X

Güne nasıl başlarsanız öyle mi devam eder: Modunuzu yükseltmek elinizde

Zor bir gün geçiriyorsunuz. Belki bir şeyi taktınız kafaya, belki sebebini bile bilmeden sabah yataktan kalkarken mutsuz uyandınız. Eyvah tüm gün kötü mü geçecek?

Yazılarımda genelde mutlu, sakin, huzurlu, pozitif konuları kaleme aldığım için bazılarınız “Bu kadın hep mi mutlu? Ne yani hiç üzülmüyor mu sanki?” diye düşünmüş olabilir. Cevabı tabii ki biliyorsunuz. Herkesin iyi ve kötü anları, saatleri, günleri olabilir tabii ki de. Fakat böyle günlerde pozitif olmaya çabalamak yerine, hissettiklerimi sonuna kadar hissetmeyi tercih ediyorum. Belki 1-2 yakın bulduğum arkadaşımla iki lafın belini kırıp sohbet ederek, o günü daha fazla zarar görmeden kapatmaya çalışıyorum. Çünkü ne kadar doğru bilmiyorum ama sabah kötü uyandıysam o gün maalesef kötü gitmeye devam ediyor. (Ama bu her zaman böyle olmak zorunda değil tabii, o ayrı…)

Böyle zamanlarda mecburiyetler dışında ne yapmak lazım? Aslını isterseniz bana göre o zamanlarda bile anı yaşamak gerekiyor. O an neyi getiriyorsa önünüze onu kabullenip, hissettikleriniz acı verse bile dibine kadar yüzleşip, o betona çarpmak gerekiyor. Çünkü duyguları hissetmeden ve yüzleşmeden o negatif duygulardan arınılmıyor.

Ve gerçekten çekim yasası gereği doğal olarak her şey üst üste de gelebiliyor. Ama her kötü gününüz de böyle olacak diye bir kural yok tabii. Bunu yaratan biraz da bizleriz.

Öyle bir şey ki mesela eşinizle veya partnerinizle tartışıyorsunuz. Ardından siz daha mutsuzluğunuzu sindirmeye çalışırken iş yerinde bir hata yapıyorsunuz. Ardından mutsuzluğunuzu anlatıp rahatlamak istediğiniz bir kız arkadaşınızın sizinle o kadar ilgilenmediğini ya da dinlemediğini fark ediyorsunuz. Belki o da kötü bir gün geçiriyor veya sandığınız kadar yakın değilsiniz. Hepsi üst üste gelirken bu sefer “Off Allah’ım bugün lütfen bitebilir mi artık?” diye dua ederken buluyorsunuz kendinizi. Böyle zamanlarda insan sandığı kadar çok sevilmediği, değer görmediği ya da saygı görmediği hissine kapılabiliyor. Hatta bir parça yalnız kalmış bile hissedebilir. Ama “Bu düşüncelere ne kadar sağlıklı düşünüp karar veriyorum?” diye bir anlığına bile olsa sormalı insan kendine? Değer görmek veya değer vermek tek bir günle değerlendirilebilecek bir olay mıdır ki anlık karara varalım, değil mi?

Gün kötü başlayabilir ama günü kötü bitirmemek insanın kendi elindedir. Dinlediğimiz müzik, yazdığımız bir, iki satır bir yazı bile modumuzu kodlamamıza yardımcı olan etmenlerdir. Bunu sadece tek bir gün için de değerlendirmemek lazım. Sonuç olarak hayata bakış açımız, isteklerimiz ve pozitif düşünce tarzını benimsediğimizde hayatımızı nasıl kendi ellerimizle şekillendirdiğimizi tahmin bile edemiyorum. Bu sihirli bir şey ve hayatın bu sihrine ortak olmayı seviyorum.

Not: Evet kötü bir gün geçirmiştim, taa ki şu yazımı tamamlayıp, bitirene kadar…

Sevgiler…

İlginizi çekebilir: İp üstünde yürümek zordur: Dönüşümü kabul ederek dengeyi bulmak

Gamze Okutan: 15 Aralık 1986 Beykoz İstanbul doğumlu olan Gamze Okutan 2004 yılında Paşabahçe Ferit İnal Lisesi’nden mezun olduktan sonra uzun yıllar mağazacılık sektöründe satış danışmanlığı ve sağlık sektöründe hizmet veren bir firmada yönetici asistanlığı yaptı. Çalışma hayatı sebebiyle üniversiteye biraz ara verdikten sonra 2015 yılında Anadolu Üniversitesi Çalışma Ekonomisi ve Endüstri İlişkileri bölümünden mezun oldu. Şu anda Yazılım ve Teknoloji alanında hizmet veren bir firmada Mali & İdari İşler Yetkilisi olarak meslek hayatına devam ediyor. Evli ve bir kız çocuk sahibi bir anne. Pusula kitabının yazarı. Gamze Okutan’ın kendini bildi bileli sanata, kişisel gelişime, psikolojiye olan ilgisi hep vardı. Zaman zaman şiir yazmayı, deneyimlerini ve gözlemlerini paylaştığı yazılar yazmayı, kendi çapında hobi olarak müzikle uğraşmayı ve söylemeyi çok seven biri. Ayrıca arada sırada meditasyonla zihnini sakinleştirip stres atmayı, yoga ile bedensel enerjisini korumayı seviyor. Hayatta pozitif ve negatif her şeyin bir bütün olarak güzel olduğunu düşünüyor. Olaylara bakarken çoğunlukla pozitif taraftan değerlendirmeyi yani bardağın dolu tarafından görmeyi ve çözüm odaklı olmayı seviyor. Fakat negatifin ağır bastığı durumlarda duyguların sonuna kadar yaşanması gerektiğini aksi takdirde mutlu olmanın mümkün olmayacağını düşünüyor. Hayatı dolu dolu, tutkuyla, hissederek yaşamayı seven aslında hayatın kendisine aşık, hayalperest bir yolcu olarak tanımlıyor kendini. Hayatın paylaştıkça güzellikler getireceğine olan inancını ve umudunu hiçbir zaman kaybetmemiş biri olarak paylaştıkça belki küçük dokunuşlarla bakış açımızdaki yansımaları çok daha renklendirebiliriz diye düşünüyor. Hep birlikte, el ele birbirimizin yoluna daha çok ışık tutarak yönümüzü bulmamıza bir nebze olsun katkı sağlayabileceğimize inanıyor.
İlgili Makale