X

Kendin olma cesareti ve olduğun gibi davranabilme: Otantiklik

Kendiniz olun; zaten başka herkes alınmıştır.” Oscar Wilde

Davranışlarınız, kurduğunuz cümleler karşınızdaki insana göre değişiyor mu? Giydikleriniz, yaşadığınız hayat, eviniz, mesleğiniz, arkadaşlarınız özünüzü yansıtıyor mu? Dünyada çok az kişinin kendine, özüne uygun yaşamaya cesareti vardır. Çoğu insan kendi biricikliğinin altını çizmektense sürünün bir parçası olmayı tercih eder. 

İngilizce “authentic” kelimesinin karşılığı olarak kullanılan otantik kelimesi doğal, içten, samimi, doğru anlamına gelmektedir (Turhan, 2007:4). Yaşamda otantiklik bireyin kendinin farkında olması, kabul etmesi ve yaşamını buna göre şekillendirmesi anlamında kullanılmaktadır (Yener, 2018). Harter, otantikliği, bireyin içsel deneyimlediği değerler, arzular ve duygularla tutarlı yollarla kendini açıklaması ve göstermesi olarak tanımlamıştır (2002). Kernis ve Goldman (2006) otantikliği, bireyin günlük yaşantısında gerçek benliğini engellenmemiş bir biçimde yaşama geçirmesi olarak tanımlamaktadırlar. Kısacası otantiklik, başka insanlar tarafından algılanabilecek, kendine karşı dürüst olma duygusu, bireyin gerçek benliğinin farkındalığı, kendine bağlılık ve kendini ifade etme öğesine sahiptir (Chan vd., 2005). Otantik olmak olduğun gibi davranabilmektir.

Araştırmaların da bize gösterdiği gibi otantik olmak bizi mutlu etmektedir. Tel Aviv Üniversitesi’nden Yona Kifer ve meslektaşları tarafından yapılan bir araştırmada katılımcılar iki gruba ayrılmış. Birinci gruptaki katılımcılardan kendilerini otantik hissettikleri, yani kendilerine uygun davrandıkları, düşüncelerini olduğu gibi yansıttıkları bir durumu hatırlamaları ve bu durumu zihinlerinde canlandırmaları istenmiş. İkinci gruptaki katılımcılardansa kendilerini otantik hissetmedikleri bir durumu hatırlamaları ve bu durumu zihinlerinde canlandırmaları istenmiş. Daha sonra her iki gruptaki katılımcılara o anlık durumlarıyla ilgili bir mutluluk testi verilmiş. Bu mutluluk testine göre kendilerini otantik hissettikleri bir durumu hatırlayan birinci gruptaki katılımcıların, ikinci gruptaki katılımcılardan daha mutlu olduğu ortaya çıkmış.

Evet biz gerçekten de kendimize, özümüze uygun yaşadığımız zaman daha mutlu oluruz. Ancak çoğu insan çocukluğundaki otorite figürlerinden kendisinde bir sorun olduğuna dair yanlış mesajlar alarak büyür. Ve bu yüzden de kendini ve özünü saklayarak yaşamayı öğrenir. Sürekli kendi özünü inkar ederek, bastırarak yaşamak insan ruhunda onulmaz yaralar açar. Kişinin kendini sürekli olarak bastırması, kişinin kendine yabancılaşmasına ve mutsuzluğa yol açmaktadır. Bireyin kişiler arası ilişkilerde gerçek benliğini ortaya koyması yani otantik olması psikolojik sağlığa katkı sağlamakta, dış baskıdan ya da cezadan kaçınmak için benliğini ortaya koyamaması psikolojik bozukluklara neden olabilmektedir (İlhan ve Özdemir, 2013).

Gelelim yazımızın başındaki sorulara. Örneğin siz arkadaşlarınızdan veya çevrenizdeki insanlardan onay almak adına kendinizi yadsıyan cümleler mi kuruyorsunuz? Sırf sizi sevsinler diye özünüzü açığa çıkarmadan mı yaşıyorsunuz? Ya da sırf karşınızdakiler mutlu olsunlar diye kendinizi olduğunuzdan daha az zeki, daha az başarılı ya da daha az güzel mi göstermeye çalışıyorsunuz? Daha ne kadar kendinizi bu şekilde feda ederek yaşamınızı sürdürmeye niyetiniz var? Sizce, siz sadece kendiniz olarak yaşamayı hak etmiyor musunuz? Daha önceki yazılarımdan birinde onay ihtiyacımızdan bahsetmiş ve bu ihtiyacı sadece ve sadece kendimizin karşılayabileceğini söylemiştim. Bu fikrimi yineliyorum. Bize nihai onayı verecek insan yalnızca kendimiziz. Biz artık onaylanma ihtiyacı yüksek olan çocuklar değil, hayatını başkalarının onayına ihtiyaç duymadan sürdürebilme kapasitesine sahip yetişkinleriz.

İlginizi çekebilir: Hayal kırıklıklarından korunmak için kendi onayını kendin ver

Siz de birçok yetişkin gibi senelerdir kendinizle iletişim içine girmiyor olabilirsiniz. Hayat mücadelesi yüzünden kendi isteklerinizi, hayallerinizi ve özünüzü unutmuş olabilirsiniz. Dilerseniz kendinizi hatırlamanız için birkaç egzersiz yapabiliriz. Lütfen sevdiğiniz bir deftere bu soruların cevaplarını yazın…

  • Sizce siz kendinize uygun mu yaşıyorsunuz? Giyiminiz, eviniz, arkadaşlarınız ve çalışıyorsanız mesleğiniz sizi yansıtıyor mu?
  • En çok nerede ve ne yaparken kendiniz oluyorsunuz?
  • Siz herkes için aynı kişi misiniz?
  • Kendiniz olmaya en çok kimlerin yanında cesaret edebiliyorsunuz?
  • Çocukken en çok hangi aktiviteleri yaparken mutluydunuz?
  • En büyük çocukluk hayaliniz neydi? Bu hayal gerçekleşti mi?
  • Otantik, kendi özüne uygun yaşayan insanlardan bahsedince aklınıza kimler geliyor? Bunun bir listesini yapabilir misiniz? Sizce bu insanların ortak özellikleri nelerdir?

Tabii ki biz karşımıza çıkan her insana varlığımızın tüm yönlerini açamayız. Zaman zaman kendimizi korumak adına sosyal maskemizi yüzümüze geçirmek zorundayız.

Ama ya bu maskeler derimize sımsıkı yapışıp bizi artık aynada gördüğümüz insana tamamen yabancı hale getiriyorsa? Unutmamak gerekir ki hayatımız kendimizi yaşayabilme cesaretimize göre büyür ya da küçülür. Otantik insanlar kendi özlerine uygun yaşadıkları için bulundukları ortama farklı bir ışık yayarlar. Otantik insanlar kendilerini toplumun onlara dayattıklarına uymak zorunda hissetmezler. Onlar kendi doğrularının peşinde gidecek kadar yüksek bir özgüvene sahiplerdir. Dünyanın en ünlü şarkıcılarından Barbra Streisand sürünün bir parçası olsa ve kemerli burnuna estetik yaptırsaydı sizce içindeki gerçek enerjiyi bize bu denli kuvvetli yansıtabilir miydi? Stresiand estetiksiz burnu ile “ben buyum ve bu olmaktan memnunum” mesajı vermektedir. Ve bu mesaj gerçekten de çok güçlü bir mesajdır. Unutmayın bir insana en çok yakışan kendi olmaktır. Peki ya bizim varlığımızla, fiziğimizle, giydiklerimizle, konuştuklarımızla alabildiğine kendimiz olma cesaretimiz var mı?

Sorularınız için bana rsolaker@gmail.com adresinden ulaşabilirsiniz. Kendini iyi hissetmekle ilgili egzersizleri ise Instagram hesabımdan paylaşıyorum.

Bu yazının tüm hakları Rana Kutvan’a ve Uplifers’a aittir. İzinsiz ve uygun şekilde referans verilmeksizin kopyalanması, çoğaltılması ve başka mecralarda paylaşılması kesinlikle yasaktır.

İlginizi çekebilir: Varoluşsal bir huzursuzluk hali: Huzursuz ruh sendromu

Kaynaklar:

  • Chan, A., Hannah, S. T. ve Gardner, W. L. 2005 ‘Veritable Authentic Leadership: Emergence, Functioning, and Impacts’, Monographs in Leadership   and management, 3, 3-41.
  • Harter, S. (2002), “Authenticity”, C. R. SNYDER ve S. J. LOPEZ (Ed.), Handbook of Positive Psychology, London: Oxford University Press, 2002, 382-394.
  • İlhan, T., Özdemir, Y. (2013). Otantiklik Ölçeğinin Türkçe’ye Uyarlanması: Geçerlik ve Güvenirlik Çalışması. Türk Psikolojik Danışma ve Rehberlik Dergisi. 5(40), 142-153.
  • Kernis, M. H.,& Goldman, B. M. (2006). A multi-component conceptualization of authenticity: Theory and research. In M. P. Zanna (Ed.), Advances in experimental social psychology (pp. 283-357). New York: Academic press.
  • Kifer, Y., Heller, D., Perunovic, W.Q.E. and Galinsky, A.D. (2013). The good life of the powerful: The experience of power and authenticity enhances subjective well-being. Psychological Science: Research, Theory, and Application in Psychology and Related Sciences, 24, 280–8
  • Turhan, Muhammed. 2007. Genel ve Mesleki Lise Yöneticilerinin Etik Liderlik Davranışlarının Okullardaki Sosyal Adalet Üzerindeki Etkisi (Yayımlanmamış Doktora Tezi), Elazığ, Fırat Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, 2007
  • Yener, Serdar. (2018). Psikolojik Rahatlık Algısının Otantik Liderliğin Sinizm Üzerindeki Etkisinde Aracı Rolü. Eskişehir Osmangazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi. 13. 10.17153/oguiibf.335447.
Psikolog Rana Kutvan: İstanbul doğumlu olan Rana Kutvan lise öğrenimini Nişantaşı Kız Lisesi’nde tamamladı. Önce LCC’de bir sene akabinde de İstasyon Sanat Merkezi’nde iki sene süren bir moda eğitimi aldıktan sonra çeşitli firmalarda stilist olarak görev aldı. 1997-2008 tarihleri arasında New York’ta ikamet etti. Türkiye’de almış olduğu moda eğitimini Parsons School of Design’dan almış olduğu derslerle pekiştirdi. Kutvan moda eğitiminin yanı sıra City University of New York’a bağlı Hunter College’da Psikoloji ve Sanat Tarihi üzerine çift anadal lisans eğitimi görerek cum laude (yüksek onur) derecesiyle mezun oldu. Hunter College’a devam ettiği süre zarfında dünyanın önde gelen psikologlarından Albert Ellis’in Enstitüsünde staj yaptı. Bu staj süresince Ellis’in bulmuş ve de geliştirmiş olduğu Rational Emotive Behavior Therapy (REBT)’i yakından inceleme fırsatı buldu. Kutvan, Albert Ellis Enstitüsündeki stajının yanı sıra New York’un önemli psikoloji enstitülerinin düzenlediği workshoplara katıldı. Kutvan 2008 Mayıs ayında Türkiye’nin ilk Kişisel Gelişim ve Stil Danışmanlığı merkezi Karakter A’yı kurdu. Kurumsal ve bireysel hizmetler veren Rana Kutvan’ın referansları arasında Braun, CNN TÜRK, Aras Kargo, TURKCELL, Kuveyt Türk, Doğan Holding gibi şirketler vardır. Kutvan bireylere ve kurumlara Stres Yönetimi, Kadın Liderliği, İş Özel Yaşam Dengesi, Zaman Yönetimi, Kadın Ruhu isimli workshop çalışmaları düzenlemektedir. Kutvan Karakter A’nın yanı sıra 2008-2012 tarihleri arasında Profesör Dr. Kerem Doksat’dan süpervizyon aldı. Kutvan psikoloji ve kişisel gelişim çalışmalarında holistik bir yaklaşım uygulamaktadır. Rana Kutvan anadili olan Türkçe’nin yanı sıra anadili düzeyinde İngilizce, iyi derecede Fransızca, İtalyanca konuşmaktadır.

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale