X

Temmuz ayı sergi rehberi

Yaz ayları, İstanbul kültür ve sanat rotasının en renkli olduğu dönemlerden. Büyük ölçekli etkinliklerden uzun süreli projelere uzanan sergi rotası, kentin dört bir yanını ele geçirmiş durumda. Kentin en modern müze ve galerilerinin yanı sıra yenilenmiş kültürel miraslarına taşınan sergiler, sanat dünyasına multidisipliner bir çerçeveden bakmanızı sağlıyor. Kimlik, aidiyet, dönüşüm, toplumsal cinsiyet ve öz benlik gibi birbirinden farklı temalara sahip olan İstanbul sergileri, ziyaretçilerini yepyeni bakış açılarını sorgulamaya davet ediyor. Hazırsanız, bu içeriğimizde kentin sonlanmaya yaklaşan sergilerini ve en dikkat çekici uzun süreli projelerini yakından keşfedeceğiz!

Balearic Constellations | Art on İstanbul, 11 Temmuz’a kadar

(Görsel: artfulliving)

Fran Aniorte’nin kişisel sergisi Balearic Constellations; toprak-ruh, sanat-zanaat, madde-ruh gibi ikili kavramlar arasında şiirsel bir anlatı kurguluyor. İkili kavram eşleşmeleri üzerinden tasarlanan eserler, dönüşümün içindeki dinamiği ortaya çıkarıyor. Ateş ve dokunma hafızasını yansıtan parçalar, adeta bu kurguda yepyeni bir varlık kazanarak izleyici karşısına çıkıyor. Yıldızların ritminden hareket eden imgeler Akdeniz’in rahat ve özgür ruhundan ilham alıyor ve kuşlar, bitkiler, tohumlar ile birleşen rengarenk bir dil oluşturuyor.

O gün çok yağmur yağdı | Zilberman İstanbul, 18 Temmuz’a kadar

(Görsel: unlimitedrag)

Eşref Yıldırım’ın kayıp kavramını incelediği bu sergi, oldukça bireysel bir deneyimi gözler önüne seriyor. Sanatçının kaybettiği köpeği Yağmur’un ardından şekillenen sergi, üretim sürecindeki aile üyesinin kaybıyla birleştiğinde oldukça duygusal bir kürasyona dönüşüyor. Yasın bedende, mekanda ve imgelerde bıraktığı izlerden hareketle şekillenen her bir eser somut ve soyut kayıp alanlarına odaklanıyor. Gündelik yaşamdaki boşluklardan rutin tekrarlara ve döngüsel kırılmalara uzanan anlatı, kaybı sadece eksilme kavramıyla açıklamıyor. Aynı zamanda yas deneyiminin ne kadar bireysel olsa da kolektif bir dayanışma biçimi olabileceğini gösteriyor.

Çatallanan Yollar | SANATORIUM, 18 Temmuz’a kadar

(Görsel: gazeteoksijen)

Sergen Şehitoğlu’nun bu kişisel sergisi, ilhamını ve adını Jorge Luis Borges’in “Yolları Çatallanan Bahçe” adlı hikayesinden alıyor. Hayattaki seçimler, önü kapalı yollar ve tekrarlanan eylemler ile ilerleyen hikaye adeta bir labirent modeline dönüşüyor. İçinde yaşadığımız yaşam dinamikleri üzerinden gözetim ve varoluş alegorisine dair derin bir yüzleşme sunuyor. Sergideki mekansal düzenleme de bu algoritmik ritmi takip ederek ilerliyor ve izleyiciye tüm sistem içindeki değişken olduğu hissi veriyor.

Yılların Köpüğü | x-ist, 18 Temmuz’a kadar

(Görsel: kitaptansanattan)

Serkan Yüksel’in farklı dönemlerde ürettiği eserlere yer veren Yılların Köpüğü; dünyaca ünlü Samuel Beckett, Boris Vian ve Julio Cortázar gibi yazarların metinlerinden ilham alıyor. Edebiyat sanatını görsel sanatla birleştiren çalışmalar tekrar eden figürler üzerinden oldukça organik bir dil yaratıyor. Bitki, kafes, kök ve su gibi motiflerin tümü bireyin bekleme, dönüşme, sıkışma ve direnç gibi hallerini tanımlıyor. Tüm bu görsel şölen bireysel deneyimin yanı sıra toplumsal yapıya dair de önemli sorgular ortaya çıkarıyor.

Süreç: Ham & Löv | PG Art Gallery, 25 Temmuz’a kadar

(Görsel: sanatokur)

Metin Ertürk’ün “varoluş” teması üzerinden kurguladığı sergi, içindeki elemanlarla izleyiciyi sonuç ürüne değil, sürecin ta kendisine odaklanmaya zorluyor. Hayatın içinde karşılaşılan tüm deneyimlerin bir tür kırılma, yüzleşme ve dönüşüm pratiği olduğu fikriyle birleşiyor. İnsanın yaşadığı deneyimin sadece anılar üzerinden değil, kişilik ve varoluş katmanları üzerinden de ilerlediğini söylüyor. Bu içsel çözülmeyi görünür kılmaya çalışırken tanıdık duygu ve düşünceleri adeta maddeleştiriyor ve anlamın zamanla nasıl değiştiğini hatırlatıyor.

Canavarların Vaatleri | Hara, 26 Temmuz’a kadar

(Görsel: haraistanbul)

Hara’da izleyiciyle buluşan Canavarların Vaatleri, küratör Ezgi Hamzaçebi liderliğinde farklı disiplinlerden sanatçıların eserlerini bir araya getiriyor. Fotoğraf, video, heykel ve video sanatı gibi farklı mecralarda üretilen eserler; hem kişisel hem kolektif bir anlatının tekil parçalarını tanımlıyor. Sergi konseptine özel yapılan çalışmalarda sabit kategoriler yerine beden ve kimliğin askıda ve eşikte kalma hali ele alınıyor. 

Rhapsody | Galeri 77, 4 Haziran – 29 Ağustos

(Görsel: artfulliving)

Narek Arzuanyan ve Artur Eranosian’ın resim sanatına yaklaşımını merkeze alan sergi, iki sanatçının eserleri arasında karşıtlık ilkesine dayalı bir diyalog kuruyor. Karamsar ve vahşi temalara odaklanan Arzumanyan ile duru ve pürüzsüz çalışmalar sergileyen Eranosian’ın eserlerini aynı anda keşfetme şansı sunuyor. Bir tarafta mitolojiyle yoğrulmuş yoğun ve derin dokular yer alırken, diğerinde daha esnek ve özgür bir anlatı bulunuyor. Bu özel sergi ziyaretçilerini, kişisel katmanları keşfetmeye ve eserlere bambaşka bir gözle bakmaya davet ediyor.

Kolektifin Belleği: İBB Koleksiyonları | Artİstanbul Feshane, 13 Aralık – 30 Ağustos

(Görsel: habername)

İBB Kültür ve İBB Miras tarafından hayata geçirilen bu sergi, İstanbul’un kültürel mirasını Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan geniş bir sanatçı izleğinde görünür kılıyor. Toplam 627 eserin yer aldığı seçkide; Tevfik Fikret, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Abdülmecid Efendi ve Gentile Bellini gibi sanat tarihine yön göstermiş isimlerin sanatsal üretimi izleyici karşısına çıkıyor. Sergi eserleri yerel kimliği hatırlatırken sergi mekanının kendisi de benzer bir deneyim sunuyor. Restorasyon sonrası yeniden işlevlendirilerek kente kazandırılan mekan, kolektif üretimin önemini tekrar hatırlatıyor.

Barı-n/mak | Müze Gazhane, 19 Mayıs – 30 Ağustos

(Görsel: gazetekadıköy)

İBB Kültür’ün farkındalık yaratıcı işlerinden olan sergi, sokak hayvanlarının barınma ve barınamama sorunu mercek altına alıyor. Sanatın dönüştürücü gücü üzerinden hayvan hakları savunuculuğu yapan eserler, 27 çağdaş sanatçının işlerinden oluşuyor. Kent insanlarının ve hayvanların birlikte yaşam ilkesini, en temel haklardan olan barınma hakkı ile somut hale getiriyor. Müze Gazhane’nin büyüleyici atmosferiyle bütünleşen sergide, türler arası dayanışmanın ve sosyal sorumluluğun altı çiziliyor.

Hatıralar Bahçesinde Buluşma | Müze Gazhane, 19 Mayıs – 30 Ağustos

(Görsel: birgüngazetesi)

Müze Gazhane’nin yaz sezonunda en çok dikkat çeken bir diğer projesi, Yeşilçam’ın yaşayan efsanesi Türkan Şoray’a saygı niteliği taşıyor. İbrahim Karaoğlu’nun kürasyonuyla izleyiciyle buluşan eserler arasında Türkan Şoray’a ait resimler, fotoğraflar ve kostümlerin yanı sıra özel enstalasyonlar ve son dönem yapıtlar bulunuyor. Bellek ve hatırlama kavramlarını merkeze alan sergi esasında kadınlığı ve doğayı harmanlayan bir evrene dönüşüyor. Şoray’ı merkeze alan her çalışma; kadının toplumdaki farklı hallerini, içsel yalnızlığını ve aynı zamanda direncini gösteriyor.

Dün ile Bugün | Şerefiye Sarnıcı, 12 Haziran – 31 Ağustos

(Görsel: sanatmat)

Seçkin Pirim’in kentteki en yeni kişisel sergisi olan Dün ile Bugün, hem odaklandığı tema hem sergi mekanının özelliği ile dikkat çekiyor. Şerefiye Sarnıcı’nın içine ve önüne yayınlanan eserler, mekana özel aydınlatma düzenekleri ve yansımalar ile birleşerek çok katmanlı bir hikaye aktarıyor. Sanatçının ürettiği formlar ve şekiller, mekandaki ışık ve gölge dengesine göre karakter değiştirdiğinden her seferinde farklı bir unsuru vurguluyor. Tarihi sütunlar ve mimari elemanlar, sanatçının geometrik formları ile bütünleşerek adeta mekana özgü görsel bir dansa dönüşüyor. Bir diğer anlamda dün ile bugünü, şimdi ile yarını birleştiriyor.

Baktığı Yerde Başka Bir Dünya | Bulgur Palas, 13 Şubat – 16 Ağustos

(Görsel: euronews)

Kentin yedinci tepesinden kente bakan Bulgur Palas, Feruz Ertürer’in çok özel karelerini ziyaretçilerle buluşturuyor. Sanatçının 75 yılı aşan sanat hayatından özel olarak seçilen fotoğraflar, Ertürer’in 1950’lerde başlayan kariyerini ve devamındaki süreci kesintisiz şekilde aktarıyor. Bir yandan sanatçı olma yolunda atılan adımları ve önemli kararları gözler önüne sererken, diğer tarafta Türkiye tarihinin sosyal ve kültürel dinamiklerine dair önemli bir izleğe dönüşüyor. Birey üzerinden başlayan tema toplumsal bir yapıya dönüşerek kent katmanlarıyla birleşiyor.

Yoko Ono: İçses ve İçyapı | Sakıp Sabancı Müzesi, 25 Haziran – 25 Aralık

(Görsel: artcolumn)

Sabancı Üniversitesi ve Akbank katkılarıyla hayata geçirilen bu çok özel sergi, çağdaş sanatın en ünlü ve etkili isimlerinden Yoko Ono’nun eserlerini kente taşıyor. İngiltere, Almanya ve İspanya’daki gösterimlerinin ardından İstanbul’a gelen bu taze sergi, İstanbul kültür-sanat çehresine farklı bir renk katıyor. Sanatçının 1960’lara uzanan üretim hayatını gözler önüne sererken fotoğraf, video, şiir, heykel ve desen gibi birbirinden farklı mecralara odaklanıyor. Bu çok disiplinli kurgu, Ono’nun fiziksel ve zihinsel süreçlerine dair değerli bir öngörü sunuyor. İzleyiciyi ise bu kurguya doğrudan dahil ederek katılımlı ve paylaşımlı bir alan yaratıyor.

İlginizi çekebilir: Londra’da ziyaret etmeniz gereken ilham verici müzelerLondra’

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!
İlgili Makale