X

Hayır demek neden zordur: “Ayıp olmasın” korkusu kendi isteklerinizin önüne geçmesin

“Bu hayatın yarısı çok hızlı evet demekle, diğer yarısı da zamanında hayır diyememekle geçiyor.”
Josh Billings

Misafirlikte önünüze gelen o fazladan bir tabak yemek, aslında göreviniz olmamasına rağmen işyerinde size verilen görev, hiç içinizden gelmediği halde ortama uymak için gittiğiniz o mekan, sade kahve siparişine karşılık gelen orta kahve… Ayıp olmasın, işten kaçtığım düşünülmesin, dışlanmayayım diyerek ufak gibi görünen gündelik tavizler.

Kültür denilen o büyük miras kaynaklı sahip olduğumuz “ayıp olmasın” emniyet kemeri ile sosyal hayata karışıyoruz. Bu kalın çizgi bizim bireysel sınırlarımızdan önemli hale geliyor. Kimi zaman eve gelen misafire yerimizi veriyoruz, kimi zaman varlık ve benlik sınırımızın aşılmasına ses çıkarmıyoruz. Dışlanmak, sevilmemek, işten kaçıyor gibi gözükmemek, tartışmaya neden olmamak ve daha nice korkular yüzünden hayır diyemiyoruz. Tüm bunlar yerine içten içe kendimizle çatışmaya girmeyi tercih ediyoruz. Bütünlüğünü özenle korumakla sorumlu olduğumuz sınırımızın ihlaline izin verdiğimiz için öz saygımızı zedeliyoruz kimi zaman.

Hâlbuki hayır demek; kişisel, duygusal, fiziksel sınırlarımızı korumak, bizi daha tutarlı, huzurlu ve özgüvenli bireyler yapıyor. Olası dış dünya çatışmasından kaçmak yerine bitmek bilmeyen iç dünya çatışmasına girmemizi engelliyor. Böylece bizler dış dünya ile daha dengeli, tutarlı ilişkiler yürütebiliyoruz. Çeşitli sebeplerden koruyamadığımız her alan için başka bir alanı hararetle savunmamıza gerek kalmıyor. Bir kere içinde bulunmak istemediğimiz koşulları mecburen kabul ettiğimizde sadece içimizde çıkan isyan duygusuyla baş etmeye çalışmıyoruz, aynı zamanda “hayır” deme kasımıza da bir darbe indiriyoruz.

“Hayır” demek konusu ile kişisel hayatım üzerinden değerlendirmeler yaptığım, yüzleştiğim dönemde karşıma Destek Yayınları – Hayır Diyebilme Sanatı kitabı çıktı. Kitap, oldukça hafif bir dile sahip olsa da çeşitli örneklerle olayın bütününü sunuyor.

Kitaptan öne çıkan birkaç madde şu şekilde:

  • Varlık ve benlik sınırı, hayır diyebilen, ne istediğini ve ne istemediğini iyi bilenlerin inşa edebildiği, yaşam kalitesini artıran güçlü ve özel bir alandır.
  • Kendi hayatınızın dümenini elinizde tutabilmek hayır diyebilmekten geçer. Hayır diyemeyenlerin rotasını başkası çizer.
  • Hayır diyebildiğiniz her noktada hayat resminizi sağlam bir çerçevenin içine almış olursunuz. Hayırlarınız hayat çerçevenizdir.
  • Hayır diyerek sadece nerde durduğunuzu değil, başkalarının da nerede durması gerektiğine işaret edersiniz.
  • Kendinize biçtiğiniz değerin karşılığını başka yüzlerde aramak samanlıkta iğne aramak kadar beyhudedir, yorucudur, gereksizdir.
  • Neyi kolayca onaylıyorsunuz fark edin, inceleyin.
  • Hangi konularda kendinize güvenip güvenmediğiniz çok değerlidir.
  • Çatışmadan kaçmanın yolu evet demek değildir, bu ancak kısa süreli çözümler, anlık rahatlamalar sağlayabilir.
  • Hayır dediğiniz konularda çözüm bulmak sizin vazifeniz değildir.
  • Önceliklerinizi doğru sıralamanız gerekmektedir, aksi takdirde her talebi yerine getirmeniz mümkün değildir.
  • Hayır, gelemem, üzgünüm” demek aslında yaptığınız işin içinde kendi adınıza suçluluk hissettiğinizi gösterir.

İlginizi çekebilir: Dünyanızı değiştirmek istiyorsanız işe zihninizden başlayın

Gamze Nokay: 2009 yılında işletme bölümünü bitirdikten sonra farklı kültürlerden beslenmek için 2 yıllığına Londra’ya gitti. Londra’da Kurumsal İletişim eğitimini tamamlandıktan sonra Türkiye’ye dönerek profesyonel iş hayatına kurumsal bir şirkette başladı. Çalışma hayatı ve gündelik yaşamın da etkileri ile hepimiz gibi; esneklik, öz şefkat, farkındalık gibi alanlarda gelişime ihtiyaç duydu (ya da ihtiyaç duyduğunu fark etti). Bu doğrultuda yoga, meditasyon, midnfulness gibi araçlardan beslenmenin yanı sıra MBSR ve Self-Compassion gibi eğitimler ile bu konularda derinleşmeye başladı. LÖSEV ve TEGV’de gönüllü olarak başlattığı STK çalışmalarına; Good4Trust.Org’da 2019 yılından itibaren gönüllü iletişim koordinatörü olarak devam ediyor. Kurumsal hayattaki yolculuğunun yanı sıra; farkındalık ve gönüllülük çalışmaları ile ruhunu beslemeye devam ediyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale