X

Hayatımızdaki en zor soru; “yaşadıklarımdan ne öğrenmeliyim?”

Diğer tüm olasılıklar oldukça kolaydır, yani diğerini suçlayabileceğimiz, heyecan ile “kurban” rolüne bürünebileceğimiz, “ben” değil “sen” diyerek o muhteşem parmağımızı hayata çevirebileceğimiz tüm olasılıklar oldukça kolaydır… Çünkü suçlamak “ben” kavramını akıştan siliverir, diğer kişi yapmıştır, hayat istediğimizi vermemiştir, bizler hep haksızlığa “uğrayan” taraf olmuşuzdur, “zaten hayatta adalet olsa bize doğru şeyleri getirir” fakat X veya Y kazanırken, “ben” hep kaybedendir…

Bu ne kadar doğru, yani hayatımızda tezahür eden en iyi ve en kötü olayları düşündüğümüzde, gerçekten bir “kurban” olduğumuz inancımız ne kadar doğru? En iyi olasılıkla, örneğin bir evlilik yaptığımızda (ki bu mutluluk verici bir gelişmedir) bizler de diğer tüm çiftler gibi ve %50 – % 50 olasılıkla birlikteliğimize devam etmek veya ayrılmak durumlarını göze alırız… Fakat ayrılmak durumu “olasılıksız” veya kötü olasılık olarak yorumlanırken, ayrılırsak biz muhteşem bir “kurban” olurken, birlikteliğimiz, belki mutsuzluklarımıza, huzursuzluklarımız, tatmin olmadığımız bir evlilik akışına rağmen devam eder ise, “kurban olmayan” taraf yine bizler oluveririz. İyiyi sahiplenirken “kötü” olarak nitelendirdiğimiz durumlar (ki bazen ayrılmak arada kalmaktan çok daha iyidir, veya o kişi ile hayatımızın birlikte geçireceği dönemi tamamlanmıştır) halinde kendimize hiç sormayı düşünmeyiz değil mi; “Ey Hayat! Ben bu durumdan ne öğrenmeliyim?”

Ben bu durumdan ne öğrenmeliyim sorusu oldukça zor bir sorudur. Bir kere sorulması yani kuruluşu dolayısı ile “ben” öznesini içerir. Ne yapmışızdır? “Kurban” tanımının hayatımızın hiçbir şartında geçerli olmadığını idrak etmişizdir bu soruyu sormaya cesaret edebildiysek… Kurban benimsemesi, kurban anlamı veya kurban olmaya bağlılığımız azaldıkça, işte “ben ne öğrenmeliyim?” geliverir karşımıza, olayları “ben” öznesinden görebilir konuma geçeriz.

“Ben” özne olduğunda zorluğun diğer bir aşaması başlar; öğrenebilmeye kabul vermek, yani hayatın her anının muhteşem bir ders olduğuna, aldığımız risklerin karşımıza çıkan insanların, fırsatların, durumların, bize ulaşan acı tatlı tüm kelimelerin, hayal edebildiğimiz düşleyebildiğimiz gerçekliklerin ve tüm bu değişkenlerin bize muhteşem bir ilham için ulaştıklarının kabulü… Bu kabul ile sorumuzun daha da zor olan kısmına geçmiş oluruz; evet öğrenmeyi kabul ediyorum peki ya dersim gerçekten nedir? Yani görebilmek yolculuğu, başımıza gelen her durum için iyi veya kötü sınıflandırması yapmadan ne öğrenmeliyim cevabını almak üzere cesaretle yola çıkabilmek…

Bu cesaret aslında bize çok önemsiz gördüğümüz bir ayrıntının, örneğin yoldan her gün simit aldığımız simitçi teyzenin “çok güzelsiniz” dediği bir sabah, hayatın güzelliklerini hatırlatacak bu cümleyi duyduğumuz bilinci ve dersinden çok daha öte bir gecede belki tüm mal varlığımızı yitiriverdiğimiz bir hayat yolculuğuna kadar her ayrıntı için ne öğrenmem ne anlamam gerekiyor ile yüzleşebilmek kabiliyetini getirir…

Bakın sevgili Shirley Maclaine muhteşem eseri Dışarıda Hiçbir Şey Var ile bunu nasıl açıklıyor;

“…Eğer ben çevremdeki “sahnelere” ilişkin görüş açımı değiştirirsem, senaryo da değişiyordu. Ben gözlemlemekte olduğum şeyi gözlemlediğim yeri değiştirirsem, onlarla ilgili genel görüşümü değiştirirsem, sahnelerinin kendilerinin de gerçeği değişiyordu. Kendimi ne denli tatsız bir durumun içinde bulursam bulayım, eğer durup kendime, “bunu ben ne için yarattım? Bu olaydan ben ne öğreniyorum?” diye sorduğumda, olayın bir trajedi değil, aydınlatıcı bir deneyim haline geldiğini gördüm.

Tabii, hırsızın biri Birinci Cadde’de, çantamı çalmak için bana saldırdığında bunu yapmak kolay değildi. Kurban rolü oynamayı sevmediğim için gösterdiğim ani ve şiddetli tepkiyi hatırlıyorum. İçgüdüsel olarak “rolümü” değiştirmiş ve Batı’nın kötü cadısı gibi çığlıklar atarak ben de ona saldırmıştım; sonunda soyguncu benim deliliğimle başa çıkamayacağını düşünmüş olmalı ki kaçarak uzaklaştı. Evet, senaryoyu değiştirmiştim.

O zaman her türlü olumsuzluğu, benim görüş noktamdan kaynaklanan değiştirebileceğim bir sorun olarak görmeye başladım. Kendimi, kendi yolumda bir karaktermişim gibi yakından incelemeye koyuldum. Her seferinde de kendime, “kendi hakkımda ne öğreniyorum?” diye soruyordum… Sonunda, başıma gelen şeyin sorumluluğunu kendim üstlendiğimde ve her şeyden önce, böyle bir durumu yaratmanın gücüne sahip çıkınca, o zaman ondan vazgeçebileceğimi gördüm. Suçlu olarak gördüğüm kişiyi suçlamaya devam etmek, kendi gücümden vazgeçmek demekti. Bir düzeyde, bu tatsızlığı kendime çeken, tartışmanın sancısına tümüyle katlanan, ve her şeyden daha çok da, bu olayın gerçekleştiği koşulları yaratan bendim – tüm bunları kendi hakkımda bir şeyler öğrenebilmek için yapıyordum.

Bu algılama değişikliğiyle deneyler yapmaya başlayınca, bu kez “olumlu yaklaşımlar ve davranışlar dünyası”nda yaşamaya başladım. Sanki sürekli yeni kır manzaralarına pencereler açıyordum.”

Bu yazımda benimle olan sevgili sen, hayatında hangi sorunları bir kurban olarak görmektesin? İhtiyacın olan zincirlerini kırmak mı zincirlere bürünmek mi? Kurban olmak kolay geliyorsa, zoru seçmeye yani “ben bu olaydan ne öğrenmekteyim?” diyebilmeye hazır mısın? Hayatının her anının asıl tezahür oluşturcusu sensin, kurban olduğun tüm durumlar için senin onayın alındı bile… Sen her başına gelenin “başrol” oyuncusu ve oluşturucususun, heyecanla öğrenmek üzere gerçekliğe bakmaya hazır mısın?

…Çünkü içinde bir yerde çok çok daha güçlü bir sen, dışarı çıkmayı bekliyor…

Pınar Özeken (Ulus): 2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini aldı. Özellikle 2011’den bu yana moda ile ilgili çalışmalara ağırlık verdi ve hala moda üzerine yazı dizileri, farklı moda kaynaklarında yayınlanmaktadır. Yoga eğitmeni olma yolunda ilerleyen Pınar, bir Arjantin Tango aşığı. Gerçek tutkularından bir diğeri ise seyahat etmek."Dünya üzerinde ayak basılmadık toprak kalmasın" mottosu ile dünyayı dolaşmaya devam ediyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale