X

Kimlik bunalımı nedir, kimlik krizi yaşadığınızı nasıl anlarsınız?

Kimliğimiz, kendimizi tanımlama biçimimizdir; bizi biz yapan değerlerin, inançların, özelliklerin toplamıdır. ‘Ben kimim?’ sorusunun cevabıdır. Ancak, tanımlandığı kadar kolay değildir; çünkü ‘oldu bitti’ye getirilemez bir olgudur ve değişen, dönüşen, bizi benzersiz kılan her şeydir. Benliğimizle barışık olmak, kim olduğumuzdan emin olmak kendimize olan güvenimizi, sevgimizi, saygımızı artırır. Mevcut kimliğimiz, kişisel gelişim yolculuğumuzun başlangıç noktasıdır. Ancak, her zaman hepimizin kim olduğuna dair geçerli bir fikri olmayabilir. Yaşadığımız birtakım olaylar, duygular, bize ‘kendimizi’ sorgulatabilir; bir nevi varoluşsal sancılarla baş başa bırakabilir. Bu durum, psikolojide kimlik krizi veya identity crisis olarak geçer. Peki, nedir bu kimlik krizi, neden olur ve nasıl anlaşılır gelin beraber bakalım.

Kimlik bunalımına ne sebep olur?

Kimlik krizi, bir akıl sağlığı sorunu veya tıbbi bir durum değildir. Uzman terapist Aki Rosenberg’e göre, kimlik bunalımı veya kimlik karmaşası, her yaştan, cinsiyetten, toplumdan insanın yaşam ve gelişim yolculuğunun ‘normal’ bir aşamasıdır. Hayatımız boyunca birçok şey yaşıyoruz; bazı deneyimlerimiz anlık akıp giderken bazıları derin ve zorlayıcı duygulara neden olabiliyor. Öte yandan içsel olduğu kadar dışsal deneyimler de üzerimizde etkiler bırakabiliyor. Hayatın olağan akışında karşımıza çıkan birçok durum, kendimizi sorgulamamıza zemin hazırlıyor olsa da Rosenberg’e göre, herkes benliğini sorgulamak için farklı nedenlerden tetiklenebilir. Ancak, kimlik krizini tetikleyen en yaygın nedenler arasında:

  • Evden taşınmak
  • İş değiştirmek
  • Sevilen bir kişinin kaybı
  • Ebeveyn olmak
  • Evlenmek
  • Boşanmak
  • Kaza geçirmek
  • Emekli olmak gibi köklü değişimler yer alabilir.

Öte yandan, depresyon, imposter sendromu, duygudurum bozuklukları, anksiyete gibi olumsuz içsel deneyimler de kimlik bunalımına yol açabilir.

Peki, tüm bunlar veya benzeri durumlar sonrasında benliğimizi sorgulayıp sorgulamadığımızı, yani bir kimlik krizi içerisinde olup olmadığımızı anlamanın bir yolu var mı diyecek olursanız, yazımızın devamında kimlik krizinin başlıca sinyallerini bulabilirsiniz.

Kimlik bunalımı yaşadığınızın sinyalleri

İç dünyanıza doğru bir yolculuğa çıkmaya ve kendinizi keşfetmeye hazırsanız işte kimlik krizi yaşayıp yaşamadığınızı anlamanıza yardımcı olacak ipuçları:

1. Aynı sorular zihninizde dönüp duruyorsa

Kendimize dönüp bakmak, iç dünyamızı sorgulamak elbette ki kişisel gelişim için oldukça önemli. Ancak, bazı sorular sonsuz bir döngüde tekrar ediyorsa, kendinizi o döngüden çıkaracak yaşamsal araçlara henüz sahip olmayabilirsiniz. Bu da kimlik krizi yaşadığınızın sinyalini verebilir. Örneğin: Ben kimim? Yaptığım şey önemli mi? Değerlerim, katıldığım bu (ilişki, aktivite, iş) ile örtüşüyor mu? Hayattaki amacım ve tutkum nedir? ve benzeri sorular kimlik krizinde olduğunuza işaret edebilir.

2. Bedeninizle ilgili bir şeyler ters gidiyorsa

Bazen içgüdüsel bir duyguya sahip olmak, vücudumuzun bize bir şeylerin yanlış gittiğini söylemesidir. Örneğin, güvensizlik duygusunu hisseden bedeniniz yorgunluk, motivasyonsuzlukla kendini belli edebilir. Ayrıca, bağırsakların ikinci beynimiz olduğu söylenir; yani sindirim sisteminize, mide-bağırsak hareketlerinize dair sorunlar varsa, bu zihninizde birtakım olumsuzluklar olduğunu ve benlik sorunlarıyla mücadele etmeye çalıştığınızı söylemeye çalışıyor olabilir. Her zaman vücudunuzdan gelen fiziksel sinyallere kulak vermenizde fayda var.

3. “Kağıt üzerindeki” hayatınız, düşüncelerinizle uyuşmuyorsa

Dışarıdan bakıldığında mükemmele yakın bir hayatınız varmış gibi görünmesine rağmen bu durum zihninizle uyuşmuyorsa benliğinizi sorguluyor olabilirsiniz. Örneğin, iyi bir iş, mutlu bir birliktelik, sağlıklı bir vücut, sevdiğiniz insanlar, ilerleyen bir kariyer, maddi refah gibi kağıt üzerinde harika duran varlıklarınıza zihninizdeki şikayetler, sorgulamalar, şüpheler gölge düşürüyorsa çözmeniz gereken bir kimlik krizi olabilir.

4. Etrafınızdaki ilişkiler tuhaf hissettiriyorsa

Pek çok psikolojik araştırma, diğer insanlarla olan ilişkilerimizin kendimizi nasıl gördüğümüzü belirlediğini öne sürüyor. Örneğin, bu, tüm arkadaşlarınızın evlenip çoluk çocuğa karışması ve sizin arkadaş grubundaki tek bekar olmanız, kendi kimliğinizi sorgulamanıza neden olabilir. Ya da abinizin, ablanızın, kardeşinizin hayatındaki birtakım gelişmeler, ‘Ben ne yapıyorum, ne istiyorum, neredeyim, ne zaman onun gibi olacağım’ gibi sorular bu kendinizi sorgulama zamanlarını daha da çıkmaza sürükleyebilir ve sahip olduğunuz ilişkiler o kişileri ne kadar çok sevseniz veya onlar için mutlu olsanız da sizi kötü hissettirebilir.

5. İçinizdeki ses yükseliyorsa

Kimlik krizi yaşadığımız zamanlarda içimizde normalde bir fısıltı gibi kısık olmasına alışık olduğunuz ses, yükselmeye başlayabilir. Bunun sebebi ise bir şekilde dikkatimizi çekmek. Eğer, içinizdeki sesin her zamankinden gür çıktığını ve size bir şeyler söylemeye çalıştığını hissediyorsanız, bu hayatınızda bir şeylere daha fazla dikkat etmeniz için bir sinyal olabilir. Belki de bir şeyleri değiştirmeniz, farklı yapmanız gerekiyordur; içinde bulunduğunuz krizin çözümü o sestedir…

6. Öz değerinizi sorguluyorsanız

Kendinizi sürekli değerinizi sorgularken yakalıyorsanız ya da değersiz olduğunuzu düşünüyorsanız, bu da bir kimlik krizinden geçiyor olduğunuzun sinyalini veriyor olabilir. Sahip olduklarınız ya da olamadıklarınızla, etrafınızdaki insanlarla kendinizi karşılaştırmalarınızla öz değerinizi sorgudan geçiriyorsanız benliğinizle aranızda birtakım pürüzler var demektir.

7. Güvensiz, sevgisiz, depresif hissediyorsanız

Zaman zaman olumsuz duygular deneyimlemek hayatın ayrılmaz bir parçası ve doğal bir yaşam sürecinin ortak bileşenleridir. Ancak, bu olumsuz hisler yaşamınızın normali haline geldiyse; sürekli kendinizi mutsuz hissediyor; kendinize veya etrafınızdaki kişilere güvenmiyor; sevilmeye layık olduğunuza inanmıyor; depresif duygulardan arınamıyorsanız tüm bunlar henüz benliğinizle barışamadığınız anlamına geliyor olabilir.

8. Hayat amacınızı kaybettiğinizi düşünüyorsanız

Yaşamımız boyunca kendimize belli hedefler koyarız, hayallerimizin peşinden gitmeye çalışırız; onlara bazen ulaşırız, bazense hiçbirini elde edemeyiz. Hayat amacımızı değiştiririz, biz geliştikçe, düşüncelerimiz şekillendikçe amacımızı da güncelleriz. Ama

9. 25 yaşın altındaysanız

Evet, şaşırmış olabilirsiniz ama bu da kimlik krizi yaşıyor olma ihtimalinizi etkileyen bir faktör. İnsanın yaşlandıkça daha fazla ‘akıllanmaya’ başladığı konusunda ne düşünürsünüz bilemeyiz ama yaş ilerledikçe beyin de değişiyor. Yapılan bilimsel araştırmalar, insan beyninin 25 yaşına kadar tam olarak gelişmediğine dikkat çekiyor. Bu nedenle kimliklerimiz de 25 yaşına kadar hala değişim içerisinde oluyor. Henüz 25 yaşınızı geçmediyseniz içinde bulunduğunuz kimlik sorgusunun zamanla geçeceğini kendinize hatırlatabilirsiniz.

Kimlik bunalımı ile başa çıkmanın yolları

Tüm bu sinyalleri ya da çoğunu deneyimliyorsanız, muhtemelen içerisinden geçtiğiniz bu kimlik arayışı sürecinin sancılı olduğunu düşünebilirsiniz. Ama kendinizin farkında olarak ve iç dünyanıza dönerek ‘krizi’ fırsata çevirebilir ve yaşamınızı olumlu yönde dönüştürebilirsiniz. İşte kimlik krizi ile başa çıkmanın yolları:

1. Kriz kelimesini kullanmadan deneyiminizi yeniden adlandırın

Ele aldığımız konu ‘kimlik krizi’ olsa da bu, bir doktorun iyileştirebileceği bir şey değil. Bu nedenle kriz demeden içinde bulunduğunuz durumu adlandırmanın bir başka yolunu bulmanızda fayda var. Rosenberg, “Bu deneyimi ‘kriz’ olarak adlandırmanın zararlı olabileceğini belirtiyor; çünkü bahsettiğimiz şey insan gelişiminin sağlıklı ve muhtemelen gerekli bir parçası.” diye açıklıyor. Ve dahası kişinin kimliğini hiç sorgulamamasının daha tehlikeli olabileceğine dikkat çekiyor. Çünkü, büyümek için hayatlarımıza bakmamız, inançlarımızı, değerlerimizi sorgulamamız ve neden ‘burada’ olduğumuzu anlayabilmemiz çok önemli. Kimlik krizini, keşif dönemi veya kendinizi yeniden hizalama fırsatı olarak tanımlamayı deneyebilirsiniz.

2. Çevrenize danışın

Arkadaşlarımız, dostlarımız, ailemiz hepimiz için çok önemli ve hayatımızda büyük bir yere sahip. Onların varlığı, çoğu zaman içinden geçtiğimiz zorlu süreçleri atlatmak için en büyük yardımcımız. Size yakın olan, sevdiğiniz, güvendiğiniz insanlarla yaşadığınız varoluşsal sancıları tartışabilir, içinde bulunduğunuz kimlik bunalımını aşmak için onlara danışabilirsiniz. Sevgi dolu bir iletişimle dolu yeni bir bakış açısı, içinde bulunduğunuz duruma yepyeni bir açıdan yaklaşmanıza yardımcı olabilir.

3. Etrafınızdaki her şeyin size nasıl hissettirdiğini fark edin

Toksik arkadaşlıklar, ilerlemeyen bir iş, mutsuz bir ev/aile yaşantısı… Hayatınızda olup biten her durumun, olayın, gelişmenin, insanın size nasıl hissettirdiğini fark edin. Sizi mutsuz eden bir ilişkiyi bitirmenin, size faydası olmadığını düşündüğünüz işinizden ayrılmanın, daha iyi bir eve çıkmanın vakti gelmiş olabilir. Kendinizi oraya ait hissetmediğiniz ve iyi oluşunuzun zarar gördüğünü fark ettiğiniz her ortamdan, insandan uzaklaşarak kimlik krizinizi aşabilirsiniz.

4. Sınırlar koyun

Etrafınızdaki insanlar da dahil olmak üzere çevrenize, söylenenlere, insanlara nasıl davranıldığına ve vücudunuzun bu ipuçlarına nasıl tepki verdiğine yargılamadan dikkat edin. Yavaşlamak ve gözlemlemek, etrafınızdakileri fark etmenize, deneyimlerinize, duygularınıza daha fazla netlik getirmenize yardımcı olabilir. Kendinizi sorgulamanıza neden olan ortamlardan kendinizi uzaklaştırmak ve benlik duygunuzu korumak için sınırlar inşa etmek, krizi hayatınızdan uzaklaştırabilir.

5. Bu sürecin geçeceğini bilin

Keşke dünyaya gelirken elimize bir rehber tutuşturulsaydı… Ne zaman ne olacak, hangi sıkıntılar ne zaman bitecek, istediğimiz, hayalini kurduğumuz şeyleri elde edebilecek miyiz, hepsinin cevapları olsaydı… Ama o zaman yaşamın ne heyecanı kalırdı, değil mi? Şu an içinden geçtiğiniz süreç, varoluşsal sancılarınızın eşliğinde ne kadar kötü olursa olsun geçecek. Kimse, işlerin ne zaman yoluna gireceğini, daha iyi olacağına dair bir zaman çizelgesi veremez ama her duygunun geçeceğini bilmek bu konudaki en büyük güçtür.

6. Ego ölümünü (ego kaybı) tanıyın

Ego ölümü veya ego kaybı mitolojide derin bir şekilde ele alınan ve Joseph Campbell’in mitolojik bir araştırmasında tanımladığı gibi ‘kendine teslim olma ve geçiş aşamasıdır’. Oldukça yoğun bir konu olarak işlenen ve uzun süreçler, araştırmalar, pratikler, manevi uygulamalar gerektiren bu aşama, en anlaşılır haliyle kişinin yeniden doğmasıdır ve her şey yolunda giderse Rosenberg’e göre özgürleştirici ve rahatlatıcı bir deneyimle sonuçlanabilir. Yani, hayat değişiyor, yaşamlar, deneyimler, duygular değişiyor, etrafımızdaki insanlar, olaylar, durumlar değişiyor; haliyle bizler de değişiyoruz, evriliyoruz.

Egoya tutunmak ve onu bir kimliğe sığdırmak için mücadele etmek yerine, bazı insanlar iç dünyalarnıa yöneldiklerinde ve kendilerine artık hizmet etmeyen her şeyi bıraktıklarında üstlerine oturmayan kimliklerinden sıyrılabilirler. Belki, sizin için de yeniden doğuş vaktidir ve içinden geçtiğiniz süreç aslında bir kriz değil, yeni bir ‘ben’ arayışıdır. Kendinize zaman tanıyın ve en doğru cevapları içinizde bulabileceğinizi unutmayın.

İlginizi çekebilir: Kendini tanıma soruları: 25+1 soru ile kendimizi tanımak

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale