Dijital ölümsüzlük: Yasın yerini alabilir mi?

Sevdiğimiz birini kaybettiğimizde ondan bize kalan fiziksel ve dijital ayak izleri, bir anda hayattaki en değerli varlıklarımız haline gelir. Telefondaki eski videoları izlemek, sesli mesajları dinlemek ya da fotoğraflara bakmak bize birlikte geçirdiğimiz güzel günleri hatırlatır. Ölümün o soğuk ve katı gerçekliğiyle yüzleşirken eski anılara tutunup tekrar iyi hissetmek gayet insani bir reflekstir. Sevilen bir kişiden geriye kalan bu kayıtlar bizi teselli etse de bunları sürekli görüntülememiz gerekmez. Bazen bu materyallerin orada olduğunu bilmek bile yas sürecinde bize garip bir avuntu sunar.

Fakat bugün Silikon Vadisi’nin odağında yer alan “dijital ölümsüzlük” teknolojisi, bu sarsılmaz gerçekliği yok sayarak ona alternatif ve etik açıktan oldukça tartışmalı bir bakış açısı sunuyor. Ölümü “sistem hatası” olarak gören bu yeni teknoloji, kaybettiğimiz insanların eski fotoğraflarına ya da videolarına bakmanın epey ötesine geçerek onlar adına yapay zeka destekli avatarlar oluşturuyor ve böylece yas sürecini hafifletme vaatleri veriyor. Peki düşünen ve hisseden bir varlık olmanın getirdiği yas sürecini, yanılsamalı bir teselliyle görmezden gelmek mi yoksa olduğu gibi bırakmak mı gerekli? Sonuçta acımızı hafifletmek adına sunulan teknoloji, gerçek kayıpları geri getiremeyeceğine göre insan olmanın özünü tehdit ediyor ve bizi makineleştiriyor olabilir mi?

Dijital ölümsüzlük teknolojisi ne vaat ediyor?

Büyük teknoloji şirketlerinin, insana ait hangi duygu ve düşünceler varsa onu veri olarak algılayıp ilgimizi, zamanımızı, odağımızı çalacak şekilde yeniden önümüze sunmasına artık alıştık. Hayatlarımızı kolaylaştırsın diye kullanmaya başladığımız her yeni cihaz, giderek zamanımızdan ve kendimizden çalan bağımlılıklara dönüşüyor. Bu sırada hayatımıza konfor katsın diye satın aldığımız abonelikler ise bu dev endüstriyi daha da zenginleştirmeye devam ediyor. “Dijital ölümsüzlük” fikrinin de aynı endüstriden çıkması pek tesadüf değil. Yani sunduğu sahte vaatlerin arkasında daha fazla kazanç sağlama arzusunun bulunduğunu söylemek için uzman olmaya gerek yok. Sadece hisleri olan, sevdiği birini kaybettikten sonra doğal olarak yas sürecine giren bir insan olmak yeterli.

Nitekim yas teknolojisi olarak sunulan bu yeni yöntem, daha önce bildiğimiz ya da deneyimlediğimiz tüm gelişmelerin ötesine geçiyor. Veri madenciliğinin sınırlarını aşarak, sevdiğimiz insanların varlıklarını dijital dünyaya taşıyor. Elbette bunun için öncelikle elimizde bu şirketlere sunacak dijital kayıtların bulunması gerekiyor. Hepimizin dijital ayak izinin devasa kapasiteye ulaştığı ve global veri bankalarında depolandığı düşünüldüğünde; ölen birine ait sesler, görüntüler, videolar, hatta sosyal medya akışı ve bloglar üzerinden tıpkı ona benzeyen, onun gibi düşünüp konuşan bir avatar yaratmak çok zor olmasa gerek. Yapay zeka destekli programlarla işlenip analiz edilen veriler sonunda ölen kişinin anılarını hatırlayan, şakalarını ve mimiklerini taklit eden, onun ses tonunda konuşan bir hayalet bot kolayca oluşturulabiliyor. Fakat ölümün ve teknolojinin kesiştiği bu alan oldukça etik dışı tartışmalara da kapı aralıyor. Çünkü yasın o karmaşık ve acı verici sürecini tamamen es geçmek, insan olmanın özünden de büyük bir parça götürüyor.

Dijital ölümsüzlük ve antropomorfizm

Antropomorfizm psikolojide; hayvan, eşya, yapay zeka gibi insan dışı varlıklara; bilinç, duygu, niyet gibi insana ait özellikler atfetme eğilimine verilen isimdir. Aslında bir sohbet botuna ya da dijital avatara baktığımızda, onun arkasındaki yapay teknolojiyi anlamakta gecikmeyiz. Fakat söz konusu yas gibi insana ait en sarsıcı deneyimlerden biri olduğunda, özellikle de ölüm bir anda ve beklenmedik şekilde gelmişse, kaybedilen kişiyi ekranda da olsa tekrar karşımızda görmek istememiz anlaşılabilir. Şimdi bu evredeki birinin karşılaştığı dijital kayıtların sıradan ses dosyaları ve videolar değil de tıpkı kaybettiği kişiye benzeyen ve onu taklit eden bir kod olduğunu düşünün… 

Bu durum, hala şokta olan beyin için yanılsamalı bir gerçeklik yaratır. Kişi gelişmiş dil becerilerine sahip bir yazılım ile iletişim kurduğunda, onun bilinci olup olmadığını ayırt etmekte zorlanır. Psikolojik açıdan kaybettiği kişinin hala orada olduğunu düşünmek, acıyı dindirse de öngörülemez birçok yan etkiler barındırır:

  • Kişiyi gerçeklikten kopararak günlük hayatı dijital bir halüsinasyona dönüştürür.
  • Aşamalar halinde gelişmesi beklenen yas sürecini sekteye uğratır.
  • Ölüm gibi katı gerçekliğe bakış açısını değiştirerek yaşamdaki anlamdan çalar.
  • Diğer teknolojiler gibi bağımlılık ve asosyalleşme riski vardır. Ölüme hayalperest bakmayan gerçek sosyal bağlantıların zayıflamasına neden olur.
  • İnsana ait en doğal duyguların inkar edilmesi, gerçeklerle yüzleşmemek anlamına gelir.
  • Özel ve mahrem anıları dev veri madenciliğine açmak, onların kutsallığından vazgeçmek demektir.
  • Yapay zekanın sunduğu ucuz taklitler bir yerden sonra tıkanır ve gerçek otantik kişiliğin yerini tutamaz hale gelir. Bu durum kişide bir anda ağır depresyona neden olabilir.

Gerçek kabullenme mi dijital kapanış mı?

Dijital ölümsüzlük pazarlayan şirketler özellikle “kapanış” kelimesi üzerine yoğunlaşıyor. Vaat ettikleri şey ise ölüm gibi yıkıcı bir durumu pürüzsüz bir yas evresiyle atlatıp her şeye kesin bir kapanış, yani çözüm getirmek oluyor. Oysa yas, ilk başlarda sarsıcı olup zamanla görünürlüğü azalan bir süreç olsa da asla noktalanmaz. Bazen bir anı, bazen eski bir şarkı, bazen elimize geçen eski bir fotoğraf bize yıllar önce kaybettiğimiz insanı hatırlatır. Belki gözyaşları ya da hisler o ilk şok anındaki kadar belirgin değildir, ama hissedilen kalp sızısı hala yerli yerindedir. 

İşte aylık abonelik sistemiyle çalışan şirketlerin sunduğu illüzyon da tam olarak bu nedenle gerçeklerden fazlasıyla kopuk. Çünkü zaten tam bir kapanış yaşarsak aboneliğe de ihtiyacımız olmaz. Fakat sistem, yası kârlı bir döngüde canlı tutmak üzerine tasarlandığından sattığı şey sadece bir yanılsamadır.

Sağlıklı bir yas sürecinde olması gereken kesin bir kapanış değil, kabullenmedir. Bu ikisi arası hayati farklar ise şunlardır:

  • Kapanış unutmayı, kabullenme ise yola devam etmeyi gerektirir. Yapay zeka teknolojisiyle sunulan kapanış, konunun artık noktalandığını ve hayatın yeni teknolojiyle eskiye döndüğünü ima eder. Kabullenme ise hayatın artık bir daha eskisi gibi olmayacağını gösterir. Ölümü kabullenen kişi, artık kaybettiği kişinin hayatında olmadığı bir gelecek inşa etmesi ve bununla barışması gerektiğinin farkındadır. Bu yoklukta bile kendine normal, mutlu, umut dolu bir yaşam kurabilmesi için önce olayların tersine çevrilemeyeceğini kabullenmesi gerekir.
  • Kapanış, acının gereksiz olduğunu vurgular ve bu aşamayı devreden çıkarır. Yaratılan dijital avatar, kişiyi kendi esiri yaparak onu gerçeklikten koparır ve günlük hayata kanalize edilmesi gereken odaktan çalar. Kabullenme, ne kadar korkunç da olsa bu acıyla yüzleşmek demektir. Deneyim travmatik olsa bile ölüm gerçeğiyle yüzleşmeden kendi hayatında ilerlemek de mümkün olmaz.

Yas, şekil değiştirse de asla bitmez. Bir kayıptan yıllar sonra da o ilk günkü acı tetiklenebilir. Fakat bu bir gerileme değil, insan olmanın özünden gelen hissetme halidir. Acıdan kaçmak için tasarlanan dijital avatarlar belki anlık uyuşma sağlayabilir ama uzun vadede temel insani duygularımızı körelterek geçmişimize, çevremize, kendimize yabancılaşmamıza neden olabilir. Bu nedenle yasın bizimle büyüyüp şekil değiştirmesinden daha doğal bir şey yoktur.

Kaynak: psychologytoday, zocdoc

İlginizi çekebilir: Yas dönemi psikolojisi: Bu zorlu dönemi nasıl atlatabilirsiniz?

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!