X

Doğru kararı vermeye çalışırken karar veremez hale mi geliyoruz?

Gün içinde fark etmeden onlarca karar veriyoruz. Ne yiyeceğimizden hangi yoldan gideceğimize, hangi işe devam edeceğimizden hayatımızda kimi tutacağımıza kadar…

Fakat bugün yalnızca karar vermemiz yetmiyor sanki. En doğru kararı vermemiz gerekiyor.

Bir otel seçerken onlarca yoruma bakıyor, yemek siparişi verirken menüler arasında kayboluyoruz. Bir ürün alacağımız zaman videolarını izliyor, başka ürünlerle karşılaştırıyoruz. Akşam ne izleyeceğimize karar verene kadar bazen izlemeye ayırdığımız sürenin yarısı bitiyor bile.

Küçük kararlarda durum böyleyken büyüklerde zihnimizin ne hâle geldiğini tahmin etmek zor değil. Bu iş benim için doğru mu? Bu ilişkide kalmalı mıyım? Başka bir yere taşınırsam daha mı mutlu olurum? Hangisi beni daha iyi bir hayata götürür?

Bir noktadan sonra karar vermiyoruz da hayatımızın en doğru versiyonunu seçmeye çalışıyoruz sanki.

Sosyal medyada da çoğunlukla kararların düzenlenmiş sonuçlarını görüyoruz. Birisi işini bırakıyor ve hayalindeki hayatı kuruyor. Bir başkası ilişkisinden ayrılıyor, ardından kendini buluyor. Kararsız kaldığı geceleri, pişman olduğu anları veya işlerin düşündüğü gibi gitmediği bölümleri değil.

Böyle olunca yanlış bir karar yalnızca yanlış karar olarak kalmıyor. Kendimizi yeterince tanımadığımızın, iyi düşünemediğimizin ya da hayatımızı doğru yönetemediğimizin kanıtı gibi geliyor. Sanki bütün ihtimalleri önceden hesaplamalıydık.

Bu mekanizmanın altında ise herkeste aynı duygu yok. Kimimiz başarısız olmaktan, kimimiz yetersiz görünmekten, kimimiz de kontrolü kaybedip güvensiz hissetmekten korkuyoruz. Eğer kendi değerimizi verdiğimiz kararların sonuçlarıyla ölçüyorsak yanlış seçim yalnızca kötü bir sonuç değil, kim olduğumuza verilmiş bir not gibi hissettirebiliyor.

Ben de uzun süre doğru kararı bulmaya çalışırken birçok şeyi erteledim. Karar vermediğim sürece potansiyelim hâlâ orada duruyordu. Başarısız olmamıştım çünkü henüz gerçekten denememiştim. Bu durum beni yetersizlik hissinden koruyordu belki ama aynı zamanda ilerlememi de geciktiriyordu.

Karar almamak bu yüzden bazen tembellik değil, kendimizi koruma biçimi olabilir. Seçmediğimiz yol hâlâ ihtimaldir çünkü. Denediğimizde ise potansiyelimiz gerçek hayatla karşılaşır ve istediğimiz sonuç çıkmayabilir. Zihin de o ihtimali kaybetmek yerine başlamamayı daha güvenli bulabilir.

Zihin belirsizliği sevmez. Tahmin edebildiği ve kontrol edebildiği durumlarda kendini daha güvende hisseder. Bu nedenle karar vermeden önce daha fazla bilgi toplamaya, bütün ihtimalleri düşünmeye ve geleceği mümkün olduğunca önceden görmeye çalışırız.

Bugünün seçenek bolluğu da bunu kolaylaştırmıyor. Her kararın daha iyisi, daha verimlisi ve bize daha uygun olanı varmış gibi hissediyoruz. Seçenekler çoğaldıkça özgürleşmemiz gerekirken, bazen seçmediklerimizin ihtimali altında kalıyoruz.

Fakat bu güvenlik uzun sürmüyor. Kararı erteledikçe seçenekler çoğalıyor, zihnimiz aynı senaryoları tekrar ediyor ve beden daha fazla geriliyor. Düşünmek karar vermemize yardımcı olan bir araçken, bir süre sonra karar vermemek için saklandığımız bir yere dönüşebiliyor.

Burada düşünmeyi, araştırmayı ya da plan yapmayı eleştirmiyorum. Bunların hepsi daha sağlıklı seçimler yapmamıza yardımcı olur. Fakat düşünmek artık yeni bir şey söylemiyor, yalnızca aynı ihtimalleri farklı cümlelerle tekrar ediyorsa kararın kendisinden kaçıyor olabiliriz.

Üstelik bir kararın sonucunun kötü olması, o kararın verildiği anda mutlaka yanlış olduğu anlamına gelmez. O gün bildiklerimizle, içinde bulunduğumuz şartlarla ve ihtiyaçlarımızla seçim yaparız. Sonradan öğrendiklerimizle geçmişteki kendimizi yargılamak kolaydır.

Belki de iyi karar, sonucu kusursuz olan karar değildir. Aldığımız sonucu taşıyabildiğimiz, gerektiğinde yönümüzü değiştirebildiğimiz ve yanlış yaptıysak kendimizi tamamen yetersiz görmeden yeniden deneyebildiğimiz karardır.

Her seçimin doğru olması gerekmiyor belki de. Bazen o an için yeterince iyi bir karar verip yolun geri kalanını yürürken öğrenmemiz gerekiyor.

Yolunuza ışık olması dileğiyle…

İlginizi çekebilir: Her deneyimden bir ders çıkarmak zorunda mıyız?

Mert Bağ: Merhabalar, ben Mert Bağ. Erken yaşlarda ilk olarak voleybol branşını hayatıma kattıktan sonra basketbolla tanıştım ve uzun yıllar basketbol ve voleybol branşlarında çeşitli takımlarda oynadım. 2012 yılında aktif sporculuk hayatımı bırakarak, Marmara Üniversitesi Spor Yöneticiliği bölümünü bitirdim. Üniversitedeyken pazarlama, iletişim ve psikoloji alanlarında daha çok uzmanlaşmaya çalıştım ve birçok farklı spor branşını da tecrübe etme şansı buldum. Kısa bir süre spor pazarlaması alanında çalıştıktan sonra, 2017 yılından itibaren insan bedeni üzerine egzersiz, nefes, fiziksel ve zihinsel beden travmaları gibi alanlarda yurt içinden ve yurt dışından eğitimler alarak bu alanlarda çalışmaya ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Kendi bedensel travmalarımı çözmek adına çıktığım bu yolculukta çok fazla farklı keşiflerin içerisinden geçtim ve insanı anlamaya dair her bilimsel alanın içerisinde dolanmaya çalışıyorum. O yüzden burada yazmaya, sizlerle paylaşmaya çalışacağım şeylerde kendi geçtiğim yollardan, bu yolda karşılaştığım farklı öğrencilerim ve danışanlarımla tecrübe ettiğimiz deneyimlerden, araştırmış olduğum farklı konulardan bahsetmek olacak. Bir gün psikoloji ile ilgili bir yazıya denk gelmişken, bir sonraki yazıda egzersiz, bir sonrakinde biyolojiden, bir başka yazıda nefesten bahsetmiş olabilirim sizlere, insanın işleyişi ve bağlantılı olduğu veya yoldayken karşılaşmış olduğum ne varsa bütün bu deneyimleri sizlerle paylaşacağım. Bu uzun ince karışık bir adamın insanı, işleyişi ve evreni keşfetmek adına çıkmış olduğu bir serüven, bu serüvenin içerisinde durağımız şu anda burası. Burada olmaktan umarım siz de keyif alırsınız.
İlgili Makale