X

Sevgili sen, değişmesi gereken sensin

Hayatının gidişatından memnun değilsen, bir şeyler değişmeli demektir.  İçinde bulunduğun şartları değiştirmek mümkün değildir her zaman. Kısa bir sürede en azından… 

Bir günde yeni bir iş bulamazsın ya da her karşılaştığında sana kendini kötü hissettiren iş arkadaşını değiştiremezsin. O halde, geriye kalan tek şey kendini değiştirmektir. Yani, seni mutsuz eden durumları, kişilerin davranışlarını değiştiremiyorsan eğer, bunlar karşısında vereceğin tepkileri değiştirerek kendini daha iyi hissedebilirsin. “Değiş” demek kolay ancak uygulamak çok zor diyorsan, bu süreci kolaylaştıracak 5 önerim var.

1. Nereden başlayacağım?
Her gün seni mutlu eden bir şey yaparak kendini iyi hissedebilirsin.

Değişim sürecinin karmaşık olmasına ya da aylar sürmesine gerek yok… Radikal değişiklikler yapman şart değil. Küçük şeylere odaklanarak başlayabilirsin. Değişiklikler seni mutlu ettiği sürece doğru yolda olacaksın.

Adım adım gidelim.

  • Seni mutsuz eden şeylerin listesini yap.
  • Seni mutlu eden şeylerin listesini yap.
  • Her gün yaptıklarının listesini yap.
  • Listeleri karşılaştır.

Bu sayede değiştirmen gereken şeyleri kolaylıkla görebilir, her gün seni mutlu eden bir şey yaparak kendini iyi hissedebilirsin.

2. Kötü alışkanlıklarınla vedalaş.

Alışkanlıklarınla beraber doğmadın! Tüm alışkanlıklarını zaman içerisinde tekrarlayarak kendine öğreten sensin. Demek oluyor ki; sigara içmek, kontrolsüzce yemek, tırnak yemek gibi sana yararı olmayan, sağlığını olumsuz etkileyen alışkanlıkların, bir ömür sana eşlik etmek zorunda değil.

İşte bu yüzden, kendine iyilik yap,  zararlı alışkanlıklarını hayatından çıkart. İnan sandığın kadar zor değil. Yıllarca sürdürdüğün alışkanlıklarından bir günde kurtul demiyorum, ama her gün yavaş yavaş uzaklaşmak, seni mutlu edecek. Bilişsel-Davranışçı Yaklaşım ve Hipnoz tekniğiyle yeni bir alışkanlığa odaklanıp, kısa sürede kalıcı olarak istemediğin alışkanlıklarından kurtulabilirsin.

Burada bir parantez açmam gerek. İnsanlar, izledikleri filmlerin, sahne şovlarının ve okuduğu kitapların etkisiyle, haklı olarak, hipnozu korkutucu ve güvenilmez bir yöntem olarak görmektedir. Sen de böyle düşünüyorsan, bu linkten Hipnoz hakkında daha detaylı bilgiler verdiğim yazıma ulaşabilirsin.

3. Olumsuz olayları sürekli ve tekrarlayarak aklına getirme.

‘‘Bir şeyler keşke farklı olsaydı’’ demekten vazgeç. Geçmişte yaşanan hiçbir şeyi değiştiremezsin o halde takılıp kalmak niye? Şimdiki zamana gel ve  değiştirebileceklerine odaklan. Olan olaylar karşısında aynı tepkileri vererek farklı sonuçlar almayı bekleyemezsin. Bilişsel-Davranışçı Yaklaşım, bu durumu değiştirmen konusunda sana yardımcı olabilir. Bu yaklaşım, zihni bloke ederek mutsuz eden düşüncelerini yeniden yorumlamanı, ve bu sayede verdiğin tepkilerin değişmesini sağlar. Zaman geçtikçe, zorlu durumlar karşısında düşünce-duygu-davranış tutumunda yarattığın değişikliğin, seni nasıl mutlu ettiğine inanamayacaksın! O halde durma, kontrolü geri al!

4. Pozitif düşün.
“Bugün çok güzel bir gün olacak”

Belki de bu cümleyi duymaktan sıkıldın. Ama kanıtlanmış bir gerçek var. Olumlu düşünceler, olumlu eylemleri doğurur. Kullandığımız sözcükler, zihnimizde duygu ve davranışlarımızı yönlendiren resimler, ortaya çıkarır.  Örneğin “Kızgınım” dediğinde öfke, “Keyifliyim” dediğinde mutluluk canlanır. Mesela, hangisi kendini daha iyi hissettiriyor? “Bugün kendimi iyi hissediyorum” ya da “Bugün kendimi daha az depresif hissediyorum

Oto-hipnoz ile seni mutlu eden şeylere odaklan. Bu teknik, “Yapabilirim”, “Her zaman bir yolu bulunur”, “Umutluyum” gibi, belirlediğin olumlu telkinlere odaklanmanı kolaylaştırarak, olumlu düşünme kalıpları yaratmana ve arzuladığın sonuçları elde etmene yardımcı olur.

5. Rutini boz.

Kendini mutsuz hissediyorsun, ters giden bir şeyler var ama ne? Zaman içinde fark etmeden bir rutine sıkışıp kalırsın. Konfor alanın sandığın, seni mutlu ettiğini düşündüğün bu rutinde, isteklerini daha az sorgular, keyfin kaçmasın diye seni mutsuz eden şeyleri gönüllü olarak yapar, aynı şeyleri yapıp, aynı sonuçları elde ettikçe mutsuzlaşırsın… Unutma, yüzleşmeyi reddettiğin şeyleri değiştiremezsin. Kendin için bir şeyler istemenin önemini yeniden keşfet ve ufak ufak kır etrafını saran rutin zincirini. Misal, işe giderken ya da eve dönerken farklı yolları dene, daha çok hareket et, dinlediğin şarkı listesini güncelle, davetleri geri çevirme, yeni insanlarla da görüş. Konfor alanından çıktıkça her gün kendini daha mutlu hissedeceksin.

 

İlginizi çekebilir: Mutluluk sanatı hygge ruhunu iliklerinize kadar hissetmenizi sağlayacak öneriler

Dilara Kuru: Örgütsel Psikolog, Bireysel ve Kurumsal Danışman 2011'den bu yana yaşadığı İngiltere'de, İkonik markalar üzerine hazırladığı tez ile Yüksek lisansını, Liderlerin Ego Yönetimi üzerine hazırladığı ve geliştirdiği Ego Ölçer ile de Örgütsel Psikoloji alanında doktorasını tamamladı. İngiltere’de bulunduğu sürede, UK College of Hypnosis & Hypnotherapy okulundan, İngiltere'nin tek ‘The British Psychological Society’ onaylı olan Cognitive Behavioural Hypnotherapy (Bilişsel-Davranışçı Hipnoterapi) diplomasını aldı ve Londra'da, takıntılar, bağımlılıklar, korkular, stres gibi çeşitli konularda hipnoterapist olarak çalıştı. 2014 yılında Londra'da düzenlenen 'Pozitif Psikoloji ile Çalışanların Performansı Artırma' sertifika programına katıldı. Aynı yıl, Londra’da bulunan The Coaching Academy’den aldığı Life Coaching (Kişisel Koçluk) eğitimi ile bireysel ve kurumsal danışmanlık hizmeti sunmaya başladı. Epikürcü mutluluk fikrine dayanarak, mutlu olmak için kurduğu Epiküryen’de Kişisel Gelişim (Örn: Bilişsel-Davranışçı Yaklaşım ve Hipnoz tekniği ile Stres Yönetme, Bağımlılık; Fobi ve Takıntılardan Kurtulma, Performans Kaygısı ile Başa Çıkma); Academy of Management & Sales'de Liderlik ve Yöneticilik, Satış Becerileri alanlarında Örgütsel Psikolog, Bireysel ve Kurumsal danışman olarak hizmet veriyor. Epiküryen'den çalışma alanlarına, Instagram hesabından mutluluk üzerine paylaştığı yazılarına ulaşabilirsiniz.

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale