Bir çocuğun bedeni, onun dünyayla kurduğu en temel sınırı tanımlar. Bu sınırın nasıl korunacağı ise erken yaşlarda öğrenilen bir olgudur. Fiziksel sevgi, doğrudan güven, rahatlık ve gönüllülük gibi unsurlarla anlam kazanır. Günümüzde yaşam pratiği haline gelen çocukları fiziksel sevgiyi zorlamak ise çoğunlukla “büyüklere saygı” ve “ayıp olmasın” gibi gerekçelerle dayatılıyor. Çocuğun güvenlik algısını zedeleyen, kendi sınırlarını tanımasını zorlaştıran bu eylem, çocuklara görgü kuralları öğretilirken, onların bedensel bütünlüğünü ve içgüdülerini korumak amacıyla kontrol altına alınmalıdır.
Çocukları fiziksel sevgiye zorlamamanın önemi
Çocukları fiziksel sarılmaya ve sevgiye zorlamamak, onların bedensel-duygusal gelişimini koruyan temel bir yaklaşımdır. Çocuklar, kendini güvende hissettikleri kişilere doğal olarak yakınlık duyabilir. Bu yakınlığın zamanı, biçimi ve sınırları ise çocuğun içgüdüleriyle belirlenebilir. Zorunlu temas, doğrudan iyi niyetle yapılmış olsa dahi çocuğun bedenine dair söz hakkını elinden alabilir. Bu da uzun vadede onların güven duygusunu zayıflatabilir. Sağlıklı bir gelişim süreci için çocuğun “istemiyorum” deme hakkını bilmesi önemlidir.
Çocukları fiziksel seviye zorlamamanın önemi şu unsurlarla daha iyi anlaşılabilir:
- Sınırlarını bilir: Çocuk, bedeninin kendisine ait olduğunu ve kimlerin ne şekilde temas edebileceğini kavrayabilir.
- Rıza kavramını öğretir: Fiziksel temasın karşılıklı onaya dayanması gerektiğini erken yaşlarda öğrenebilir.
- İçgüdüsel güvenlik mekanizmalarını korur: Çocuklar, rahatsızlık hissettiği durumları bastırmak yerine fark etmeyi ve önemsemeyi öğrenebilir.
- Öz saygıyı destekler: Kendi sınırlarını kabul eden çocuk, ilerleyen yaşlarda kendini ifade etme noktasında daha güçlü olabilir.
- Zorbalık ve istismara karşı korur: Fiziksel olarak sevgiye zorlanmayan çocuklar, sınır koymayı net şekilde öğrenebilir. Bu da onların rahatsız edici davranışları daha erken fark edip yardım isteme eğilimi göstermelerine yardımcı olur.
Fiziksel sevginin gönüllü olarak gerçekleştiği bir ortamda büyüyen çocuk, yakınlık kurmayı ve mesafe koymayı sağlıklı şekilde öğrenebilir. Bu anlayış, doğrudan çocuğu sevgiden mahrum bırakmak anlamını taşımıyor. Aksine sevginin güvenle birlikte var olabileceğini göstermektedir. Yaklaşım, uzun vadede çocuğun sosyal ilişkilerinde daha dengeli, kendinden emin ve güvende hissetmesini destekleyebilir.
Fiziksel sevgi ve güvenlik arasındaki farklar
Fiziksel sevgi, çocuğun rahat ve kendini güvende hissettiği anlarda ortaya çıkan doğal bir yakınlık biçimidir. Güvenlik ise bu yakınlığın temelini oluşturan psikolojik ve bedensel koruma halini ifade eder. Sevgi çoğu zaman gönüllülükle anlam kazanır. Güvenlik ise çocuğun sınırlarını tanımasıyla sağlanabilir. Güvenli bir ortamda büyüyen çocuk, fiziksel teması zorunluluk olarak görmenin aksine bağ kurmanın doğal ve isteğe bağlı şekilde gerçekleşen bir yolu gibi algılar. Bu ayrımı netleştirmek adına iki durum arasındaki farkları bilmek önemlidir.
Fiziksel sevgi ve güvenlik arasındaki farklar şu şekildedir:
Çocukları fiziksel sevgiye zorlamak neden sorunludur?
Çocukların iyi niyetle de olsa fiziksel sevgiye zorlanması, günümüzde yaygın bir davranış olarak kabul ediliyor. Ancak bu eylem iyi niyetli yapılsa dahi çocuğun bedensel özerkliğini zedeleyen bir yaklaşımdır. Çocuk, kendi bedeni üzerinde söz hakkı olmadığını hissettiğinde ilerleyen dönemde rahatsızlık duyduğu durumları ayırt etmekte zorlanabilir. Bu da çocuğun içgüdüsel olarak güvenlik mekanizmasını baskılayan, rahatsız olsam dahi uyum sağlamalıyım düşüncesinin yerleşmesine neden olan bir durumdur.
Zorunlu olarak fiziksel temas halinde olan çocuklar, rıza kavramını sağlıklı şekilde öğrenemez. Fiziksel yakınlığın bir görev ya da sosyal zorunluluk olarak sunulması, onun hayır deme becerisini zayıflatan bir yaklaşımdır. Özellikle erken yaşlarda bu sınırların bulanık hale gelmesi, ilerleyen dönemlerde kişisel alan ihlallerini fark etmeyi ve buna tepki vermeyi güçleştirebilir.
Uzun vadede fiziksel olarak sevgiye zorlanan çocuklar, duygusal ilişkilerinde karmaşıklık yaşayabilir. Sevgi ve itaat arasındaki çizgi belirsiz hale geldiğinde çocuk, yakınlık kurarken kendi ihtiyaçlarını arka plana atmayı öğrenir. Oysa sağlıklı sevgi-saygı ilişkisi, zorlamayla değil, güven ve gönüllülük esasıyla gelişebilir. Bu nedenle çocukların fiziksel sevginin yönünü ve zamanını belirleme hakkı olduğu unutulmamalıdır.
Çocuklarınızın iç sesini dinlemesine izin verin
Çocuklar, yetişkinlik dönemine kadar dünyayı algılama ve kendilerini koruma yöntemlerini iç sesine dayalı olarak geliştirebilir. Kimin yanında rahat, kimin yanında huzursuz hissettiklerini çoğu zaman kelimelere dökmeden anlayabilirler. Bu iç seslerin ciddiye alınması ise çoğu zaman çocuğun kendini güvende hissetmesini sağlayan, çevresine karşı net sınırlar geliştirmesine yardımcı olan bir unsurdur.
Bir çocuğa sürekli olarak kendi hislerinin yanlış ya da gereksiz olduğu mesajını verdiğinizde zamanla bu iç sesi bastırmayı öğrenecektir. Çoğunlukla farkında olmadan verilen abartıyorsun, bir şey olmaz gibi tepkiler, çocuğun duygularına duymuş olduğu güveni azaltacaktır. Oysa çocuğun hislerini ifade etmesine alan açmak ve bununla birlikte duygusal farkındalığını artırmak gerekir.
İç sesine güvenerek büyüyen çocuklar, sosyal ilişkilerinde ve riskli durumlarda daha bilinçli adımlar atabilir. Rahatsızlık duydukları anları erken fark eden çocuk, ilerleyen dönemde yardım istemekten çekinmez. Ebeveynlerin bu süreçteki rolü ise çocuğun kararlarını sorgusuz kabul etmek değil, duygularını anlamaya çalışmak ve ona rehberlik ederken kendi sezgilerini dikkate almasını desteklemektir.
Sınırları belirli sevgi ve görgü nasıl öğretilir?
Çocuklara sınırları belirli sevgi ve görgü davranışlarını öğretmek için öncelikle başkalarına saygı duymayı ve kendi alanlarını korumayı öğrenmeleri gerekir. Sevgi gösterilerinin tek yolu fiziksel temas değildir, saygı duymak, nezaket ya da ilgi gibi farklı şekillerle de ifade edilebilir. Çocuğa, görgü kurallarının başkalarını memnun etmek için değil, sağlıklı ilişkiler kurmak için var olduğu anlatıldığında ilgili kavramlar daha anlamlı hale gelecektir.
Peki, çocuklara sınırları belirli sevgi ve görgü nasıl öğretilir?
- El sallamak, gülümsemek, sözlü selam vermek gibi temas içermeyen nezaket biçimleri öğretin.
- Sarılmak ya da öpmek istemediğinde bu kararın kabul göreceğini hissettirin. Öncelikle çocuğa seçme hakkı tanınmalıdır.
- Anne babalar, bu konuda davranışlarıyla örnek olmalıdır. Ebeveynler de kendi sınırlarını net şekilde ifade etmelidir.
- Rahatsızlık, çekingenlik, istememek gibi duyguların konuşulabilir olması gerekir.
- Görgü zorunluluk olarak değil, iletişim kurma şekli olarak aktarılmalıdır. Nezaketin karşılıklı saygıya dayalı bir ilişki aracı olduğu vurgulanmalıdır.
Çocukları neden fiziksel sevgiye zorlamamalısınız?
Günümüzde yaygın şekilde görülen çocukları fiziksel sevgiye zorlama eylemi, onların güvenlik algısını, duygusal dayanıklılığını ve kişisel sınır bilincini doğrudan etkileyen bir tutumdur. İlk bakışta masum ya da iyi niyetli görülen bu davranış, çocuk açısından daha derin mesajlar taşıyabilir. Peki, çocukları neden fiziksel sevgiye zorlamamalısınız? İşte öne çıkan bazı sebepler:
1- Bedensel özerkliği zedeler
Bir çocuğu istemediği halde sarılmaya, öpmeye ya da fiziksel temasa zorladığınızda, onun bedeninin kendisine ait olduğu duygusu zayıflar. Bedensel özerklik, çocuğun kendi sınırlarını tanıması ve koruyabilmesi açısından erken yaşta gelişmesi gereken temel bir beceridir. Bu sınırlar ihlal edildiğinde çocuk, rahatsızlık hissetse bile buna katlanması gerektiğini öğrenir. Uzun vadede ise sosyal ilişkilerde ve güvenlik açısından karşılaşılan riskli durumlarda çocuğun “bedenim bana ait” bilincini tam olarak kullanamamasına yol açabilir.
2- İçgüdülerine olan güveni azaltır
Çocuklar dünyayı ilk olarak içgüdüleriyle tanır. Bir duruma yaklaşma ya da uzak durma noktasında öncelikle iç seslerini dinlerler. İstemediği halde fiziksel sevgi göstermeye zorlanan bir çocuk, zamanla doğal sinyallerin dikkate alınmadığını fark ederek kendi hislerini bastırmayı öğrenir. Bu da rahatsızlık duysa dahi uyum sağlama düşüncesinin yerleşmesine yol açabilir.
Bu noktada ortaya çıkan bazı durumlar şöyle sıralanabilir:
- Rahatsızlık hissinin görmezden gelinmesi
- “Yanılıyorum” duygusunun gelişmesi
- İçsel uyarıların değersizleşmesi
- Başkalarının beklentilerinin kendi hislerinden önce gelmesi
Bu süreç tekrarlandıkça çocuk, kendisini korumaya çalışan içgüdülerini dikkate almamayı öğrenir. Oysa sağlıklı şekilde koyulan sınırlar, çocuğun rahatsızlık duyması halinde durma refleksini göstermesini sağlar. İç seslerine güvenerek büyüyen çocuklar, sosyal ilişkilerinde ve potansiyel riskli durumlarda daha sağlıklı tepkiler verebilir.
3- Hayır deme becerisini zayıflatır
Çocuğa farkında olmadan istemediği fiziksel teması kabul etmesi öğretildiğinde, hayır demenin geçerli bir seçenek olmadığı mesajı iletilir. Bu da çocuğun kendi sınırlarını sözlü olarak ifade etme becerisini zayıflatan, başkalarını memnun etmenin kendi rahatsızlığından daha önemli olduğu algısını oluşturan bir unsurdur. Zaman içinde çocuk hayır demenin ayıp, kırıcı ya da yanlış olduğu düşüncesini içselleştirebilir. B uda ilerleyen dönemde duygusal ve fiziksel sınır ihlallerine karşı kendini korumasını zorlaştırabilir.
4- Sevgiyi bir yükümlülüğe dönüştürür
Fiziksel temas zorunlu hale getirildiğinde sevgi, çocuk için doğal bir bağ olmaktan çıkar ve yerine getirilmesi gereken zorunlu bir davranışa dönüşür. Sarılmak ve öpmek, içten gelen bir yakınlık ifadesi yerine yapılması gereken görev gibi algılandığında bu eylemlerin duygusal anlamı zedelenir. Çocuğun sevgiyle sınır arasındaki farkı karıştırmasına yol açan bu durum, ilerleyen dönemde kuracağı ilişkilerde kendi isteğinin değil, beklentilerin önemli olduğu yanılgısına yol açar.
5- Uzun vadeli duygusal izler bırakabilir
Çocukluk döneminde tekrar eden sınır ihlalleri, anlık bir rahatsızlıkla sınırlı kalmazken, duygusal zeminde de derin izler bırakabilir. Onları fiziksel temasa zorlamak, çocuk tarafından her zaman açık bir tehdit olarak algılanmaz ancak, kendilerini koruma duygusu olumsuz yönde etkilenebilir. Bu yanlış his, fark edilmeden yetişkinlik dönemlerinde önemli sorunlara yol açabilir.
Bu aşamada görülebilecek bazı etkiler şu şekilde olabilir:
- Kendi ihtiyaçlarını ikinci plana atma eğilimi
- Yakın ilişkilerde suçluluk ya da rahatsızlık hissi
- Sınır koyarken yoğun kaygı yaşama
- Başkalarını memnun etmeye aşırı odaklanma
Çocukları fiziksel sevgiye zorlamayla birlikte görülebilecek bu etkiler, her çocukta aynı şekilde görülmeyebilir. Fakat erken evrede önlem alınmadığında tekrar eden bu döngüler, çocuğun duygusal dayanıklılığını zedeleyebilir. Aksine çocuğun sınırlarına saygı gösterilen bir ortamda büyümesi, doğrudan güven, öz saygı ve sağlıklı bağlanma becerilerinin gelişimini desteklemektedir.
6- Sevgiyi göstermenin tek yolu fiziksel temas olarak algılanabilir
Fiziksel sevginin zorunlu tutulduğu ortamdaki çocuk, sevgiyi sarılmak ve öpmek gibi eylemlerle bağdaştırabilir. Bunun yerine sevginin dinlemek, saygı göstermek, yanında olmak ve duygularını ciddiye almak gibi pek çok farklı şekilde gösterilebileceğinin öğretilmesi gerekir. Bunu öğrenmeyen çocuk, kendi sevgisini ifade ederken ve başkalarının sevgisini algılarken doğru bir davranış şekli geliştiremez.
7- Çocukların yabancı tehlikesi algısını ortadan kaldırabilir
Çocuklar, kendilerini güvende hissettiren ve tam aksi durumu anlamalarını sağlayan becerilerle doğarlar. Bu da gelişimsel olarak koruyucu mekanizmanın aktif olduğuna işarettir. Ancak istemediği halde fiziksel temasa zorlanan bir çocuk, zamanla içsel uyarı sistemini görmezden gelmeyi öğrenerek rahatsızlık hissini ikinci plana atabilir. Bu da onların yabancı tehlikesi algısını zayıflatan, doğal olarak “mesafe koyma” refleksini azaltan güvenlik risklerini doğurur.
Kaynak: psychologytoday
İlginizi çekebilir: Ebeveynlikte “işlevsel donakalma”: Hayat akıyor ama sen içinde yokmuş gibi