X

Sosyal medya kullanım alışkanlıklarımız kişiliğimiz hakkında ne söylüyor?

Sosyal medyaya girmeden geçirdiğiniz herhangi bir gün, sabah ilk iş telefona bakmadan uyandığınız bir sabah ya da hızlı hızlı ekranı kaydırmadan uyuduğunuz bir gece var mı? İnsanlığın Facebook’la tanışmasıyla başlayan sosyal medya macerası, Twitter, Instagram ve TikTok‘un da hayatlarımıza ışık hızlıyla girmesiyle birlikte bugünkü halini aldı. Artık hayatımızın ayrılmaz bir parçası olan sosyal medya mecraları, aklımızdan geçenleri, yiyip içtiklerimizi, seyahatlerimizi, günlük yaşantımızı, ailemizi ve arkadaşlarımızı çekinmeden milyonlarla paylaştığımız platformlar haline geldi. Hayatımızın neredeyse her anına bu kadar entegre olmuş bir kavramın, kişiliğimiz, yaşantımız ve seçimlerimiz üzerinde etkisinin olması sürpriz değil. Bu nedenle çoğumuz “Sosyal medya kullanım alışkanlıklarımız kişiliğimiz hakkında ne söylüyor?” merak ediyoruz.

Yakın geçmişten günümüze sosyal medya ve kişilik özellikleri üzerine yapılan birçok araştırma, sosyal medya kullanım alışkanlıkları ile depresyon, yalnızlık, benlik algısı, narsisizm, mutluluk ve benzeri birçok farklı duygu ve kavram arasındaki ilişkiye dikkat çekiyor. Biz de Uplifers olarak farklı araştırmaların bu konuda ortaya çıkardığı sonuçlardan dikkat çekici bulguları bir araya getirdik. İşte sosyal medyanın kişilik özelliklerine ilişkin etkisi:

Sosyal medya kullanımı ve kişilik özellikleri

Bilgi ve Sinir Ağları Merkezi ve Ulusal Bilgi ve İletişim Teknolojileri Enstitüsü’nden araştırmacı Kazuma Mori ve Masahiko Haruno sosyal medya kullanıcılarının kelime seçimi, sosyal medyada geçirdikleri zaman ve kişiliklerine dair hali hazırda ellerinde bulunan tüm istatistiki veriyi kullanarak kişilik özellikleri ve sosyal medya kullanımı arasındaki ilişkiyi araştırabilecek bir makine öğrenme (machine learning) modeli geliştirdi.

Araştırmacılar katılımcıların kişilik özelliklerini belirlemek için, Beş Faktörlü Kişilik Modeli’ni oluşturan açıklık, sorumluluk, uyumluluk ve duygusal denge alt boyutlarından aldıkları skorları; zeka ve yaşam doyumu puanlarını, alkol ve sigara tüketim seviyelerini analiz etti. Yaş ortalaması 22 olan 156 erkek ve 83 kadının sosyal medya verilerinin analiz edildiği araştırmada, katılımcılardan ayrıca mutluluk seviyesi, takıntılı düşünme eğilimi, öz-güven seviyesi gibi çeşitli kişilik ve ruh sağlığı özelliklerini içeren veriler de alındı.

Araştırma sonuçları, alınan sosyal medya verilerinin katılımcıların kişiliğine dair tam 23 farklı özelliği iyi düzeyde tahmin edebildiğini gösterdi. Özellikle paylaşımlarda kullanılan dilin ve numerik özelliklerin (tweet sayısı, takipçi sayısı, gönderilerdeki cevap sayısı gibi) kişilik özelliklerini en iyi tahmin edebilen sosyal medya alt boyutları olduğu araştırmanın en önemli bulguları arasında.

Sosyal medya kullanımı, dil becerisi ve duygu ifadeleri

Bu araştırmanın sonuçlarına göre, dil becerisi gelişmiş olan kişiler daha sık tweet atma eğiliminde oldukları gibi, tweetleri de en çok beğenilen ve aynı zamanda kendilerine yazılan cevaplara en hızlı geri dönen kişiler. Ayrıca, paylaşım metinlerinde kullanılan duygu ifadelerinin kişilik özelliklerini tahmin etmede güçlü bir belirleyici olduğu, paylaşımlarında daha olumsuz ve negatif kelimeler kullanan kişilerin daha depresif ve kaygılı olma eğilimi gösterdikleri de araştırma bulguları arasında.

Sosyal medya paylaşımlarından kişiliğe dair çıkarımlar yapılabileceği artık bilimsel olarak da kanıtlanmış durumda. Araştırma bulguları, sosyal medya uygulamalarından alınabilecek verilerle hem kişilik psikolojisi hem de bilgi teknolojileri alanında pek çok yeni araştırma için örnek nitelikte. Gelecekte özellikle sosyal medya kullanımı üzerinden kişilerdeki psikolojik rahatsızlıkların ve eğilimlerin belirlenmesi için benzer araştırmaların yapılması, teknolojinin ruh sağlığı alanında nasıl kullanılabileceğine ışık tutar nitelikte.

Sosyal medya ve yalnızlık

Yapılan bir başka araştırmada, Pennsylvania Üniversitesi’ndeki lisans öğrencilerinin Facebook, Instagram ve Snapchat platformlarında harcadıkları zamanlar incelendi. Deney ve kontrol grupları oluşturulan araştırmada bir grup öğrenci her zamanki gibi sosyal medyada geçirdikleri zamanlara devam ederken diğer gruptaki öğrencilerin bu platformları kullanmaları sınırlandırıldı. Sınırlı olarak sosyal medya hesaplarını kullanan grubun, kontrol grubuna kıyasla üç hafta boyunca yalnızlık ve depresyon seviyelerinde önemli düşüşler gözlemlendi. Çalışmanın bulguları sosyal medya kullanımını günde yaklaşık 30 dakika ile sınırlamanın, refahta önemli bir iyileşmeye yol açabileceğini gösterdi.

Öte yandan başka araştırma, genç yetişkinlerin sosyal medya kullanımının son yıllarda artmış olmasına ve ekran karşısında harcadıkları saatlerin yüz yüze etkileşimlerin yerini aldığına dikkat çekti. Gençlerin sosyal hayatlarının önemli bir bölümünü sosyal medya ve forumlarda geçirmesi, dijital dünyadaki varlığın yeterli bir sosyal aidiyet duygusu sağlayıp sağlamadığı ve yalnızlık hissini azaltıp azaltmadığına odaklanan bu çalışma, önceki birçok araştırmanın aksine sosyal medya kullanımı ile yalnızlık arasında anlamlı bir ilişki olduğu sonucuna ulaşmadı.

“Selfie” çekme ve benlik algısı

Selfie veya özçekim, günlük yaşamda sık sık yapılan ve sosyal medyada çoğu zaman karşılaşılan durumlardan biri. Personality and Individual Differences Dergisi’nde yayınlanan bir araştırma selfie ile benlik algısı arasındaki ilişkiyi inceledi. Sosyal karşılaştırma teorisine dayanarak; sosyal duyarlılık ve benlik saygısı olarak iki psikolojik faktöre odaklanan araştırmada selfie çekmenin bireylerin benlik saygısını düşürdüğü sonucu bulundu. Ayrıca, selfie çekmenin ve paylaşmanın bireylerin sosyal duyarlılık düzeylerini artırdığı da araştırmanın bulguları arasında yer aldı. Öte yandan selfie çekmenin ama paylaşmadan yalnıza telefona kaydetmenin, benlik saygısını daha da düşürdüğüne dikkat çekildi.

145 lise öğrencisi ile yürütülen ve selfie ile benlik saygısı arasındaki ilişkiyi incelemeyi amaçlayan bir başka araştırmada öğrencilerin benlik saygısının orta düzeyde olduğu ancak düşük benlik saygısına sahip olmaktansa kendilerine daha fazla güvenme eğiliminde oldukları sonucu bulunmuştur. Aynı zamanda, öğrencilerin selfie çekmekten keyif aldıkları, selfie çeken öğrencilerin kendilerini daha iyi hissettikleri ve kendilerine olan güvenlerini de artırdıkları da araştırmanın bulgularında yer aldı.

Sosyal medya bağımlılığı, mutluluk ve sosyal kaygı

Türkiye’de yer alan bir devlet üniversitesinde yapılan çalışma, üniversite öğrencilerinin sosyal kaygı ve mutluluk düzeylerinin sosyal medya bağımlılık düzeylerini ne kadar açıkladığını inceledi. Araştırmanın bulguları, öğrencilerin sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile sosyal kaygı düzeyleri arasında pozitif bir ilişki olduğunu gösterdi. Öte yandan öğrencilerin sosyal medya bağımlılık düzeyleri ile mutluluk düzeyleri arasında ise negatif yönlü bir ilişki bulundu. Araştırmanın bulgularından çıkarılan sonuçlara göre sosyal medya bağımlılığının, sosyal kaygı ve mutluluk değişkenleri tarafından anlamlı düzeyde yordandığı ortaya çıktı.

Sosyal medya bağımlılığı, özsaygı ve narsisizm

Addictive Behavior Dergisi’nde yayınlanan ve sosyal medya kullanımının özsaygı ile narsisizm arasındaki ilişkisini inceleyen bir araştırma, özsaygı ve sosyal medya bağımlılığı arasında olumsuz yönde bir ilişki olduğunu ortaya çıkardı. Araştırmanın bulgularında insanların öz saygılarını artırmak ve/veya düşük öz saygının yarattığı olumsuz duygulardan kaçmak için sosyal medya kullanımına yöneldiklerini, bu nedenle sosyal medya bağımlılığının düşük benlik algısının güçlü bir yordayıcısı olduğu da yer aldı.

Öte yandan, aynı araştırmada sosyal medya bağımlılığı ile narsisizm arasındaki ilişkiye de bakıldı. İki değişken arasında bulunan anlamlı ilişki, yüksek narsisistik özelliklere sahip bireylerin sosyal medyayı aşırı kullandıklarına bir işaret olarak yorumlanabileceğine dikkat çekti. Benlik duygusunu onaylama ihtiyacını karşılamak için bireylerin sosyal medya hesaplarına güvendikleri sonucu da araştırmanın sonuçları arasında yer aldı.

Sosyal medyanın kişiliğimiz ve yaşantımız üzerine etkisini araştıran birçok araştırmanın yanı sıra yeni çalışmaların sayısı da günden güne artmaya devam ediyor. Sosyal medyanın olumsuz etkilerinden korunarak ondan faydalanmayı öğrenmek ve ilham kaynağına çevirmek de mümkün. Dilerseniz bu konuyla ilgili “Sosyal medyayı bir ilham kaynağı olarak nasıl kullanabilirsiniz?”“ yazımıza da göz atabilirsiniz.

İlginizi çekebilir: Dengeyi bulmak ve dengede kalmak için: Sosyal medya farkındalığı

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale