X

“Kanserle Dans” ettik, ediyoruz, edeceğiz

Kanserle Savaşanlara Destek Sitesi

Kanserle dans, kanser hastalarına destek ve yardım amacıyla önce blog olarak ortaya çıkmış; daha sonra sosyal medya üzerinden hızla büyümüş bir paylaşım platformu. Kanserle Dansblog olarak ortaya çıkmış; projesinin kurucuları Ebru Tontaş ve Esra Ürkmez de Amerika’da yaşayan ve en yakınlarındaki insanları kanser yüzünden kaybeden iki arkadaş.

Kanser hastalarına ve yakınlarına destek olmak adına çıktıkları bu yolda; bize hem kendilerini hem de “Kanserle Dans”ı anlattılar. Kanserle Dans nedir? Hedef kitlesi kimlerdir? Projeye destek olmak isteyenler ne yapmalılar?... İşte projenin yaratıcılarından “Kanserle Dans” hakkında merak edilenler;

1.    Öncelikle kurucular olarak sizleri kişisel olarak biraz tanımak isteriz. Ebru Tontaş ve Esra Ürkmez  kimdir? Biraz kendinizden ve yaşamınızdan bahsedebilir misiniz bize?

Kanserle Savaşanlara Destek Sitesi

Ebru Tontaş: 12 yıldır San Francisco’da yaşıyorum. Sağlık ve eğitim alanında pek çok uluslararası dernekte görev aldım.

Şikâyet etmek sözlüğümde yok; imkân yaratmaya, yoksa var etmeye çalışırım. Esra’yla beraber 1,5 senedir başımızı bu gönül işine koyduk ve ilk günden beri amacımız ‘bir kişiye bile fayda sağlayabilirsek ne mutlu bize’. Yüzlerce, belki binlerce kişiye ulaştık fayda anlamında. Aldığımız mesajlar ve arkamızdaki her gün çoğalan gönüllü ordusu bunu gösteriyor.

 

Esra Ürkmez:  Ben New York’ta yaşıyorum. Günlerim işim; Kanserle Dans işleri, projeleri ve çocuklarım arasında hızla geçiyor. Kanserle Dans her geçen gün daha fazla zaman ve emek istemeye başladı. Bazen yetişebilmek için gece yarısı kalkıp e-maillere ve Facebook’tan gelen mesajlara yanıt veriyorum. O zaman da “Kanserle Dans ailem” mesaj atıyor özelden beni online görünce. Ablacığım uyusana, dinlenemiyorsun, sana ihtiyacımız var diye. O zaman daha bir şevkleniyorum uyuyacağıma.

 2.    Kanserle dans projesi nedir? Projenin ortaya çıkışı nasıl oldu? Kanserle Dans fikrini hayata geçirmeye karar verme aşamasında ne gibi faktörler etkili oldu? Projenin içeriğinden bahsedebilir misiniz biraz?

Esra Ü. : Kanserle Dans, 2012’de blog ve Facebook sayfası olarak başladı. Ben babamı 2012 yılının Ocak ayında pankreas kanserinden kaybettim. Ebru’nun da babasına da o zamanlarda prostat kanseri  teşhisi kondu. İkimiz de Amerika’da yaşıyoruz ve bu süreç boyunca Türkçe doğru kaynak bulmada yaşanan zorluğu ve bilgi eksikliğini farkettik.

Bizim tercüme ettiğimiz haftalık iki yazıydı ilk hedefimiz. Bir senenin sonunda baktık ki, gönüllü aile fertlerimiz sayesinde her gün bir yazı koymuşuz blogumuza. Bir anda çok hızlı bir şekilde pozitif enerji ve sevgi paylaşan, birbirinin elinden tutan, kocaman, 20,000 kişilik bir aile olduk Facebook’ta.

Kanserle Savaşanlara Destek Sitesi

Ebru T. : Biz kendi ailemize destek ve bilgi sağlamak amacıyla Amerika’daki pek çok uzmanlaşmış kanser derneğinin internet sitelerini araştırdık. Çok fazla sayıda kaynak olmasının ötesinde; bilgiyi bu konuyu hiç bilmeyen kişilerin bile anlayacağı, faydalanacağı şekilde sadeleştirerek, görsellik katarak, kuru bilgiden pratik bilgiye geçirebildiklerini gördük.

Bir konuyu anladığınız, soru sorabildiğiniz zaman kendinizi tedavi ekibinin gerçek anlamda bir parçası olarak görüyorsunuz. Biz de bu bilgileri tercüme edip, sonrasında gönüllü olarak bize destek veren doktorlara inceleterek paylaşmaya başladık.

İlk günden beri amaç bilgi kirliliğine karşı mücadele, her konuyu güvenilir ve objektif kaynaklar ile yansıtmak, ve herkesin anlayabileceği bir dille derlemek. Bize bu konuda destek veren uzman kadromuz ve yazarlarımız zaman içinde çoğaldı.

3.    Kanserle dans projesinin hitap ettiği kitleden bahsedebilir misiniz? Hedef kitleniz kimler? Bu kitleye ulaşabilmek için ne gibi adımlar izliyorsunuz?

Kanserle Savaşanlara Destek Sitesi

Ebru T. : Hedef kitlemiz sloganımızda gizli: “Ya sen, ya ben, ya da sevdiğin kanserle dans ettik, ediyoruz, edeceğiz.” Kanserden o ya da bu şekilde etkilenmemiş çok az insan var. Biz hem kanserin önlenmesi, hem erken teşhis, hem de tedavi sırası ve sonrasında psiko-sosyal destek alanına eğiliyoruz. Öncelik farkındalık yaratmak; risk faktörleri konusunda yaşam tarzı değişikliğine teşvik ve genel olarak sağlıklı yaşama özendirme.

Blog ve Facebook demografiklerimizi yakından takip ediyoruz. Tedavi gören, görmüş veya sadece bilgilenmek isteyen bir kitleye hitap ediyoruz. En anlamlısı da pek çok tıp ve hemşirelik okulu takipçimizin bizlerden ilham aldığını ve empati kurabilmek için aramızda bulunduğunu söylemesi.

Bu kitleye ulaşmak için il il gönüllülerimizin düzenlediği aktiviteler, sosyal medya üzerindeki geniş alanlı ulaşımımız ve tabii ki diğer kurum ve derneklerle yaptığımız iş birlikleri etken. Yelpaze gittikçe genişliyor.

  4.    Projenin hayata geçirilmesinden çok daha zor olan bir aşama var ki o da projenin sürdürülebilmesi. Bu aşamada destek aldığınız birileri var mı? Proje ekibinizden bahsedebilir misiniz? Projenin hedef kitlenize ulaşması sürecinde nasıl bir yol izliyorsunuz?

Esra Ü. : Sanırım Ebru ile beraber bu işe başlarken neysek hala oyuz. Sonuna kadar varımızı, yoğumuzu, sevgimizi, emeğimizi vereceğiz dedik. Hala aynı düşünüyoruz ve her geçen gün gönüllü ekibimiz büyüyor.

Gönüllülerimiz “Kanserle Dans” etmiş olanlar, hasta yakınları, doktor ve hemşire grubu veya sadece bize inanıp bir şeyler yapmak isteyen güzel insanlardan oluşuyor. Artık ikimizin veya sadece yönetim kurulu veya genel kurulumuzun üstesinden gelebileceği bir proje olmaktan çıktı. Yapmak istediklerimiz, yapabileceklerimiz ve hedeflerimizin daha başındayız aslında.

Projelerin kitleye ulaşması şu anda internet aracılığı ile başladı. Bitmiş olan broşür, DVD gibi bilgilendirme odaklı projelerimiz de hastanelerde dağıtılmaya başlandı. Ayrıca daha büyük kitlelere ulaşabilmek için bakanlık ile görüşmelerimiz devam ediyor.

5.    Beraber çalıştığınız ya da işbirliği içinde olduğunuz başka sivil toplum kuruluşları da var mı? Bu güne kadar Kanserle Dans olarak ya da başka organizasyonlarla birlikte yapmış olduğunuz projeler neler?

Bizim ilk günden beri ilkemiz “birlik ve beraberlik ile daha büyük kitlelere ulaşmak”. Sonuçta amacımız belli: doğru bilgi ile erken teşhis, bilinçli tedavi, bütün bu süreçler boyunca da medikal ve psikolojik olarak karşılıksız destek. Gerek başka dernekler, gerek ilaç firmaları ve hastaneler ile çalışmaktan mutluluk duyuyoruz.

Amerikan Hastanesi ve Kanser Savaşçıları Derneği ile ortaklaşa bitirmiş olduğumuz “Aileden Biri Kanser Olursa” kitabımız, ayrıca “Can ve Canavar” adlı Hollanda’da ödül almış bir DVD’nin izni alınarak çoğaltılmış kopyaları yeni biten projelerimiz arasında.

LIV Hospital ile basımı bitmiş olan “Kendi Kendine Meme Muayenesi” duşluğumuz ve kemoterapi günlüğüm adı altında bir buzdolabı magnet projemiz var.

Kolon Kanseri kitapçığımız basımda.

İstanbul Aksoy Matbaanın basımını ücretsiz üstlenmiş olduğu “Annedeki Kitle” adlı bir çocuk kitabımız var, kanseri çocukların anlayabileceği bir şekilde anlatan.

Ankara Alp Yayıncılık ve Hayata Renk Ver Derneği ile olan ortak çalışmamız Sevim’in boya kitabı yine çocuklara çevrelerindeki yaşıtlarının kanserle dansını anlatan bilgilendiren bir boya kitabı.

İstanbul Pele Giyim t-shirtlerimizi bedava bağış amaçlı üretti.

Bengü Şen Tasarım yaka iğnelerimizin tasarım ve üretimini üstlenerek bağışladı.

Emre Ertürk, Kanserle Dans Sosyal Sorumluluk adı altına kız ve erkek çocuklar için t-shirt dizaynını bitirdi. Caner Bebe ücretsiz üretimini üstlenerek derneğimize yardımda bulunuyor.

Madem adımız Kanserle Dans, o zaman bir jingle’ımız olsun dedik. Sevgili Demet Sağıroğlu ve Sevgili Aranjör Cihan Sezer hemen gönüllü olarak çalışmaya başladılar; birkaç güne onu da paylaşmaya hazır olacağız.

 

6.    Bu sene 17 Kasım’da gerçekleştirilecek olan Avrasya Maratonu’nda Kanserle Dans da büyük bir ekiple yer alıyor bildiğimiz kadarıyla. Projenize destek olmak isteyen okuyucularımız bu noktada nasıl bir yol izlemeliler? Bağış toplanması ve destek sürecinden bahsedebilir misiniz? Size bir şekilde destek olmak isteyen insanlar sizlerle nasıl iletişime geçebilirler? Maddi destekte bulunmak isteyenler hangi kanallar aracılığıyla bağışta bulunabilirler?

Gönüllü olarak destek vermek isteyenler bize kanserledans@gmail.com adresinden ulaşabilir. Maddi destek için ise bağış bilgilerimiz;

7.    Avrasya Maratonu dışında programınızda herhangi bir bağış ya da destek etkinliği var mı? Gelecek projelerinizle ilgili neler söylemek istersiniz?

Önümüzdeki birkaç ay içinde üzerinde çalışmamız devam eden bir belgesel projemiz, Ankara’da başka bir dernekle planladığımız kermesimiz, nisan ayında gerçekleştirmek istediğimiz panayırımız şu anda üstünde çalıştığımız projelerden birkaçı. Bunun dışında teknik ekibimiz önderliğinde birçok animasyon, kitapçık ve kısa filmler var listemizde.

8.    Uplifers hakkında neler düşünüyorsunuz? Okuyucularımıza iletmek istediğiniz bir mesaj var mı?

Uplifers çok özel ve etkili bir yayın. Zaman zaman sizlerin sayfasında gördüğümüz hatırlatmaları bizler de paylaşıyoruz.

 

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale