Hafta sonu çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın taşınmasına yardıma gittiniz. Görev basit: Devasa bir dolap kamyonete yüklenecek. Dolabın bir ucundan tek başınıza kaldırmaya çalıştığınızda, damarlarınızdaki kanın basıncını, bacak kaslarınızın titrediğini hissedersiniz. Bütün gücünüzü verirsiniz, çünkü vermezseniz dolap kalkmaz.
Sonra yardıma iki kişi daha gelir. “Bir, iki, üç!” deyip kaldırırsınız. Yük hafifler. Derken üç kişi daha katılır. Artık dolabı altı kişi tutuyordur. Tam o anda, belki farkında bile olmadan, kaslarınızdaki gerilimi biraz azaltırsınız. “Nasıl olsa diğerleri tutuyor,” diye düşünür, yüzde yüzünüzü değil, yüzde altmışınızı verirsiniz. Dolap yine kalkar ama siz aslında “kaytarmışsınızdır”.
Kötü niyetli misiniz? Hayır. Tembel misiniz? Muhtemelen hayır. Siz sadece Ringelmann Etkisi’nin kurbanı oldunuz.
1 + 1 her zaman 2 etmez
1913 yılında Fransız ziraat mühendisi Max Ringelmann, grup dinamiği üzerine bugün hala geçerliliğini koruyan çok ilginç bir deney yaptı. Öğrencilerden bir halatı var güçleriyle çekmelerini istedi ve uyguladıkları kuvveti dinamometre ile ölçtü.
Sonuçlar şaşırtıcıydı:
- Kişi tek başınayken performansının %100’ünü sergiliyordu.
- İki kişi birlikte çektiklerinde, kişi başı performans %93’e düşüyordu.
- Üç kişilik grupta bu oran %85’e iniyordu.
- Sekiz kişilik bir grupta ise her bir birey, kapasitesinin sadece %49’unu kullanıyordu.
Yani matematiksel olarak 8 kişinin katıldığı bir işin 8 kat daha güçlü olması gerekirken, toplam güç beklenenin çok altında kalıyordu. Ringelmann buna “Grup Verimliliği Kaybı” dedi, modern psikoloji ise “Sosyal Aylaklaşma (Social Loafing)” diyor.
Neden kalabalıkta saklanıyoruz?
Ringelmann Etkisi, sadece fiziksel güç gerektiren işlerde değil, ofis toplantılarında, beyin fırtınalarında veya grup ödevlerinde de karşımıza çıkar. Peki, beynimiz neden kalabalığı görünce frene basıyor?
Bunun temelinde iki psikolojik mekanizma yatıyor:
- Sorumluluğun yayılması: Tek başınayken başarma veya çuvallama sorumluluğu tamamen size aittir. Ancak grupta sorumluluk parçalara bölünür. “Ben yapmasam da bir başkası yapar” düşüncesi bilinçaltımıza sızar. Yere düşen bir çöpü kalabalık bir caddede kimsenin almaması ama tenha bir sokakta hemen alınmasının sebebi de budur.
- Görünürlüğün kaybolması: Kalabalık arttıkça bireysel katkınızın fark edilmesi zorlaşır. Eğer kimse sizin ne kadar çabaladığınızı (veya çabalamadığınızı) ölçemiyorsa, neden kendinizi yorasınız ki? İnsan beyni, ödülün veya cezanın net olmadığı durumlarda enerjiyi koruma moduna geçer.
Modern dünyanın “halat çekme” yarışları
Bugün ofislerde sıkça duyduğumuz “Bu proje neden ilerlemiyor?” serzenişlerinin altında genellikle bu etki yatar.
- CC’ye 10 kişinin eklendiği e-postalara kimsenin cevap vermemesi,
- “Bunu hep birlikte halledelim” denilen toplantılardan sonuç çıkmaması,
- Whatsapp gruplarına sorulan soruların sessizliğe gömülmesi…
Bunların hepsi modern birer Ringelmann örneği olabilir.
Bu tuzaktan nasıl kurtuluruz?
Grubu küçültün. Herkesin görevini o kadar netleştirin ki, kimse “arada kaynayamasın”. Halatı 8 kişiyle rastgele çekmek yerine, 3 kişiyle ve herkesin duracağı yeri belirleyerek çekmek, sonuca daha hızlı ulaştırabilir.
İlginizi çekebilir: Abilene Paradoksu: Bir tür sürü psikolojisi