan çok deneyimlemek gerekiyor. Ama bunu yapmak her zaman kolay değil. Çünkü çoğu zaman kendimize bu konuda izin vermiyoruz. Olayları kişiselleştirmeyi seviyoruz. Yaşananları sürekli kendimizle ilişkilendiriyoruz. Bazen birinin davranışını, bazen bir ayrılığı, bazen de tamamen kontrolümüz dışında gelişen olayları…
Çoğu zaman olayın bizimle doğrudan bir ilgisi bile olmuyor. Karşımızdaki insanın kendi hikâyesi, kendi yükleri, kendi korkuları ve kendi yolculuğu oluyor. Biz çoğu zaman kendi penceremizden baktığımız için bunu göremiyoruz. Belki de bu yüzden bazen olayları, insanları ve hatta kendimizi olduğundan fazla büyütmemek gerekiyor. Çünkü bu dünyada yalnız değiliz. Sekiz milyardan fazla insan aynı gökyüzünün altında yaşıyor.
Her birinin korkuları farklı.
Hayalleri farklı.
Bakış açıları farklı.
Ama hepimiz aynı temel şeyleri arıyoruz aslında: Anlaşılmak. Ait hissetmek. Sevilmek. Güvende olmak.
Belki bunu hatırlamak bazen yükümüzü biraz hafifletebilir. Bazen hayatta nereye gittiğini bilmediğin dönemler olur. Bir yerde kalmak da istersin, gitmek de.
Bir kararın eşiğinde durur ve kendine sorarsın: “Hangisi benim için daha doğru?”
Cevap çoğu zaman net değildir. Çünkü insan her yeni seçiminde biraz da eski halinden uzaklaşmak zorundadır. Bu sandığımız kadar kolay değildir. Her değişim içinde biraz bilinmezlik, biraz korku ve bazen de küçük bir yas taşır. Bazı dönemlerde sadece bir şehirden, bir işten ya da bir ilişkiden ayrılmayız.
Eski bir benliğimizden de ayrılırız.
Uzun süre taşıdığımız düşüncelerden, alışkanlıklardan ve bize ait olduğunu sandığımız hikâyelerden uzaklaşmaya başlarız. Değişim bazen heyecan kadar hüzün de getirir. Hayatın doğasında bu vardır. Doğada hayatta kalan canlılar en güçlü olanlar değil, değişen koşullara uyum sağlayabilenlerdir. İnsan da biraz böyledir. Hayat boyunca sadece çevremize değil; düşüncelerimize, duygularımıza ve kendimizle ilgili inançlarımıza da uyum sağlamaya çalışırız. Özellikle çocukluk ve ergenlik yıllarında birçok şeyi sorgulamadan öğreniriz. Bir sünger gibi çevremizden gelen fikirleri, kuralları ve beklentileri emeriz. Zaman geçtikçe başka sorular ortaya çıkmaya başlar:
“Ben gerçekten ne istiyorum?”
“Neyi seviyorum?”
“Beni ne mutlu ediyor?”
Belki de zor olan kısım tam olarak burasıdır. Bir tarafta bugüne kadar kurduğumuz hayat vardır. Diğer tarafta ise henüz tam olarak tanımadığımız bir ihtimal. İnsan bazen ikisinin arasında kalır.
Bugün dönüp baktığımda en çok şu düşünce bana yakın geliyor:
Hayat iyi ya da kötü diye bakmaz. Sana ihtiyacın olanı verir. Bunu geriye dönüp bakınca daha net görüyorum. O an yaşarken anlam veremediğim birçok olay, sonradan bana bir şey öğretmiş. Kötü dediğim bazı dönemler bana eksik olduğum tarafları göstermiş. Kaybettiğimi düşündüğüm bazı şeyler, gerçekten neyin değerli olduğunu anlamamı sağlamış. Çoğu zaman gitmek istemediğim yollar, beni olmam gereken yere götürmüş. Belki siz de kendi hayatınıza dönüp baktığınızda bunu görebilirsiniz.

Yaşadığınız bazı olaylar tam da ihtiyaç duyduğunuz dönemde gerçekleşmedi mi?
O an istemediğiniz bazı deneyimler, sizi dönüşmeniz gereken kişiye dönüştürmedi mi? Evet, yaşarken zor geliyor. Günün sonunda yaşadıklarımız bizi bir yere taşıyor.
Bir insana.
Bir şehre.
Bir ülkeye.
Bir fikre.
Ya da kendinizin derinliklerine.
Şimdi buna kader diyebilirsiniz.
Enerji diyebilirsiniz.
Seçimlerin doğal sonucu diyebilirsiniz.
Adı ne olursa olsun, sanırım hayat bana şunu öğretti: Her şey olması gerektiği kadar, olması gerektiği zamanda, olması gereken kişiyle ve olması gereken yerde gerçekleşiyor. Sadece bazı yollar bizim yolumuz oluyor, bazıları ise olmuyor. Bu yüzden belki de her şeyi hemen anlamaya çalışmak yerine bazen devam etmeyi, yolu takip etmeyi öğrenmek gerekiyor. Işığı da karanlığı da aynı yolun içinde deneyimliyoruz. Biri olmadan diğerinin değerini anlayamıyoruz. Yolunuza çıkan her şeyin ışıklı tarafını görebildiğiniz ve aydınlık tarafında kalmanız dileğiyle…
İlginizi çekebilir: Bedenimiz hala eski dünyaya mı ait?