X

Yeterince iyi olmak ya da olmamak: İşte bütün mesele bu

“İnsanlar genellikle oIdukIarına inandıkIarı kişi haline gelirler. Eğer bir şeyi yapamayacağıma inanırsam, bu inanç onu yapma gücünü elimden alır. Yapabileceğime inanırsam, başlangıçta sahip olmasam bile, onu yapacak gücü kendimde bulurum.” -Mahatma Gandhi

Sıkça duyarız değil mi “yeterli olmak” kalıbını. Örneğin; neden sürekli siyah, lacivert, gri veya koyu tonları tercih ettiğimi sorarlar giysi seçerken, belki fark etmeden tercih etmekteyimdir ama diğer renklerin bana siyah kadar “iyi” gitmeyeceğini düşünüyorumdur. Hepimiz bu kalıbı aslında oldukça sık kullanmaktayızdır; “yeterince param yok”, “yeterince birikimim yok”, “beni beğenmez çünkü yeterince güzel değilim” veya “bu iş için beni kabul etmeyeceklerdir, yeterince iyi değilim”

İşte bu örneklerin tümünde de gördüğümüz üzere, aslında önümüzde açılması muhtemel tüm yolları daha o yollara çıkmadan ve henüz belki de açılmaya gönüllü bu yollar açılmadan “yeterince iyi” olmadığımız inancımız ile çoktan kapatmışızdır. Bazen de şu olur; tam yollar açılır, adımımızı atmaya yelteniriz, orada o içimizdeki şeytanlar konuşmaya başlar; “yeterince iyi misin, başarabilecek misin, korkmuyor musun, ya başaramazsan ne olur, sen yapamazsın, sen bu yolu yürüyemezsin çünkü sen yeterince iyi değilsin”…

“Yeterince iyi” olabilmek korkulması gereken bir sınır mıdır?

Peki şimdi bu yazımda sizlerle birlikte detaylıca bakalım istiyorum, gerçekten bu kendi kendimize yarattığımız “yeterince iyi” olabilmek kavramı bizleri bu yollardan döndürmeyi başarabilecek kadar korkulması gereken bir sınır mıdır? Bu iyi ve iyi olmamak halimiz nereden gelmektedir ve bizler bunu nasıl fark edebilir ve dönüştürebiliriz?

Hemen güncel hayatımızdan bir örnekle açıklayabiliriz aslında; iş yerimizdeyiz ve bir sunum hazırlamamız istendi. Bu koşulda ne yapıyoruz; hedefimiz belirlendi, “hedefimize nasıl gideriz” sorusunu soruyoruz. Hedefimize içerik ile ilişkili durumumuzu analiz ederek yaklaşıyoruz. Detaylarına genel olarak hakim olduğumuz fakat yapacağımız sunum için ek bilgiye ihtiyaç duyduğumuz bir durum olduğunu tespit ettik.

Ne yaparız bu bilgiye erişebilmek için? Okumak gerekiyorsa okuruz, bir kişiden detayları öğrenmek gerekiyorsa öğreniriz ve sonunda sunumu hazırlayabilecek düzeye geliriz. İşte bu aşama “yeterince iyi” olduğumuza inandığımız o uçurumun ucundaki noktadır. Çoğumuz işte hayatımızda bu noktaya kadar gelmekteyizdir, fakat asıl farklılık yaratan kısım ise bu noktanın hemen önünde uzanan kocaman bir “uçurum” inancımızdır.

Bu uçurumun son adımı, bu yüzden oldukça önemlidir ve “yeterince” inancımız yani yeterince kelimesinden sonra cümleyi nasıl devam ettirdiğimiz sonraki adımlarımızı da büyük oranda etkilemektedir. Yeterince “iyiyim, ben yapabilirim, başarabilirim, çalıştım, tüm gerekliliklere hakimim ve bu sunumu yapacağım” inancı ile sabırla çalıştığımızda muhteşem bir iş çıkarmamamız imkansızdır.

Bir de tam tersini düşünelim; eğer düşüncelerimize yaklaşımımız “yeterince iyi değilim, ben bu bilgileri nasıl kullanabilirim kapasitem yetmiyor, ben bu sunumu tamamlayamayacağım, ben bu işi tamamlamak için yeterince iyi düzeyde olduğuma inanmıyorum” diyerek başlıyorsak daha önce yapmış olduğumuz tüm çalışmalarımız, hazırlıklarımız ve emeklerimiz de o noktadan ileriye geçemeyecektir.

Buraya kadar “kendi kendimize” dayattığımız yeterince iyi olamamak inançlarımıza örnek verdik. Sadece bu kadarla bitmiyor değil mi? Bir de dışarıdan bizlere dayatılan “yeterince”ler de vardır. Örneğin; “kızım sen yeterince kendine güveniyor musun, bu seyahate tek başına nasıl gideceksin, oğlum sen bu borcu nasıl ödeyebilirsin yeterince paran var mı ki hayal ettiğin bu ev için böyle bir kredi riskini aldın” gibi.

Tabi ki bu cümlelerin “bizim iyiliğimiz” için kurulduğu açıktır, fakat aslında daha önce verdiğimiz örneklerde de olduğu üzere bu cümleler ve bu kalıplar, o içimizde dönen “yeterince iyi miyim, yapabilecek miyim, başarabilmek için yeterli miyim” sorularını tekrar tekrar kendimize sormamızı kodlayan, temelleri oluşturan, çocukluğumuzda sıkça duyduğumuz “düşersin, yürüyemezsin, bir yerin kırılır, yeterince büyümedin, yeterince yemedin, yeterince çalışmadın” gibi “yeterliliğimizi” iyi ve kötü olarak ayırmanın temellerini atan anlayışımızdır.

Tüm bu cümleleri incelediğimizde aslında çok önemli bir kavram ortak nokta oluşturuyor; inanç yani herhangi bir şeyi başarabilmeye, sahip olabilmeye veya herhangi bir şeye layık olduğumuza dair inancımız, “YETERİNCE İYİ” olduğumuz bilinci ve buna tüm kalbimizle inanmak. Bu yüzden bu yazımı okuyorsanız bugün sorgulamanızı istiyorum sizlerden, ne için “yeterince iyi” olmadığınızı düşünüyorsunuz. Örneğin yeterince iyi kilo veremiyor musunuz, bu yüzden kendinizi güzel hissetmiyor musunuz, kendinizi cezalandırıyor musunuz, örneğin yeterince becerikli olmadığınızı mı düşünüyorsunuz, bir yemek kursuna gitmek isteği yüreğinizde yanıyor ama aksiyona geçemiyor musunuz, örneğin bir kitap yazmak istiyor fakat bunun için yeterince donanımlı yeterince bilgili yani yeterince olmadığınızı mı düşünüyorsunuz, bir evlilikte aldatıldınız ve yeni bir evlilik yapmaktan korkuyor musunuz, mutlu olmak için yeterince acı çekmemiş olduğunuzu mu düşünüyorsunuz, bunu hak etmediğinize mi inanıyorsunuz?

Bu dünyada bulunuyorsak mutlaka en azından bir amaç için, ki bu herhangi bir ağacın yaprak vermesi kadar bir çiçeğin açması kadar muhteşem bir amaçtır, buradayız, bugün hepimiz “yeterince iyi” olmadığımızı düşündüğümüz tüm inançlarımızı, “ben yeterince iyiyim, yeterliyim, çalışarak başarabilirim, ben kendime inanıyorum, korkmuyorum, deneyeceğim, emek vererek başaracağım” ile değiştirelim.

Çünkü bizler kalbimizdeki inancımız yanımızda olduğunda “dağları yerinden oynatacak” kadar yeterliyiz…

Pınar Özeken (Ulus): 2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini aldı. Özellikle 2011’den bu yana moda ile ilgili çalışmalara ağırlık verdi ve hala moda üzerine yazı dizileri, farklı moda kaynaklarında yayınlanmaktadır. Yoga eğitmeni olma yolunda ilerleyen Pınar, bir Arjantin Tango aşığı. Gerçek tutkularından bir diğeri ise seyahat etmek."Dünya üzerinde ayak basılmadık toprak kalmasın" mottosu ile dünyayı dolaşmaya devam ediyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale