X

Ofis ortamına kısa bir mola: Doğanın kalbinde dayanışma, sevgi ve farkındalık dolu bir hafta sonu

Geçtiğimiz hafta sonu Kolektif House Levent, üyeleriyle birlikte keyifli bir zaman dilimi yaratmak ve üyelerine doğanın güzelliklerini bir kez daha hatırlatmak adına Çatalca Yalıköy‘de Kolektif Camp‘ı düzenledi. Kamp, ofis hayatına kısa bir mola vermek isteyen ve iş ortamında tanıdığı kişilerle farklı bir deneyim yaşamak isteyen pek çok kişinin katılımıyla gerçekleşti. Ama bu kamp deneyimini diğerlerinden ayıran bir şey vardı… Kampta, iş ve şehir hayatı yoğunluğuyla bi türlü zaman ayıramadığımız, fiziksel ve zihinsel sağlığımıza faydalı etkileri olan ses terapisi, yoga, meditasyon ve sağlıklı beslenme eğitimleri yapıldı. 

Bu iki günlük kamp deneyimini anlatmanın en güzel yolu olduğunu düşünerek katılımcı üyelerle birlikte yukarıda saydığımız etkinliklerin eğitimcileri Rida Kıraşı, Yasemin Örs, Pınar Taşkınlar, Murat Ersoy ve kamp organizasyonunda Kolektif House’la işbirliği yapan Camp&Glamp’in kurucusu Halis Cevherli’ye sorular sorduk. 

Sorularımızı ilk olarak Farmazondan Murat Ersoya yöneltiyoruz, bakalım bir Kolektif House üyesi olarak onun için doğada Farmazon ekibiyle ve Kolektiflilerle olmak nasıl bir histi?

Sizi bu iki günlük kamp deneyimine çağıran şey ne oldu?

Ekipçe sürekli tatil planları yapıp gidemedik, kamp yapma hayallerimiz vardı ancak bir türlü organize olamadık. Kolektif House bizim planlayamadığımız organizasyonu planlayıp önümüze koydu. Kolektif ekibiyle kamptan birkaç gün önce de kendi aramızda bir etkinlik düzenlemiştik ve her şey çok keyifliydi, o yüzden tekrar bir etkinlikte bir arada olmak istedik. Bu deneyime katılma nedenimiz hem ekipçe bir şey yapmak hem de zaten sevdiğimiz insanlarla güzel bir ortamda bir araya gelmekti. 

Ekip arkadaşlarınla ofis dışında vakit geçirmenin sana, ekibe ve iş motivasyonuna katkıları ne oldu?

Biz iş dışında konuşulacak, paylaşılacak şeyleri aslında birbirimizle paylaşma fırsatını çok da bulamadığımızı fark ettik. Birlikte bir etkinliğe, tatile gitmek bizim için çok verimli oldu; geri döndüğümüzde bütün sinirlerimiz alınmış ve kendimizi stresten arınmış bulduk. Son olarak ekip arkadaşlarınızın bilmediğiniz birçok yönünü keşfetme fırsatı bulmuş oluyorsunuz tabii ki. 

Kampta hem bireysel hem de ekip arkadaşlarınla birlikte neler deneyimledin?

Bizim birlikte gittiğimiz ilk kamptı. Dolayısıyla yolculuk, yerleşme, kamp kurma aşamaları dahi bizim için yeni bir deneyimdi. Oradayken de ekipçe katıldığımız yoga ve ses terapisi; birlikte denize girmek, sahil, kumsal, çok güzeldi… Son gün de bir doğal havuza gittik, inanılmazdı. İstanbul’da böyle bir yerin varlığını öğrenmiş olduk ve hatta bir sonraki hafta günübirlik tekrar gitmeyi düşünüyoruz oraya.

Kamp sırasında katıldığımız beslenme eğitimi de ekip için oldukça önemli bir eğitim oldu. Döndüğümüzden beri sağlıklı beslenmeye dikkat etmeye başladık; birkaç gündür sabahları omlet yiyoruz, ekmeği bıraktık. Yaptığımız işle de yakından ilgili bir eğitim olduğu için birçok şeyi Farmazon’da da uygulamayı düşünüyoruz. Bir de benim doğum günümdü. Kolektif ekibi bana tatlı bir sürpriz yaptı, yani benim için gerçekten özel bir hafta sonuydu. 

Bu deneyimlerden hangisi senin için unutulmazdı? 

Benim için en unutulmazı son gün gittiğimiz doğal havuz oldu. Hayatımda ilk kez doğal havuz/falez gördüm ve oldukça etkilendim. Bir de oraya gidiş aşaması çok keyifliydi; trekking yaparak gidiyorsun yaklaşık 20 dakika boyunca yürüdükten sonra tırmanıyorsun ve çok yüksekten o muhteşem suya atlıyorsun. Benim için harika bir deneyimdi. İkinci sıradaysa ses terapisi geliyor.

İki gün de olsa doğada olmak kendi iç sesine ve iş motivasyonuna dair nelerin farkına varmanı sağladı?

Kendime hiç vakit ayırmadığımı fark ettim, özellikle de son zamanlardaki iş yoğunluğundan ötürü. Sadece kendi adıma değil tüm Farmazon ekibi adına konuşuyorum, çok tempolu bir zaman dilimine girdik. O yüzden kendimizi dinleyip, kendimizle vakit geçirebileceğimiz, bir noktada kafamızı işten güçten uzaklaştırabileceğimiz bir fırsat oldu bu kamp bizim için.

Bir de kamp alanında telefon çekmiyordu, isabet oldu. Biz giderken Cumartesi günü çalışırız diye laptoplarımızı götürdük ama gittiğimiz yerde internetin olmadığını gördük ve bilgisayarları arabada bıraktık. Yani ister istemez çalışmadık. Bu durum da başta bizi birazcık endişelendirse de, sonrasında buna gerçekten ihtiyacımız olduğunu fark edip çalışma düşüncesini tamamen kafamızdan attık.

Bu iki günlük deneyiminden sonra Pazartesi günü işe gelirken sen de değişen bir şeyler var mıydı?

Fiziksel olarak çok yorgundum. Özellikle yoga ve trekkingden sonra tüm kaslarım ağrıyordu. Ancak hissettiğim o mental mutluluk başlı başına yeterli. Çok güzel bir hafta sonu geçiriyorsun, sonra da arabaya atlayıp şehre dönüyorsun… Normalde şehre dönüş süreci sancılıdır, ancak öyle bir hafta sonundan sonra şehre bakış açın dahi değişiyor. Biz ekipçe kamptan ayrılırken “hadi yarın görüşürüz” diyerek ayrıldık, vedalaşma süreci olmadı, her şeye kaldığı yerden devam ettik. Ertesi sabah da ekipteki herkes kamp atmosferini ofise taşımış gibiydi, keyfimiz çok yerindeydi.

Peki sence Kolektif House’un bu tür etkinlikler düzenlemesinin önemi ve bir üye olarak sana faydası neler?

Kolektif House zaten bize insanlarla iş hakkında rahat konuşabilme, bir şeyler paylaşabilme ortamını çok güzel sağlıyor. Omzunu çarpsan işine yarayacak birini bulabiliyorsun burada. Böyle etkinliklerde de o insanların hikayelerine daha yakından tanık olma şansını yakalıyor, ne iş yaptıkları değil de o işi neden yaptıkları hakkında çok şey öğrenebiliyorsun. Amaçlarını ve vizyonlarını anlıyorsun, ofiste her gün gördüğün insanları daha yakından tanıyorsun. Bu etkinliklerin üyeler arasında iletişimi güçlendirici olduğunu düşünüyorum. Ofis dışı etkinliklerde, iş hayatının dışında insanlarla daha samimi bir bağ kurma fırsatı buluyorsun, iş dışında başka şeylerden keyif alıyorsun. 

Kolektif House Levent üyelerini çaldığı “ofis yogası” çanlarıyla sevindiren, Y.orstrulynin kurucusu Yasemin Örs uyguladığı yoga seansını ve kamp ortamını kendi güzel bakış açısıyla ve kelimeleriyle anlattı.

Bir Kolektif House üyesi olarak seni bu kamp deneyimine çağıran şey ne oldu?

Çok uzun zamandır kamp yapmak istiyordum. Malzemelerimin bir kısmı bile hazırdı. Sonra araya başka önceliklerim girdi, bir türlü denk gelmedi. #Kolektifcamp ayağıma geldi diyelim. Kolektif’in marka direktörü Yasemin’le telefonlaştığımız bir vakit şuna benzer bir şey dedim; sizin organize ettiğiniz her şey “harika” garantili. O yüzden tüm iptidai koşullara rağmen tabii ki varım!

Kolektif House üyeleri için belirli aralıklarla ofis yogası saatleri düzenliyorsunuz. Ancak bu kez farklı olarak üyelerle birlikte doğanın içindeydiniz. Sence yogayı doğada deneyimlemenin en büyük artısı ne?

Kapalı mekanda yoga yaparken hareket, nefes ve zihninin arasında bir yolculuğun var. Doğada ise bu yolculuğa başka yolcular ekleniyor. Toprakla ve kokusuyla 45 dakikalık kesintisiz temas, yerdeki engebeler, temiz havayı ciğerlerine iyice çekme telaşı, belki batan güneşin sıcaklığını yüzümüzde hissetmek, etrafında uçan sinek ve arılara, rahatsız olmaksızın eyvallah diyebilmek… Kah sınırlarını tanımlamak, kah onları zorlamak… Bence seni daha farkında ve daha kıvamlı bir hale getiriyor doğada yaptığımız yoga. Kesinlikle daha eğlenceli ve bir çıt daha zor.

İş hayatında aktif olan kişilere yogayı neden önerirsin?

Öncelikle fiziksel nedenlerle öneririm. Omurga sağlığı ve esnekliği, sağlıklı yaş almamız için önemli. Yoga, iki büklüm bilgisayar başında geçirdiğimiz zamanları, duruş bozukluklarını, kapalı ve öne kıvrık omuzları, içe çökmüş bel kıvrımlarını, öne eğilmiş boyunları, bilekleri rahatlatır mı? Rahatlatır ve düzenli yaptığında boyunun bile uzadığını hissedebilirsin. Ayrıca iç organlara, derin bağ dokulara da çok iyi gelen akışları var. Zihinsel nedenlerle de önerebilirim; matın üzerinde takındığın her tavır, hareketlere karşı zihninden geçenler, günlük hayattaki durumunla çok alakalı. Akışta sen ne yapıyorsan, hareketleri nasıl karşılıyorsan, zihninden ne geçiyorsa, aslında hayatında da aşağı yukarı benzersin. Harekette strese giriyorsan, nefesini tutuyorsan, suratını buruyorsan hayatta da öylesin. Ya da hareketten korkmuyor, cesaretle deniyorsan, yine hayatında benzersin. Bunun gibi sayısız benzerlik bulup, matın üzerindeki, hareketlere karşı tavrını, nefesini ayarlarken, bir bakmışsın hayatında da bir dönüşüm yaratmışsın.

Doğada geçirdiğin bu iki günden sonra Pazartesi gününe nasıl başladın?

Gittiğimiz yerde telefon çekmiyordu. Dereye girdik, bol bol yürüdük, yüzdük, falezlerden atladık, yamaçlarda dar yol tırmanışıyla biraz keçilik de yaptık, ateş başında keyif sürdük, kayan yıldızları seyrettik, sabahları çiğ ile uyandık, yoga yaptık, nefis bir ses terapisiyle ağaçların altında meditasyon yaptık. Pazartesi’ye müthiş başladım. Bence ayda 2 gece 3 gün insan kendine böyle bir vakti vermeli, telefondan uzak.

Sence Kolektif House’un üyeleri için düzenlediği bu kampın en büyük önemi ne?

İş ortamında hepimiz sorumluluk ve hedeflerimizin peşindeyiz. Yine Kolektif sokaklarında karşılaştıkça, samimi, sıcak bir iletişim kuruyoruz. Ama bir kamp değil. Kampta daha özünden bir bağlantı kuruyorsun. Bir arkadaşının çadırını kurmasına yardım etmek, ateş başında sohbet etmek, her şeyi biraz gidişata bırakmak, zamanı çok sorgulamamak, derede karpuz soğutmak ya da arkadaşların daha da keyif alsın diye mısır közleyip üzerinde peynir eritmek, beraber acıkmak, beraber doymak… Bu iki günlük bir komün hayattı. Kurulan iletişim çok candandı. Önemli çünkü bu iki günün kampçılarda yarattığı beraberlik hissini mayalayıp bütüne yaymak, Kolektif’in hayali olan “birbirimizden beslenelim, el ele büyüyelim, eğlenerek, keyifle iş yapalım” kültürüne müthiş bir katkı, dünyaya da güzel bir örnek.

“Gidebildiğimiz her yer bizimdir” sloganıyla yola çıkan Camp&GlampCamp&in kurucusu Halis Cevherli, kamp deneyimi yaşamanın önemini ve Kolektif Camp deneyimini bir “gezgin” gözüyle anlattı.

Bize kısaca Camp&Glamp’den bahsedebilir misin?  

İnsanın dünyadaki macerasına baktığımızda sadece çok kısa bir süredir şehir tarzı bir yaşam biçimi içinde ve öz doğasından koparılmış bir durumda olduğunu kolayca algılayabiliriz. Doğanın renkleri kokuları sesleri genetik hafızamıza kazınmış halde. Sadece bu açıdan bile bakarsak doğaya çıkmak eve dönmek demek belki de. Camp&Glamp insanları bir araya getirerek doğayla tanıştıran ona kavuşturan bir organizasyon. Zaman içinde farklı fikirlerle yoğrulup şu an ki halini aldı. Mottolarından biri de “gidebildiğimiz her yer bizimdir”. Bu minvalde yıllar içerisinde biriktirdiğim lokasyonlara yenilerini de katabilmek için haritalardan çalışarak keşif gezileri yaptım. Amaç sakin huzurlu ve güzel yerler keşfedebilmekti. Şimdi bu yerleri insanlarla paylaşıyorum. Gittiğimiz her yerde önceliklerimizden biri doğayı elimizden geldiğince koruyup gözetebilmek. Kendi atıklarımız haricinde başkalarının terk ettiklerini dahi toplamaya gayret ediyoruz.

Kamp yapmak günümüzde “en popüler” tatil seçeneklerinden biri olarak görülmese de, bambaşka bir deneyim. Sene insanlar neden daha çok kamp yapmalı?

Bence kamp yapmak git gide popülerleşen bir tatil biçimi olmaya aday. Bu deneyimi tecrübe ve iyi ekipmanlarla insanlar adına daha da kolaylaştırabilmek ve böylece kamp yapmak isteyip belirli dirençleri aşamayan yeterince tecrübesi olmayan insanlara kadar ulaşabilmek, onlara rehberlik etmek benim için büyük bir zevk. Nasıl ateş yakılacağını, nasıl çadır kurulacağını, ne zaman nerede kamp yapılabiliri, doğada nelere dikkat edilmesi gerektiğini insanlarla paylaşarak, samimi ve arkadaşça bir şeyleri beraber yapmanın keyfiyle güzel hafta sonları geçiriyoruz.

Birçok insanın harika bir hafta sonu geçirmelerine öncü oldunuz. Kolektif House ile birlikte düzenlediğiniz bu kampın düzenlenme amacı sence neydi?

Kolektif House ile yaptığımız bu etkinlikte hedef, zihinlerin hızını biraz olsun sakin bir tempoya çekerek bir yere bir şeye yetişme derdi olmadan anın içinde olmaya, durmaya ve durulmaya; aynı zamanda grup olarak zamanın ve doğada olmanın keyfini çıkarmaya yönelik bir etkinlikti. Ayrıca hem göl kenarında hem ormanın içinde bir an derelerin soğuk suyundan başka bir an sarp kayalıklardan tırmanıp falezlere atlamalı mağaralarda yüzmeli şeyler yaptık. Zihinler sakinleşirken bedenler nefes aldı. Harikalar insana iyi gelir. Doğa bizimle, biz de onunla harikalaştık.

Kolektif House, aslında kişilerin bir çalışma alanını paylaştıkları bir yer. Bu kişilerin iş hayatının dışında bir araya gelerek doğayla baş başa bir deneyim yaşamalarının sizce faydaları neler oldu?

Kolektif üyelerinin bir araya gelerek doğada buluşmaları farklı bir enerjiyi paylaşmaları tüm hafta sonunu beraber geçirmeleri sayesinde hem bireysel huzuru hem de “kolektif” bir birlikteliği geliştirmiş oldu diye düşünüyorum. Hep birlikte çadırlar kuruldu, odunlar toplandı, etrafımızı temizleyip güzelleştirdik. Gece yanan ateşin ışığında aydınlanan bedenler, tekillikten çoğulluğa o çoğulluktan da bir bütünlüğe dönüştü benim gördüğüm renklerde.

Bu tarz Kolektif House etkinliklerinin iş hayatında aktif bireyler için ne gibi artıları var? Senin bu kamp deneyimi esnasında gözlemlerin neler oldu?

Şehir çok hızlı işleyen bir dinamiğe sahip. Zihnimizin beden ve ruhumuzun ara sıra bu işkenceden kaçırılması ve arındırılması bence ihtiyaçtan çok bir zorunluluk durumu. Bu anlamıyla kaçışımızın bireysel artısı yanı sıra kolektifliler yine bir araya geldi ve bu sefer doğanın kucağında bir iletişim ve etkileşim ortamı yakalamış oldular. İnsanların pozitif enerjiyle dolu olduğu zamanlarda kurdukları ilişkilerin hafızalarında da o pozitif anılarla senkronize ve daha samimi mecralara uzanabilme ihtimali daha yüksek daha yoğun bir biçim alabileceğine inanıyorum.

Doğada olup sağlıksız beslenmek olur mu? Kampta yemek yemenin aynı anda hem lezzetli hem de sağlıklı olabileceği vurgusuyla entegre beslenme ve sağlık koçu, Şehirde ve Sağlıklı‘nın kurucusu Pınar Taşkınlar kendi kamp deneyimini ve gözlemlerini anlattı.

Bize kısaca ne iş yaptığından bahsedebilir misin?

Entegre beslenme ve sağlık koçuyum. Beslenmenin sağlığa etkisi, kronik hastalıkların engellenmesi ve sağlıklı yaşlanma üzerindeki önemi hakkında birebir seanslar ve grup dersleri yapıyorum. Bütün bu çalışmalarla amacım kişilere sağlıklı hayat tarzını anlatıp, rahatsızlıklarını aradan çıkararak potansiyellerine erişmeleri için yardımcı olmak. Entegre sağlık derken beden, zihin ve ruh bütünlüğünden bahsediyoruz. Yani hiç bir zaman sadece bedeni dikkate alıp ona yönelik çalışmıyorum. Mutlaka stres, egzersiz, uyku düzeni gibi konulara da eğilip, sağlığı bütünüyle ele almaya çalışıyorum.

Kamp sırasında Kolektif House üyelerine sağlıklı beslenmeye dair bir saatlik bir eğitim verdin, geri dönüşler ne yönde oldu?

Genelde olduğu gibi Kolektif House üyeleriyle yaptığım çalışmada da günlük hayatta yaşanan yorgunluk, dikkat bozukluğu gibi durumların yoğun bir hayatın doğal getirisi olarak kabullenildiğini gördüm. Yaşanan bu “rahatsızlıkların” basit çözümlerle, radikal beslenme değişiklikleri yapmadan aşılabileceğini görmek üyelere sağlıklı yaşamak üzerine ilham verdi.  

Sağlıklı beslenmeyi şehir yaşantısında uygulamanın çeşitli pratik yolları var. Peki bunu doğada, etrafta hiçbir şey yokken deneyimlemenin farkı ne? En zor yanları ve kişiye kazandırdıkları neler?

Eğer şehirde de kendi yemeğini kendi pişiren biriyseniz doğa içinde sağlıklı beslenmek hiç zor olmuyor. Yanımıza belirli miktarda yiyecek aldığımız için gereksiz şeyleri fazlaca yememiz zaten pek mümkün değil. Yanımızda götürdüğümüz yiyeceklerin doyuruculuğuyla ilgili daha dikkatli oluyoruz. Pişirmek için sadece ateşimiz oluyor ama yediğim en lezzetli yemekleri kampta yediğimi söyleyebilirim. Genellikle yemekler ateşte piştiği için et ürünleri tercih ediliyor. Ama bu ete mahkum olduğumuz anlamına gelmiyor. Daha önceki kamplardan birinde vegan beslenen bir arkadaşımız harika ızgara sebzelerle hepimizin ufkunu kamp yemeği konusunda genişletmişti.

Kampın en güzel yanlarından biri aslında meyve toplamak! Şehirde genelde zorlukla ulaşabildiğimiz berry ailesinden meyveleri toplayıp bolca tüketmemiz mümkün oluyor.

Şehirde geçirilen bir hafta sonu ile doğada geçirilen bir hafta sonu arasında sence nasıl bir fark var?

Şehrin trafiği ve gürültüsünden uzakta yıldızların altında, açık havada uyumak zihni kesinlikle sakinleştiriyor. Ayrıca kampta çadırları kurmak, odun toplamak vs gibi yapılması zorunlu aktiviteler vücudu harekete geçiriyor. Üzerine güzel doğa yürüyüşleri ya da yüzmeyi de ekleyince pek zaman bulamadığımız egzersizleri de yapmış oluyoruz. Gün boyunca oksijeni bol bir hava solumak daha güzel bir uyku uyumamızı sağlıyor. Ama bence en önemlisi telefonların bile çekmediği bir yerde hayatın streslerinden uzakta kalmak zihni sakinleştirdiğinde ortaya yaratıcılık ve ilham çıkıyor.

Bir entegre beslenme ve sağlık koçu olarak sağlıklı beslenmenin iş hayatında aktif olan bireyler için önemi ne?

İş hayatında aktif bireylerin yemeği ‘doyurulması gereken bir ihtiyaç’tan çok, müttefikleri olarak görmeleri gerekiyor. Yemekten mutlaka zevk almak gerekiyor ama aynı zamanda tüm vücudu beslediğini ya da zarar verebileceğini unutmadan yemek gerekiyor. Yani yemek bizim yakıtımız, doğru yakıtı vermezsek aksaklıklar olacaktır. Bu aksaklıklar dikkat bozukluğu, net olamayan bir zihin, mod değişiklikleri, yorgunluk gibi iş hayatında erişilmesi gereken hedeflerin önünde bir engel oluşturuyor. Zaten iş hayatında işimiz engelleri aşıp hedefimize ulaşmakken, bir de yanlış beslenerek kendimize ket vurmak ne kadar mantıklı?

Bu tarz Kolektif House etkinliklerinin iş hayatında aktif bireyler için ne gibi artıları var? Senin bu kamp deneyimi esnasında gözlemlerin neler oldu?

Doğanın içinde, dikkat dağıtıcılardan uzakta kalan zihnin kesinlikle daha yaratıcı olduğuna inanıyorum. Herkesin, çalışmasına doğa içinde kalarak ara vermesi ve zihnin rahatlamasına izin vermesi gerekiyor ki, zihin hayatta kalma modundan çıkıp yeni fikirlere yer açabilsin. Umarım katılımcıların zihinleri güzelce dinlenmiş ve iş hayatında karşılarına çıkacak zorluklara hazır olarak şehre dönmüşlerdir…

Uplifers ekibi olarak daha önce meditasyon varyasyonları ve gong ile ses banyosu ve ses şifası terapisi seanslarını deneyimlediğimiz ses terapisti ve Soundala Therapynin kurucusu Rida Kıraşı ise kendi deneyimlerini kendi bakış açısıyla aktardı. 

Bir ses terapisti olarak doğanın kalbinde Kolektif House üyelerine unutulmaz bir deneyim yaşattın. Sence ses terapisini kapalı alandan farklı bir yerde uygulamanın artı bir yanı var mı?

Kapalı alanda sesler yansıyabildiği için düşük frekanslar, yani pes sesler daha kolay duyuluyor. Yani kapalı bir ortamda yapılan seanslarda katılımcılar çok daha kolay konsantre oluyor. Açık alanda da daha

yüksek frekanslar, yani tiz sesler, pes seslere göre daha kolay duyuluyor, ve doğanın kendi sesleri de terapiye destek olduğundan, bu da başka bir meditatif deneyim oluyor. 

Terapi sonrası gözlemlerinle birlikte katılımcılarda zihinsel ve bedensel anlamda nasıl bir değişim oldu?

Kolektiflilerde çok tatlı farklar gözlemledim. İnsanlar başlarda kampın heyecanıyla aşırı derecede “yüksek” ve heyecanlıydı. Ses terapisi sonrasında çok uzun bir süre boyunca hep beraber sessiz bir şekilde doğayı izledik, dinledik ve yavaşladık. Ateş yanıyordu, biz de etrafında oturduk ve sadece durduk. O yavaşlama da üyelerin doğaya daha kolay adapte olabilmelerine yardımcı oldu diyebilirim. Önceki kamp telaşesi yerini huzura bıraktı. 

Senin için bu tarz bir etkinlikle bulunmanın kişisel ve iş yaşantısına dair ne gibi faydaları var?

Stres altında biz, gelecek kaygısından ya da geçmişin yükünden dolayı korku bazlı kararlar verebiliyoruz. Bu gibi çalışmalar, kişisel hayatta birikmiş olan bu stresi boşaltmak, duygusal olarak daha sağlıklı karar vermek ya da yaptığımız seçimleri daha bilinçli yapmak için oldukça faydalı. Yani hayatla daha az kavgalı bir halde yaşamamıza yardımcı oluyor. Yoga, ses terapisi, qigong gibi meditatif yöntemler kişisel hayatta daha huzurlu, akışkan ve kendi gerçekliğimizi daha kolay yaratabileceğimiz bir ortam sağlıyor. 

Birçok üyeyi Kolektif House işbirliğiyle yaptığın eğitimlerle ve terapilerle meditasyonla tanıştırdın. Sence meditasyonun iş hayatında aktif kişiler için önemi ne?

Her meditatif aktivite gibi ses terapisi de kişilerin “rest and digest” yani “dinlen ve sindir” moduna geçmesini sağlıyor. İnsanlar iş hayatında “deadline”lar, başarılı olma baskısı gibi sebeplerle oldukça fazla strese maruz kalıyor. Stres ise insanların yanlış kararlar vermelerine neden oluyor. Ses terapisiyle birlikte insanlar, bu stresi en aza indirerek iş hayatını daha keyifli yaşamayı öğrenebiliyor. Daha rahat, eğlenceli ve yaratılıcıklarını kullandıkları, daha özgür oldukları bir iş hayatına sahip oluyorlar.

Siz de bu tarz etkinlikleri deneyimlemek, ruhunu ve kültürünü yaşamak ve Kolektif House ile yakından tanışmak için web sitelerini ziyaret edebilir, Facebook ve YouTube sayfalarına göz atabilirsiniz.

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.



Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale