Çeşitli kaynaklar, günümüz insanlarının tarihin maddi açıdan refahın en yüksek olduğu dönemlerden birinde yaşadığını ifade ediyor. Bizler, önceki nesillere göre eğitime, sağlık hizmetlerine ve bilgiye daha fazla ve hızlı erişime sahibiz. Teknolojik gelişmeler de birkaç yıl önce hayal bile edemeyeceğimiz avantajları gündelik hayatımıza entegre ediyor. Bu açılardan önemli bir büyüme ve zenginleşme söz konusu olsa da küresel mutluluk raporları önceki yıllara göre yaşam memnuniyetinin daha düşük olduğunu gösteriyor. Özellikle Z kuşağı düşük bir refah seviyesi bildiriyor ve bu kuşağın pek çok üyesi hayatın önemsiz ve günlük görevlerin anlamsız olduğunu düşünüyor. Peki, toplumda zenginleşme ve gelişme söz konusuyken Z kuşağı neden daha az mutlu hissediyor? Bu yazımızda, bu soruyu sizler için cevaplandırıyoruz.
Sosyal karşılaştırmanın gençlerin mutluluğu üzerindeki etkisi
Z kuşağının mutsuzluğunun temelini anlamak için sosyal karşılaştırmaya odaklanılıyor. İnsanlar, eski dönemlerden günümüze kadar kendilerini çevrelerindeki diğer kişilerle karşılaştırdılar ve bunu yapmaya devam ediyorlar. Bu karşılaştırma komşulardan sınıf arkadaşlarına ve iş arkadaşlarından yakın arkadaşlara kadar uzanabiliyor. Sosyal medya, günümüzde bu karşılaştırma eylemini fazlasıyla körüklüyor. Sosyal medya platformlarında dünyanın dört bir yanından başarı hikayeleri sergileniyor. Z kuşağı da bu hikayeleri baz alarak kendilerini hem tanıdıklarıyla hem de yabancılarla kıyaslıyor. Hatta, iyi durumda olan Z kuşağı bireyleri bile kıyaslama yüzünden en iyi hayatlarını yaşamadıkları hissine kapılabiliyor.
Sosyal karşılaştırma, başkalarının yüksek görünürlüklerinin benliği görünmez kılmasına yol açabiliyor. Diğer insanlarla sık sık kıyasa giren Z kuşağı bireyleri, başkalarının kendilerini algılayış şekillerine bir süre sonra bağımlı hale gelebiliyor. Bu bağımlılık da kaygı ve depresyon belirtilerini beraberinde getirebiliyor.
Bir diğer yandan, sosyal karşılaştırma Z kuşağının mutsuzluğunun geniş eğilimini tam olarak açıklayamıyor. Uzmanlar, asıl sorunun hayatın en iyi halini yaşamanın nasıl tanımlandığıyla ilgili olabildiğini söylüyor.
İyi yaşamı nasıl tanımlıyoruz?
Başta sosyal medya olmak üzere, çeşitli faktörler genç bireyleri mutluluğu ve başarıyı paylaşılacak şeyler olarak görmeye teşvik ediyor. Bu durum doğrultusunda, gerçek dünyadaki arkadaşlardan ziyade çevrim içi bağlantılarla paylaşılabilecek anların arayışına giriliyor. Bir diğer yandan, sosyal medyada herhangi bir başarı veya başka bir hikaye paylaşıldığında istenilen duygulara tam anlamıyla erişilemiyor. İçsel olarak istenilen duygular karşılanmadığında da hayal kırıklığı yaşanıyor.
Gençler için istek ve deneyim arasında uyumsuzluk bulunuyor. Genç bireylerin çoğu, başarıya giden yol hakkında sık sık düşünüyor; onlar için bu yol üniversiteden mezun olmaktan çılgın bir tatil yapmaya kadar uzanıyor. Daha sonra, gençler başarıya giden potansiyel yolun gündelik gerçekliği, anlamı ve aidiyet duygusunu besleyen şeylerden kopuk olduğunu hissedebiliyor. Bu kopukluk kritik bir önem taşıyor çünkü mutluluk öncelikle sıradan anlar esnasında deneyimleniyor. Mutluluk illa paylaşılabilecek şeylerle ilgili olmayıp önemsenen şeylere dayanıyor. Ekonomik büyüme yaşam kalitesini iyileştirebilse de sosyal bağlantı, bağımsızlık ve aidiyet gibi faktörler mutluluk açısından daha önemli olabiliyor.
Z kuşağının mutluluğu için ne yapabiliriz?
Genç bireylere sosyal medyada daha az zaman geçirmelerini söylemekten vazgeçmeliyiz. Bu söylem, onların seçim özgürlüklerinin kısıtlandığını hissetmelerine yol açabiliyor. Bu hissiyat da motivasyonel bir tepki olan psikolojik tepki göstermeyi tetikleyebiliyor. Bu durum, bir annenin çocuğuna odasını temizlemesini söylemesi ve ardından çocuğundan sert bir tepki almasına oldukça benziyor.
Z kuşağı bireylerine sosyal medyadan uzak durmalarını söyleyerek kaçınılması gereken davranışı pekiştirebiliriz. Bu nedenle, onların neden sosyal medyayı çok sık kullandıklarını fark etmelerine yardımcı olmalıyız. Bu neden can sıkıntısı, yalnızlık veya bağlantı kurma isteği olabilir. Z kuşağı, sosyal medyayalnızlık alışkanlıklarının arkasındaki temel sebepleri algılayarak harekete geçebilir.
Aynı zamanda, Z kuşağının istediklerini elde etmesini sağlayabilecek bir şekilde rutinleri değiştirebilirsek sosyal karşılaştırmanın yerine sosyal bağlantıyı koyabiliriz. Bu rutin değişikliği birçok parametreye dayalı olduğu için bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük zorluklar arasında yer alıyor.
Başarı gösterilerini vurgulayan ve bağlantıları zayıflatan ortamlar, eşi benzeri görülmemiş fırsatlara sahip olmanın stresiyle birlikte sürekli bir memnuniyetsizlik duygusu yaratıyor. Bu durumla başa çıkmak için daha fazla şeye sahip olmak yerine sahip olunanlarla hayatı şekillendirmek gerekiyor. Son olarak, sahip olunmayan ama istenilen şeylerin gerçekten değerli olup olmadığını düşünmeyi de herkese öneriyoruz.
İlginizi çekebilir: Bilimsel araştırmalara göre sizi farkında olmadan mutsuz eden şeyler