Günümüz dünyasında mükemmeliyetçilik, genellikle başarı ve onur ile taçlandırılan bir kavramdır. Ne de olsa iş toplantılarında kusursuz davranmak, örnek bir ebeveyn olmak ve çevresinin beğenisini kazanmak, takdir edilecek modern nişanlar arasındadır. Ancak “mükemmel” olarak adlandırılan şeylerin çoğu kişisel isteklerden ziyade, dışarıdan gelen kuralları temsil eder. Yani örnek bir çalışan, eş veya ebeveyn olma kodları bize genellikle dışarıdan empoze edilir ve bu düzenin dışına çıktığımızda kendimizi başarısız hissetmemize neden olacak kadar ciddi seviyelere ulaşabilir. İşte tam olarak bu noktada, duygusal kalkanları güçlendirerek mükemmeliyetçilik beklentisinin bizden kaynaklanmadığını hatırlamak, faydamıza olabilir. Çünkü hayatta her şeyi kusursuz olarak yerine getirmek, temelde sürdürülebilir bir başarı stratejisinden ziyade; kişiyi daha fazla görev, sorumluluk ve stres altına sokan bir yüktür.
Neden mükemmel olmak isteriz?
Bu soruya hiç düşünmeden “Neden mükemmel olmak istemeyeyim ki?” diye yanıt veriyor olabilirsiniz. Ancak mükemmeliyetçilik, bir şeyleri sadece iyi yapmaktan ibaret bir kavram değildir. Özellikle günümüzde gelinen noktada bu kavram zorunlu bir kritere dönüştüğünden gerçekçi olmayan standartlar yaratmaya başlar. Mükemmel beden imajı, mükemmel cilt, mükemmel aile yaşamı ve mükemmel psikoloji bunlar arasında sıralanacak birkaç örnek olabilir. Bu tür ulaşılmaz standartların en büyük tehlikesi, hayattaki hatalara ve aksaklıklara yer vermeyerek kişisel değerleri sıfırlamasıdır. Bu da beraberinde başarısız olunca sevilmeme, reddedilme ya da yetersiz görülme gibi korkular getirerek hayatı yaşama şeklini doğrudan etkiler.
Halbuki hayatı özel ve farklı kılan şey, her insanın kendi içinde bulundurduğu otantikliktir. Mükemmellik kavramı ise bu tür doğal ve kendiliğinden durumları, yaşamdan kopararak bizi adeta düşüncesiz bir robota çevirir. Esasında bu tip eğilimlerin temeli ise çocukluk yıllarına kadar uzanır. Başarı kavramının çok önemli olduğu ailelerde yetişen veya değer yargısının doğrudan para kazanma ve başarı ile özdeşleştiği bir ortamda vakit geçiren kişiler, mükemmeliyetçilik tuzağına düşmeye de daha yatkın olan kimselerdir. Oysa “Daha iyisini yapmalıydın” benzeri iç sesler ancak bize zarar verir ve hataları utanç verici hale getirerek çekingen insanlara dönüşmemize neden olur. Gerçekte yaşamdan mükemmel sonuçlar beklemek, aslında kusursuz çıktılar anlamına gelmez. Daha çok duygusal olarak güvenilir alanlara sahip olmakla ilgilidir ve bunu fark etmek, durumu kontrol altına almanın birincil ve en önemli koşuludur.
Mükemmeliyetçiliğin gizli tuzakları
Mükemmeliyetçiliğin genel psikolojiyi ve hayattan alınan tatmini olumsuz etkilediğine yönelik çalışmalar; aynı zamanda durumu kaygı, depresyon, yeme bozukluğu gibi ek sorunlarla ilişkilendirir. Çünkü mükemmeliyetçilik baskısının artması fiziksel ve duygusal açıdan tatmin yoksunluğu anlamına gelir. Herhangi bir iş tamamlandığında bile “Daha iyisi olabilirdi” gibi düşüncelere dalmak, o anki başarı hissini anlamsız kılar. Sonuçta ise hayatı yaşamayı daha keyifsiz hale getiren yorucu çeşitli zihinsel kalıplar doğurur.
1. Erteleme paradoksu
Mükemmeliyetçi insanların çok çalıştığına dair sahip olunan kanı aslında yanlıştır. Çünkü mükemmeliyetçiliğin en büyük paradoksu, sürekli erteleme eylemidir. En iyisi yapılmadığı sürece sürekli ertelemeyi öngören bu düşünce, gerçekte felç edici bir etki yaratır çünkü kişiyi adım atmaktan alıkoyarak başarısız olma ihtimalini artırır. Sonuçta ise potansiyelini gerçekleştiremeyen, sürekli kaygılı modern birey ortaya çıkar.
2. Ya hep ya hiç düşüncesi
Mükemmeliyetçi zihinde gri noktalar yoktur, bunun yerine siyahlar ve beyazlar yer alır. Bir işi %100 yapmak veya hiç yapmamak neredeyse aynı şey anlamına gelir. Bu kutuplaşmış düşünce yapısı sebebiyle iş hayatında ve özel hayatta sürdürülebilir bir mutluluk elde etmek mümkün olmaz.
3. Dış onay gereksinimi
Mükemmeliyetçi birey, hayatı kendi değerlerine göre değil, başkalarının standartlarına göre yaşar. Mükemmel olarak tanımlanan kavram da dışarıdan gelen onayları ifade eder. Yani bir işi ne kadar iyi ve düzgün yaptığından ziyade, onu karşı tarafın ne kadar iyi gördüğü önem taşır. Bu da doğru içgörü yapamamak ve bireysel değerleri yeterince kavramamak anlamına gelir.
Mükemmeliyetçilikle baş etme yöntemleri
Mükemmeliyetçiliğin bizi farklı kollardan felç etmesini önlemek için günlük hayata uyarlanabilecek eylemler de bulunur. Basit olmasına rağmen etkili sonuç veren bu stratejiler, değer yargılarını somutlaştırarak farkındalığınızı pekiştirebilir:
- “Mükemmel” kavramının yerine “yeterince iyi” kavramını koyun ve kusursuzluğu bir hedef olarak kabul etmekten vazgeçin. Bunun yerine işlevselliğe odaklandığınız zaman eylemlerinizde de özgürleşirsiniz.
- Yaptığınız hataları, yıkıcı sorunlar olarak değil de öğrenme fırsatı olarak değerlendirin. Yanlışları düşman görmek yerine deneyim edinme kaynağı olarak ele alırsanız, hatalardan pay çıkararak daha emin adımlar atarsınız.
- Öz şefkat bilincini geliştirin ve en ufak hatada kendinize yüklenmekten vazgeçin. Zaten her şeyin ve herkesin sizi eleştirmeye hazır olduğu bir dünyada, kendinizi de savaşılacak faktörler arasına koymayın. Bunun yerine iç eleştirmeni bir destek unsuru olarak kullanın ve eylemlerinizde daha kontrollü olmayı deneyin. Objektif içsel yorumlar yapmayı öğrenirseniz hayatta kontrol sahibi olabilirsiniz.
Bu tür ufak stratejiler, mükemmeliyetçi zihin yapısının ardındaki duygusal kodları çözerek sizi bilinçli şekilde dönüştürebilir. Geçmişten gelen kalıpları nasıl yıkacağınızı öğrenirseniz, geleceğe de o kadar emin ve güçlü adımlarla ilerleyebilirsiniz.
Kaynak: psychologytoday, greatergood
İlginizi çekebilir: Zihin dünyamız ve dönüşüm