Yüksek bir binanın balkonundan aşağı bakarken, sarp bir kayalığın yanından geçerken ya da hızla yaklaşan metroyu beklerken beyinde belli belirsiz bir fısıltı oluşur. “Acaba atlasam ne olur?” veya “Direksiyonu sağa kırsam ne olur?” şeklinde ve genellikle bizim kontrolümüz dışında oluşan bu düşünceler, sanılanın aksine intihar düşüncesi değildir. Fransızca “L’appel du vide” olarak adlandırılan bu durum Türkçeye “Boşluğun çağrısı” şeklinde çevrilen, yaygın bir duygudur.
Saniyenin onda biri gibi oldukça kısa sürede oluşan ve oluştuğu hızla kaybolan bu düşünce, insan zihninin karmaşık yapısını ortaya koyar. Bilim dünyasında ise “Yüksek yer fenomeni” (High Place Phenomenon – HPP) olarak bilinir. Aslında bu yaygın düşüncenin nedeni, beynin tehlikeyi işleme aşamasında yaşanan ufak bir iletişim kopukluğu. Hatta bazı durumlarda bireyin yaşama isteğinin ve duyarlılığın bile kanıtı olabilir. Gelin, insan beyninin en ilginç hayatta kalma prensiplerinden bu fenomeni yakından inceleyelim!
Yüksek yer fenomeni nedir?
Fransızca kulağa şiir gibi gelen “L’appel du vide” kavramı, psikolojide uzun yıllar yanlış anlaşılan ve en ilk olarak 2012 yılında yapılan bir araştırmayla, bilimsel açıklama kazanan bir durum. Yüksek yerden atlama dürtüsünü uzun yıllar depresyon ve intihar düşünceleriyle ilişkilendiren bilim insanları, bu klinik araştırmanın ardından durumun hiç de öyle olmadığını, aksine çok güçlü bir yaşama arzusunun sonucu ortaya çıktığını tespit ettiler.
Eğer siz de;
- Sürüş sırasında aniden direksiyonu karşı şeride kırmak,
- Tren veya metro rayları üzerinde durmak,
- Elinizi ateşe ya da çöp öğütücüsüne sokmak,
- Yüksek bir yerden bakarken aşağı atlamak,
- Bir köprüden derin sulara atlamak
istiyorsanız, bu durum intihara meyilli olduğunuzu göstermez.
Burada gerçekte olan, beynin tehlike anında yaşadığı bir güvenlik çelişkisidir. İstemsiz ve anlık gelişen yüksek yer fenomeninde, bu soruların hepsinde sonucu önden tahmin edersiniz. Ve aslında eylemi yapmayı düşünmez ya da planlamazsınız. Toplumda düşündüğünüzden de yaygın olan bu dürtü asla anormal değildir ve zihnin tehlikeyi fark edip, işlediğinin göstergesidir.
Yüksekten atlama dürtüsü neden olur?
Yüksekten atlama dürtüsü, beynin bizim kontrolümüz dışında çalışan hayatta kalma mekanizmalarındaki, kısa süreli bir gecikmeden kaynaklanır. Yaklaşık saniyenin onda birine denk gelen bu süreç tam olarak şu şekilde işler:
- Beynin korku ve hayatta kalma merkezi olan amigdala, karşılaştığınız tehlikeyi fark eder. Yüksek bir uçurum, hızlı bir metro ya da ters yönden gelen bir araç gibi günlük hayattaki sayısız senaryo amigdalayı tetikleyebilir. Bilinç henüz devreye girmeden, amigdala vücuda geri çekilme sinyali gönderir ve istemsiz olarak geri çekilir ya da frene basarsınız.
- Tehlike geçtikten hemen sonra beynin karar verme merkezi olan prefrontal korteks devreye girer ve durumun detaylı analizini yapar.
- Analiz sırasında prefrontal korteks, gecikmeden kaynaklı bir mantık hatası yaşar. Tehlike çoktan geçmiş olduğundan ortada analiz edilecek veri de yoktur ancak sorgulama devam ettiğinden “Neden panikleyip geriye çekildim” sorusu oluşur.
- Beyin kendi içindeki çelişkiyi çözmek için “Demek ki kendi isteğimle atlamak üzereydim, bu nedenle geri çekildim” diyerek kendine bahane üretir.
İşte zihnin anlık olarak atlama isteği ile karıştırdığı bu dürtü, “Buradan atlamamam gerekir” mesajının üretilme sürecidir. Dolayısıyla yaşama isteğiyle arasında yakın ilişki vardır. Kısa süreli mesaj gecikmesinden ötürü, zihin sadece kendi reflekslerini mantığa oturtmaya çalışır.
Yüksek yer fenomeni kimlerde daha sık görülür?
Ortaya çıkma nedeni kesin olarak bilinmeyen bu dürtünün daha farklı açıklamaları da vardır. Özellikle anksiyete duyarlılığı yüksek olan kişilerde atlama daha sık ve yoğun hissedilebilir. Bu kişiler, yüksek beden hassasiyeti sebebiyle kalp atış hızındaki artışı ve nefes alıp vermedeki değişimi, normalden daha şiddetli hisseder. Bunun sonucunda oluşan geri çekilme sinyali de benzer şekilde şiddetli olur.
Kaygının bu aşamada tam olarak nasıl etki gösterdiği bilinmese de yaşanan dürtünün kaygı verici olmadığı biliniyor. Çünkü bilim insanları, bu sinyalin tehlikeden ziyade hayatta kalma isteğinin göstergesi olduğunu düşünüyor. Üstelik anlık ve kısa bir dürtüden ibaret olduğundan, uzun süreli planlama gerektiren intihara işaret etmiyor. Dolayısıyla altta yatan depresyon ve tükenmişlik hisleri de bu durumda devre dışı kalıyor.
Özetle; yüksek bir apartmandan aşağı bakarken yaşadığınız atlama dürtüsü, boşluğun sizi çağırdığını değil, hayatta kalma mekanizmalarınızın olması gerektiği gibi çalıştığını gösteriyor.
Kaynak: healthline
İlginizi çekebilir: Zihnin yetişemediği yerde beyin devreye girer mi?