X

Romeo ve Juliet etkisi: Aile desteğinin ilişki kalitesi üzerindeki yansımaları

1972 yılında  Journal of Personality and Social Psychology dergisinde‘’Romeo ve Juliet etkisi’’ adı altında, bilimsel çalışmalarla desteklenmiş bir makale yayınlandı. Makalenin ana fikri, çiftlerin birlikteliğine aileler ne kadar karşı çıkarsa, ilişkinin o kadar güçleneceği mesajını veriyordu. İlgi çekici başlığı ve ilginç bulgularıyla bu çalışma, bir çok akademik makalede ve kitapta referans olarak verildi.

Bir İlişkide Ailenin Desteği Önemli mi?

Fakat son yıllarda, bilim dünyasında bu bulguların tam tersi bir görüş hakim. Bu karşıtlığın sebebi ise sosyal desteğin ve kabul edilmişliğin bireylerin yaşamlarının her alanında pozitif bir etkiye sahip olduğuna dair sosyal psikoloji alanında yapılmış olan  yeni çalışmalar.

Son on yıl içinde yapılan bir çok çalışma, kişilerin ilişkisinin aileleri ve yakın çevreleri tarafından kabul görmemesi durumunda ilişki kalitesinin ve çiftlerin ruhsal sağlığının bu durumdan olumsuz etkilendiğini gösteriyor. Yani, ilişkinin toplum normlarının dışında olması çiftlerin yalnızca beden ve ruh sağlığını olumsuz etkilemekle kalmıyor, aynı zamanda ilişkilerine daha az önem vermelerine ve gelecek yıllarda ilişkiyi sonlandırmalarına neden oluyor.

Bu sonuçlar doğrultusunda Romeo ve Juliet etkisi olarak adlandırılan olgunun tam tersi bir görüşün hakim olduğunu söyleyebiliriz. Yani, ilişki yaşayan bireylerin aileleri ilişkilerini onaylamadığında ve desteklemediğinde, ilişki kalitesinde düşüş yaşanıyor ve zamanla ilişki sonlanıyor.

Peki eğer gerçekten aile desteğinin ve onayının olması ilişki kalitesini yükselten bir durumsa, 1972 yılında yayınlanmış olan çalışmanın bu durumun tersini iddia eden sonuçlarını nasıl açıklayabiliriz?

Journal of Social Psychology dergisinde yeni yayınlanan bir çalışma tam da bu amaçla yola çıkarak, 1972 yılında yapılan araştırmayı tekrar gerçekleştirdi.

Tekrar niteliğinde olan bu girişimde ilişki yaşayan 396 yetişkinden, 4 ay ara ile, iki ayrı anket verisi toplandı. İlk yapılan ankette, katılımcılardan ailelerinin ilişkilerini ne kadar desteklediğine dair bir puanlama yapmaları istendi. İkinci ankette ise katılımcılara ilişki kaliteleriyle ilgili bazı sorular soruldu.

Araştırma sonucunda, ilk yapılan ankette ailelerinin ilişkilerini onayladığını belirten çiftlerin ikinci anketlerinden alınan sonuçlarda, ilişkilerinde daha fazla sevgi ve bağlılık olduğunu belirttikleri sonucuna varıldı. Aynı durumun tersine, birinci ankette ailelerinin ilişkilerini onaylamadığını belirten bireylerin ilişkilerinin diğer gruba göre kalitesinin çok daha düşük olduğu sonucu bulundu.

Sonuç olarak, Romeo Juliet etkisinin gerçekten var olup olmadığına dair yapılmış olan araştırmanın sonuçları, 1972 yılında yapılmış olan araştırmanın sonuçlarının tam tersi çıktı.

Tüm bu bulguların sonucunda, aile desteğinin ilişki kalitesiyle pozitif bir ilişkisinin olduğu, ve 1972 yılında yapılmış olan araştırmanın sonuçlarından çıkan ‘’Romeo ve Juliet etkisi’’nin tamamen istatiktiksel bir yanılgı olduğu sonucuna varıyoruz.

Bu örnek, geçmiş yıllarda yapılmış olan araştırmaların tekrarlarının yapılmasının ve sonuçlarının geçerliliğini koruyup korumadığının kontrol edilmesinin önemini gösterdiği için oldukça önemli. Sosyal psikoloji alanında yapılan yeni çalışmaları ve güncel sonuçları Journal of Social Psychology’den takip edebilirsiniz.

 

 

Kaynaklar:

Lehmiller, J. J. (2012). Perceived marginalization and its association with physical and psychological health. Journal of Social and Personal Relationships, 29, 451-469.

Lehmiller, J. J., & Agnew, C. R. (2006). Marginalized relationships: The impact of social disapproval on romantic relationship commitment. Personality and Social Psychology Bulletin, 32,40-51.

Lehmiller, J. J., & Agnew, C. R. (2007). Perceived marginalization and the prediction of romantic relationship stability. Journal of Marriage and Family, 69, 1036-1049.

 

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale