X

Türkiye’nin ilk kadın ultra maraton koşucusu Bakiye Duran’dan koşu üzerine tavsiyeler

5 yaşındayken ilk koşu yarışına katıldım. Mesafeyi hatırlamıyorum ama start çizgisinde nasıl hissettiğimi hala hatırlıyorum. Çok heyecanlıydım ve çok mutluydum. Bugüne kadar hep koştum, bazen ara verdim ama koşu hayatımda hep yer aldı. Babam ve kardeşlerim de koşuyorlar. Geçen seneye kadar 10 ve 20 km arasında koşuyordum. Geçen Şubat Çekmeköy’de ilk kez 50 kilometrelik bir yarışa katıldım. Unutulmaz bir tecrübe oldu.

Doğada nefes almak, nehir üstünden atlamak, kuşların sesini duymak ve yaprakların arasından güneşi hissetmek hakikaten kelimelerle tarif edilemeyen duygular. 10 km yürümek ve koşmak arasındaki farkı hissedersiniz. Uzun koşmak hakikaten insanda farklı his ve duygular yaratıyor. Ben de ilk önce farkında değildim ama koşunun beyin ve vücut üzerinde gizli güçleri var. Tabii ki, bazen yorgun hissettim ama bir şekilde beyin isterse bacaklar devam ediyor. Kendiniz hakkında çok şey öğreneceksiniz ve doğayı da hissetmeyi öğreneceksiniz. Uzun koşmak bir meditasyon, köklere dönüş gibidir. Geçen sene arazide üç kez 45 kilometreden fazla koştum. Bitiş çizgisinden geçmek güzel, bazen madalya kazanmak bile hoş tabii ki ama; en şahane, en önemli, en değerli olan uzun mesafede yaşanacaklar.

Geçen Pazar günü 2015 yılın ilk yarışına katıldım. Çekmeköy’de Kış Challenge’da, 30 km koştum. Nasıl geçtiğini okumak isterseniz, yazıyı kendi koşu yarışları ve spor blogumda paylaştım.

Koşarken aklıma bir fikir geldi. Evet uzun koştuğunuz zaman düşünmek ve yeni şeyler yaratmak için bol bol vaktiniz var. Sevgili Uplifers okuyucuları, sizi bugün Türkiye’nin ilk kadın ultra maraton koşucusu ile tanıştırmak istiyorum. Uzun koşu ve macera yarışını bilen herkes Bakiye Ablayı tanıyor. Onun sayesinde bir çok koşucu, benim gibi uzun mesafe koşmaya başladı. Her sene vahşi Çekmeköy Ormanı’nda beş veya altı yarış düzenliyor.

Bakiye Duran, Türkiye’de ve farklı ülkelerinde otuzdan fazla, 100 km yarışlarına katıldı. Dün kahve içerken Bakiye Duran ile güzel bir sohbet ettik. Bu kadın hep cesaretli, hep güzel ve farklı enerji sahibi. Onunla konuştuğunuz zaman, bahsettiği yarışlara sanki siz katılmışsınız gibi hissediyorsunuz. İşte, Bakiye Duran’ın gözünden, koşmanın anlamını ve ultra maratonun tarihi…

[quote_box_center]

Koşmak insanların zeka ve yeteneklerini geliştiren bir eğitim biçimidir.

Koşmak kendimi yaşamaktır.

[/quote_box_center]

“İnsanlar neden Ultra Maraton koşmak isterler” sorusunu genetik bilimlerine dayanarak cevaplamak isterim

İnsanlar da diğer canlılar gibi, milyonlarca yıldan beri (35 milyon yıl) vahşi hayatta  yaşamlarını sürdürmüşler ve günümüze kadar gelmişlerdir. İnsanların yerleşik hayata, şehirleşmeye geçmelerinin süresi çok kısadır. Halen hücrelerimizdeki kromozomlar üzerinde yer alan genlerde; değişmeyen, vahşi hayatta yaşayabilmemizi sağlayan DNA molekülleri bulunmaktadır. Bu genler yerleşik hayata geçtikten sonra körelmemişlerdir. Genlerin ifade ettiği bastırılan, kullanılmaya fırsat verilmeyen davranışlar insanlarda benlik egoları olarak kendini göstermektedir.

Bazı insanların çok para kazanma hırsı, çok para harcama, çok evlilik yapma, lüks yaşama, savaşma, öldürme, yok etme hırsı ve benlik duyguları yani egoları ön plandadır.

Biyokimyacılar, genetik bilimciler, psikologlar yıllardır bu benlik egosunu köreltmek için ilaçlar ve spor dalları üretmişlerdir. Buna rağmen benlik duygusu katlanarak artmaktadır. Teknolojik ürünler de, insan egosunu daha da artırmıştır.

Daha zararsız ve her insan yapısına uygun olan doğal yaşamda, arazilerde, ormanlarda, çöllerde, dağlarda, kayalıklarda, tepelerde, derelerde ve bataklıklarda yapılan ultra maratonlar ve macera sporları kendiliğinden ortaya çıkmıştır. Canlıların hayat şekillerine bir bakarsak, neden koşmayı sevdiğimiz ve de neden koştuğumuz gayet açıktır.

Macera yarışlarını tarihçesi ultra maratonlar ile başlamıştır

Bizim ultra maraton ya da macera yarışı diye yaptıklarımız, köylerimizde günlük yaşamın bir parçasıdır. Eskiden haberleşme işini ulak adı verilen en hızlı koşan, en hızlı yürüyen, günlerce uykusuz gidebilen kişiler, bir ülkeden diğer ülkeye haber, evrak, belge ya da kıymetli eşya taşırlarmış. Her türlü hava ve coğrafik şartlarda bu işi yürütmüşler. Ultra maraton yarışlarının yetenekli ulak seçimleri sonucunda ortaya çıktığı savunulmaktadır. Ulak seçilebilmek, hatta savaşlarda paralı ulak olabilmek için özel eğitim ile çalışılırmış.

Koşmak, koşabilmek binlerce yıldan beri hayatı kazanmanın en temel hareketidir

Bizler güle oynaya koşuyoruz ve bunu yaptığımıza da hayret ediyoruz. Koşuyoruz diye ödüller bekliyoruz. Yapmakla zorunlu olduğumuz hareketi yaptık diye aferin bekliyoruz. Kendi sağlığımız, kendi bedenimiz için harcadığımız enerjinin bedelini başkalarına ödetmeye çalışıyoruz.

Özellikle Arazilerde gerçekleştirilen doğa sporlarının, uzun mesafeli ultra maraton koşularının, macera sporlarının, zorlu çöl etaplarında koşulan çöl koşularının, ultra çamur maratonlarının; insanların bedensel ve zihinsel, hatta psikolojik gelişimleri üzerinde büyük etkisinin olduğu bilimsel olarak kanıtlanmıştır.

Başarılı iş adamlarının ve bilim adamlarının katıldığı buz çölü ya da kum çölü yarışlarında kendilerine neden bu eziyetli sporu yaptıkları uzmanlarca sorulduğunda şu cevaplar alınmış:

  • Beden ve beyin zorlandıkça, yaşam için yeni çareler arayacaktır.
  • Dayanıklılık eşiği yükselecektir. Zorluklara ve acıya katlanma enerjisi değişecek, insan her şeye rağmen yaşamayı öğrenecektir.
  • Savunma stratejileri gelişecek, kaleler güçlenecektir.

Ben zor yarışları koştuğumda çok daha iyi düşünüyor çok daha yaratıcı oluyorum. Günlük sorunlar bana hiç de zor gelmiyor. Hiç bir zorluktan korkmuyorum. Zor doğa sporları insanların zeka gelişimini artırmaktadır.

Koşmanın ve özellikle ultra maraton koşmanın sonuçları
  • Her sporcu için farklı etkiler görülse de temel olarak, egosunu yenmiş olacaklardır.
  • Hayatta önemsedikleri ne ise onların sıralaması değişecektir. Önce sağlık, sevgi, saygı ve İNSANLIK olacaktır.
  • Mal, mülk, zenginlik, para, güzellik, yakışıklılık ve lüks yaşam koşmanın gölgesinde kalacaktır. Önce dostluk, güvenirlilik ve dik duruş olacaktır.
  • Ultra maraton sporcuları gereksiz istek ve ihtiyaçlarından vaz geçeceklerdir. Çok fazla alışveriş tat vermeyecektir. Yarım yamalak yapılan işten hoşlanmayacaktır.
  • Ultra maraton ya da macera sporcuları kendileri için vermiş olduğu sözleri aynen yerine getireceklerdir, bu onların karakteri olacaktır.
  • İradeli, planlı, azimli, acıya katlanabilen, aç kalabilen, az bir gıda ile yaşayabilen, korkmayan, yılmayan, karda, kışta, yağmurda çamurda, gece gündüz tek başına yol alabilen, yalnız kalmaktan korkmayan desteksiz hayatını sürdürebilen bir kişi olacaktır. Bunu denemiştir ve başarmıştır.

Kimselere sırtını dayamadan tek başına dimdik hayatını yaşayabilecektir. Sevgisi her kese yeterli olacaktır. Öz güveni gözlerinde parlayacaktır. Tabi ki hiç kolay olmayacaktır. Çok kolay olsaydı zaten bir değeri olmazdı.

2015’de İstanbul’da ve Türkiye’de gerçekleştirilen maratonlar, koşu yarışları ve macera yarışları ile ilgili takvimi bu sayfada bulabilirsiniz.

Coraline Chapatte: İsviçreliyim ama neredeyse 10 senedir Türkiye'de oturup çalışıyorum. Neuchatel'de 4 sene ekonomi okudum. İsviçre'de doğan her çocuk bütün sporları küçük yaşta öğrenir. Bu yüzden spor hayatım çok yönlüydü ve çok erken yaşta sporcu beslenmesi, dinlemesi ve yaşam felsefesi gibi konular, her çocuk gibi bana da öğretildi. Mezun olduktan sonra dalmaya başladım ve çok hoşuma gitti. İsviçre'de üst düzey bir yöneticiyken her şeyi bırakıp dalmaya gittiğim Kaş'tan çok etkilenip Kaş'a yerleştim ve deniz rehberliği ve sualtı fotoğrafçılığı yaptım. 2011'de İstanbul'a taşındım. 2013 ve 2015 arasında birçok uzun mesafe (50 km ve 80 km) koşu yarışlarına katıldım. Her koşudan yeni şeyler öğrendim. Uzun koşularda kaçış noktası ve erteleme şansı yoktur. Başlarsınız ve bitirirsiniz. Bu, benim için yaşam felsefesi oldu. Ekim 2015 de “Likya Yolu Ultra Maratonu”na katılıp 6 günde 250 km koştum. Bu yolda tek başınadır herkes. Bu yolculuk sadece fiziksel değildir. Vücut ile başlar ama zihinle biter. Mayıs 2016 ilk triatlon yarışına katıldım ve 3. oldum. Dört ay sonra Eylül ayında Kuşadaşı'nda Türkiye Triatlon Şampiyonası'nda 30+ yaş kategorisinde üçüncülüğü kazandım ve Ekim ayında Antalya'da Gloria Ironman 70.3 yarışında 5. oldum. O kadar kısa bir sürede böyle sonuçlara ulaşmak disiplin, azim, sağlıklı ve dengeli bir beslenme ve iyi bir planlama ister. O dönemde istediğim sağlıklı tatlıyı bulamadığım için kendi keklerimi yaratmaya ve pişirmeye başladım; glütensiz ve rafine şekersiz "Cora'nın Kekleri” macerası bu şekilde başladı. Beş dil (Fransızca, Türkçe, İngilizce, Almanca, İtalyanca) konuşuyorum. Çeşitli konularda motivasyon seminerleri veriyor, şirketler için ve bireysel spor koçluğu yapıyor, koscora.com blogunda (Avrupa'nın en iyi 3 koşu blogu arasına seçildi) ve Türkiye'de ve İsviçre'de spor ve sağlıklı yaşam konularında yazılar yazıyor, sosyal medya danışmanlığı yapıyor ve ayrıca çeşitli dillerde tercümanlık yapıyorum. Eylül 2016'den itibaren Marmara Üniversitesi'nde Spor Psikolojisi ve Spor Yöneticiliği yüksek lisans yapıyorum.

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.



Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale