X

Özlem üzerine: Çok uzaklardan da sarılmak mümkün mü?

Sarılmak… Son bir yıla baktığımızda hepimizin hayatındaki en büyük eksik, belki yapmayı en en çok özlediğimiz şey sarılmak oldu dersem aksini kim inkar edebilir ki?

Mutlu bir haber aldığımızda, birisi ile kavuştuğumuzda, üzülüp ağlamak istediğimizde, aklımıza gelen tüm duygularımızı yaşarken ilk yaptığımız şeydir sarılmak ve duygularımızı yanımızdakilerle paylaşmak.

En son ne zaman birine sarıldınız, hatırlıyor musunuz? Ben pek hatırlamıyorum açıkçası. Pandemi hayatlarımızı o kadar etkiledi ki dostlarımızı, ailemizi, onlara sarılmayı nasıl da özledik, öyle değil mi?

İşin kötüsü, başladığımız yerde değil miyiz şimdi? 2020 Mart ayından tek farkı hayatlarımızın takvim yaprakları değil mi sizce de?

Yazının gidişatına bakmayın siz, bu yazımda bir senedir tüm mecralarda yazılıp çizilen ve konuşulan “Neler yapabiliriz, bunlarla nasıl baş edebiliriz?” gibi konuları değerlendirmeyeceğim.

Ben bugün sizlerle birkaç duygumu paylaşmak istiyorum sadece.

Sarılmak dedim ya hani yazımın başında, sarılmak yalnızca fiziksel olarak mıdır sizce? Yoksa uzaktan da olsa, görmeseniz de sarılabilir misiniz sevdiklerinize? Ben mesafelerin çok da önemli olmadığını düşünüyorum bu bağlamda. Eğer hala hayattaysalar ve hala sizin hayatınızdaysalar, yanı başınızda olmalarının çok da önemi yok inanın. Siz yeter ki hissettirin onlara olan sevginizi, tatlı diliniz ve onlara verdiğiniz değer ile. Onlar zaten uzaktan da olsa alırlar sizin o güzel enerjinizi ve en az size sarılmış kadar iyi hissederler kendilerini. Kısacası anlatmak istediğim, gerek gerçek dünyada, gerekse sanal dünyada bir yolunu bulun ve sevdiklerinize bol bol sarılın. Benden size küçük bir tavsiye.

Bana gelince, sarılmayı elbette tüm bu yaşadığımız günler bitince bolca yapabileceğimden ve sevdiklerimle hasret giderebileceğimden eminim, ondan hiç şüphem yok. Ancak bu hayatta bir daha asla sarılamayacağım, kokularını bir daha duyamayacağım iki insan var ki, kalbimin nasıl acıdığını ancak bunu yaşayanlar anlayabilirler.

Bunlardan biri hayatımda tanıdığım ve muhtemelen de bir daha böylesini tanımayacağım biricik anneciğim. Sen hayatlarımızdan gideli bugün 3 yıl oldu canımın içi. Yaşadığımız tüm acılara rağmen güçlü olabilmeyi senden, fark etmeden de olsa öğrenmişim meğer. Bunun için minnettarım. Seni her şeyden çok seviyorum.

Sevdiklerini kaybedenlere de bir hatırlatma yaparak yazımı sonlandırmak isterim. Elbette dünyanın en büyük acısıdır canınızdan çok sevdiğiniz birini kaybetmek, ancak inanın bu acıyı biraz olsun hafifletebilmek istiyorsanız eğer, onların hep en mutlu, en huzurlu anlarını gözünüzde canlandırın. Bunun hayata devam edebilmek adına “büyük” bir faydası olacağından emin olabilirsiniz…

Sevgiyle kalın.

İlginizi çekebilir: İyi ki doğdum: Yeni bir yaşın öğrettikleri

Gizem Okut: 1986 yılında İstanbul'da doğdum ve Kıbrıslı'yım. 2010 yılında DAÜ'de Turizm ve Otel İşletmeciliği bölümünü bitirdikten sonra Londra'da moda yazarlığı da dahil olmak üzere moda ile ilgili kurslara katıldım. Bir buçuk senelik bir Londra macerasının ardından tatil için gittiğim İstanbul'da ailemle kalmaya karar verdim ve İstanbul'da çeşitli firmalarda Stil Editörlüğü, Sosyal Medya Yönetimi, Müşteri İlişkileri gibi farklı pozisyonlarda çalıştım. 2016'da Kıbrıs'a geri dönmem ile birlikte üniversite yıllarımda staj yaptığım ve ülkenin en eski otellerinden olan Dome Hotel'de Misafir İlişkileri ve Sosyal Medya Yönetimi pozisyonlarında 2 yıl çalıştım. Daha sonra turizm sektörüne ait olmadığıma karar vererek ani bir kararla birbirinden tamamen farklı sektörlerde, birbirinden farklı işlerde çalıştım ve çalışmaya da devam ediyorum. Yazı yazmak, kitap okumak, müzik dinlemek, plajda vakit geçirmek gibi vazgeçemeyeceğim hobilerimin yanı sıra, seramik objeler yaratmak, bahçe ile uğraşmak, farklı tarifler denemek gibi hobilerim de mevcut. Şu hayattan istediğim üç şey; sağlık, barış, huzur.
İlgili Makale