Yüzüme dokundukça kendimi hatırladım: Yüz yogası eğitmenliği hikayem 

Bazı yolların bizi nereye götüreceğini bilmeden yürümeye başlarız. 

Benim farkındalık yolculuğum da biraz böyle başladı. Kendimi daha çok dinlemeyi, anda  kalmayı, bedenimin bana söylediklerini duymayı öğrendikçe, aslında uzun zamandır yanımda  olan başka bir yolun da beni beklediğini fark ettim: yüz yogası. 

Ama yüz yogası benim hikayemde tek başına duran bir şey değil. Çünkü güzellik ve bakım benim hayatımda çok daha uzun zamandır var. 

Ergenlik dönemimden beri cildime özen göstermeyi, kendime bakım yapmayı, güzel kokuları  keşfetmeyi seviyorum. Kremler, cilt bakım rutinleri, doğal parfümler, aromaterapi yağları…  Bunların hepsi yıllar içinde hayatımın küçük ama vazgeçilmez ritüellerine dönüştü. Hatta Anneler Günü’nde anneme aldığım hediyelerin büyük bir kısmının gece bakım kremleri,  kiz kardeşimle uyguladigimiz bakım rutinleri olduğunu söylesem sanırım bu tutkumu biraz anlatmış olurum. 🙂 

Bunlar benim için hiçbir zaman yalnızca “güzel görünmek” ile ilgili olmadı.  Yaklaşık üç buçuk yıldır hayatımın bir parçasıydı yüz yogası. Düzenli yaptığım dönemler de  oldu, hayatın akışında ara verdiğim zamanlar da… Ama yüzüme dokunduğum her seferde  başka bir şey olduğunu hissediyordum. Sadece yüz kaslarımı çalıştırmıyor, kendime birkaç  dakika ayırıyordum.  Temmuz 2026’dan bu yana ise yüz yogasını hayatımda daha düzenli bir pratiğe dönüştürdüm.  Ve bu süreçte şunu daha net gördüm: 

Bazen kendimize dönmek için çok büyük şeylere ihtiyacımız yok. Bedenimize nazikçe  dokunmak bile bir başlangıç olabilir. 

Dokunmak da bir farkındalık biçimi 

Gün içinde bedenimizi ne kadar gerçekten hissediyoruz? 

Yürürken ayaklarımızın yere nasıl bastığını, omuzlarımızın ne kadar gerildiğini, çenemizi farkında olmadan sıkıp sıkmadığımızı, kaşlarımızı gün boyunca kaç kez çattığımızı…  Bedenimiz sürekli bizimle konuşuyor. Ama çoğu zaman onu ancak bir şey ağrıdığında  dinliyoruz.  Oysa beden farkındalığı, yalnızca bir ağrıyı fark etmekten çok daha fazlası. Benim için yüz yogası, bu farkındalığı yüzüme taşımamı sağladı.

Parmaklarım yüzüme dokunduğunda, nefesimi fark ediyorum. Çenemdeki gerginliği, alnımdaki ifadeyi, göz çevremde tuttuğum yükü hissediyorum. Bir hareketi yaparken sadece  “Bu hareket yüzüme ne yapıyor?” diye düşünmüyorum. 

“Ben şu anda kendimde ne hissediyorum?” diye soruyorum. Ve belki de yüz yogasının benim için en kıymetli tarafı tam olarak burada başlıyor.

Aynaya baktığımda sadece görüntümü görmemek 

Cildime her zaman önem verdim. Cilt bakım rutinlerim, kullandığım ürünler, kendime  ayırdığım küçük bakım anları benim için hep bir çeşit öz bakım oldu. Ama zaman içinde bakım kavramının benim için değiştiğini fark ettim. Cildimize bir krem sürmek, güzel görünmek için yaptığımız bir şey olmaktan çıkıp kendimize  gösterdiğimiz özenin bir parçasına dönüşebilir.  Yüzümüze dokunmak da öyle.  Çünkü yüzümüz sadece dışarıdan görünen bir yer değil. Gün boyunca yaşadığımız her şeyi de  taşır. 

Gülüşlerimizi, endişelerimizi, uykusuzluklarımızı, kahkahalarımızı, stresimizi… 

Bazen farkında olmadan sıktığımız çenemizi, kaldırdığımız kaşlarımızı, tuttuğumuz  nefesimizi… 

Yüz yogası bana yüzümü değiştirmeye çalışmaktan çok, yüzümle ilişki kurmayı öğretti. Ve bu benim için çok daha anlamlı. 

Bedenimize de yüzümüz kadar özen göstermek

Belki de yüz yogasının bana hatırlattığı en güzel şeylerden biri şu oldu: Yüzümüz bedenimizden ayrı değil. 

Yüzümüzde onlarca kas var. Onları kullanıyoruz, yoruyoruz, geriyoruz, bazen gün boyunca  farkında olmadan sıkıyoruz. Bedenimizin diğer bölgelerine gösterdiğimiz ilgiyi yüzümüze de  gösterebiliriz. 

Nasıl bedenimizi esnetiyor, hareket ettiriyor, dinlendiriyor ve nefesimize dönüyorsak;  yüzümüz de aynı özeni hak ediyor. 

Birkaç dakikalık bilinçli bir dokunuş… 

Bir nefes…

Bir gevşeme… 

Bir hareket… 

Bunların hepsi aslında kendimize “Buradayım.” deme biçimleri olabilir.

Farkındalık yolculuğum beni buraya getirdi 

Bugün geriye baktığımda, yüz yogası eğitmenliğine yönelmemin tesadüf olmadığını düşünüyorum. 

Mindfulness ve farkındalıkla başlayan yolculuğum, bana kendimi dinlemeyi öğretti. Bedenimi dinlemeyi, duygularımı fark etmeyi, anda kalmayı ve kendime biraz daha şefkatle yaklaşmayı… 

Yüz yogası ise bütün bunları bedensel bir pratiğe dönüştürdü. Ve bugün yüz yogası eğitmenliğimi tamamlamış olmak benim için yalnızca yeni bir meslek edinmek anlamına gelmiyor. Biriktirdiğim farkındalığı paylaşmak anlamına geliyor. Şimdi dersler vermek, atölyeler düzenlemek ve yüz yogasını daha fazla kadınla buluşturmak  istiyorum. Çünkü bu pratiğin yalnızca aynadaki görüntümüzle ilgili olmadığına inanıyorum. 

Kendimize ayırdığımız o birkaç dakikanın, günün içinde küçük bir durak olabileceğine inanıyorum. 

Bir kadının gün boyunca herkese yetişmeye çalışırken kendisi için birkaç dakika  ayırabilmesine… 

Kendi yüzüne dokunurken nefesini fark edebilmesine… 

Çenesini sıktığını fark edip gevşetebilmesine… 

Aynaya baktığında yalnızca kusurlarını değil, kendisini görebilmesine… Bedenini dinlemeyi öğrenmesine… 

Ve belki bütün bunların sonunda kendisine yeniden biraz daha yaklaşabilmesine…

Şimdi yeni bir yol başlıyor 

Bugün önümde heyecan duyduğum yepyeni bir yol var. 

Online yüz yogası dersleri vermek, yüz yüze buluşmalar ve atölyeler düzenlemek, farklı  kadınların hayatına bu pratiği taşıyabilmek…

Henüz yolun çok başındayım. 

Ama hayalim büyük. 

Çok güzel kadınlara dokunmak, onların kendileriyle kurdukları ilişkiye küçük de olsa bir  katkı sunabilmek istiyorum. Ve bu yolculuğun beni buraya kadar getirmiş olmasına şükrediyorum. Çünkü bazen hayatımızda yeni bir kapı açıldığını, ancak geriye dönüp baktığımızda anlıyoruz. 

Ben bugün o kapıya bakıyorum ve aslında uzun zamandır ona doğru yürüdüğümü fark ediyorum. 

Üç buçuk yıl önce yüzüme yaptığım küçük dokunuşların, bugün beni yüz yogası eğitmenliğine taşıyacağını bilmiyordum. Belki de hayat tam olarak böyle çalışıyor. 

Önce kendimize dönüyoruz. 

Sonra bedenimizi duyuyoruz. 

Sonra bir şeylere dokunuyoruz. 

Ve bazen o dokunuş, sandığımızdan çok daha derine ulaşıyor. 

Yüzüme her dokunduğumda kendime biraz daha dönüyorum. 

Belki de yüz yogasının bana verdiği en güzel hediye bu: 

Kendime var olduğumu hatırlatmak. 

Nefesimi hatırlamak. 

Bedenimi hatırlamak. 

Ve en önemlisi, kendimi hatırlamak.

İlginizi çekebilir: Koh Phangan’da hayatı yavaşlatınca kendimi duymaya başladım 

Müge Güney
Merhaba Ben Müge Güney, Yin Yoga ve Meditasyon Eğitmeni aynı zamanda Master ThetaHealer ve Nefes Koçuyum. Turizm ve Hizmet Sektöründe uluslararası bir markada halihazırda ... Devam