X

Ne kadar “Kendine Ait” sorgulaması yapan bir kitap

“Ah keşke feminist bir okuma yapsam diye dolaştığım bir dönemde Burcu Özer Katmer’in yeni kitabına rastladım. Sokakta çöp atanların bile ulaşamadığı ciğere pis diyen, yani özünde kendini sevmeyen ve haseti olan insan psikolojisi ile dolu olduğunu düşündüğüm bu dönemde, ne kadar kendimize aitiz sorusu çok ilgimi çekti ve bu sorgulama ekseninde dönen kitap da beni aldı götürdü. Burcu Özer Katmer yurtdışında yaşayan ama içinde birçok ülke ve şehri barındıran bir kadın yazar. İlk romanı Kendine Ait‘le ilgili biraz söyleştik, bakalım neler demiş? İyi okumalar…”

Kitap önce ismiyle sizi sarıyor. Baş karakterin çok bahsettiği bir şey, kendine ait olma hali ama tüm hikayeler ve bahsedilenler içinden bu ismi nasıl çıkardınız? İsmi koyma serüveninizi dinleyebilir miyiz?

Baş karakterimiz, ülkeden ülkeye göçerken kendinden de göçmüş, hiçbir yere ve hiç kimseye ait hissetmemiş bir kadın. Hikaye ilerlerken, bir uyanışa, bir zirve anına tanık oluyoruz. O anda karakter, onca zaman bir yerlere ait olmak için gizlediği doğasına sahip çıkması ve önce kendine ait olması gerektiğini keşfediyor. Bu nedenle kitabın isminin ‘‘Kendine Ait’’ olmasını istedim.

Peki ya karakter isimleri? Kişisel hayatınızda bir karşılığı var mı bu isimlerin?

Kendine Ait baştan itibaren çok sezgisel şekilde akan bir hikaye oldu. Bir bakıma ‘’karakterler kendi isimlerini seçti’’ diyebilirim. Kullandığım kimi isimleri taşıyan dostlarım da var ancak hikayede geçen hiçbir isim gerçek kişilere atıfta bulunmuyor.

Bu kitap birçok yerde geçiyor… Öncelikle ben de bir Ada’lı olarak Ada geçmişiniz var mı ve Ada ile bağınız nasıl öğrenmek isterim doğrusu

Aslında bir Ada geçmişim yok. Burgazada ile bağım, karakterin hikayesinin nerede devam edeceğini henüz duyamadığım, okumalar yaptığım dönemde kardeşlerimin kütüphanesinde karşıma çıkan bir Burgazada kitabı ile başladı. Sonrasında Burgazada üzerine bulduğum herşeyi okudum, belgeseller izledim. Burgazada, yaklaşık bir buçuk kilometrekare alanda yirmi etnik grubun bir arada huzurla yaşayabildiği, kendilerinden ‘‘biz’’ diye bahsedebildiği bir yer. Karakterimiz de orada kendi olabildiğini, farklılıkların oluşturduğu o bütünlükte kendine bir yer bulabildiğini hissediyor.

İsimleri çeşitli minderlerle anlatıyorsunuz… Bu minderler sizin için neyi sembolize ediyor?

Genelllikle çemberlerde merkezin etrafını çevreleyen minderlere oturulur, Çemberde adettir, gelemeyenler için de bir minder koyulur. Ben de hikayede, orada olabilen ve olamayan herkese, kişisel özelliklerini sembolize eden birer minder atfetmek istedim. Bu amaçla minder metaforunu kullandım.

Yine Ada’ya dönecek olursak mesela Burgaz’da Madam Martha’yı görünce bir okur olarak heyecanlandım. Sizce manası olan yerleri kitaplar aracılığıyla genç nesile aktarmak mümkün mü?

Madam Martha’nın hikayesini epey araştırdım ancak kısıtlı bilgiye ulaşabildim. O yüzden kitapta da baş karakterin dilinden, hikayenin yalnızca bu kadarına ulaşılabildiğine dair bir notla paylaştım. Ben kişilerin, yerlerin, şehirlerin hikayelerini sonraki nesillere aktarabilmek için kitapların gücüne inanıyorum. Umarım Kendine Ait de bu anlamda bir vesile olur.

Yani kitap bir hafıza aracı mıdır?

Benim için öyle. Örneğin biz 20. yy ‘ın başında Osmanlı’da kadın hareketinin öncüsü olan Nezihe Muhiddin’in adına tarih sayfalarında sıkça rastlayamıyoruz ancak kitapları aracılığıyla düşüncelerini okuyabiliyoruz. Bu nedenle kitapların güçlü birer hafıza aracı olduğunu düşünüyorum.

Sahi siz nasıl başladınız yazmaya?

Yazmak bildim bileli kendimi ve hayatı anlama yolum oldu. Küçükken en çok şiir yazardım. İlk kitabımı otuz iki yaşında yazdım. Kişinin kendi mutluluk tanımını keşfetmesi adına koçluk soruları içeren bir kitaptı. Sonrasında kolektif kitaplara katkı sunma şansım da oldu. Kendine Ait ise ilk romanım.

Nasıl bir düzenle yazıyorsunuz?

Her gün 1-1,5 saatimi yazarak geçiriyorum. Dikkatimi günlük hayatin koşturmacasindan alıp hikayeye odaklayabilmek ve hikayenin evrenine girebilmek için kendime has ritüellerim var. Yazmaya başlamadan önce mutlaka birkaç dakika derin nefesler alıp veririm. Yazdığım hikaye için anlam ifade eden objelerden oluşan bir altarım vardır, onun merkezindeki mumumu yakıp yazmaya başlarım.

Nelerden besleniyorsunuz? Bir günde neler yaparsınız mesela?

Günlük bakım sorumluluklarım ve uğraşlarımın yanında, bolca öykü ve roman okurum, yazarım, podcast dinlerim, podcast kaydedip yayınlarım. Yakın dostlarımla haberleşirim, meditasyon yaparım. Doğa yürüyüşleri de beni çok besler.

Türkiye‘de yazar olmakla yurtdışında yazar olmak arasında fark var mı?

Türkiye’de uyaran çokluğu hassas sinir sistemine sahip biri olarak beni çok yoruyordu. Yurtdişinda daha sakin ve içe dönük bir yaşamım var. Bu yazmaya odaklanmamı kolaylaştırıyor. Öte yandan Türkiye’de yaratıcılığı besleyecek malzemenin, anlatılacak hikayenin daha fazla olduğunu söyleyebilirim. Sokağa çıktığınızda binbir türlü karakterle ve hikayeyle karşılaşmak mümkün. Her ikisinin de görece kolay ve besleyici yanları var benim için.

Belki de şöyle sormalıyım: Göç mevzusu romanınızın genelinde çok geçiyor. Yurtdışında yaşamanın farklılıklarını çok hissediyor musunuz?

Elbette. Göç hem alıştığınız hayat kurgusunun dışına çıkmanızı sağlayıp, ‘‘Ben kimim?’’ sorusuna yeni cevaplar bulmanızı sağlıyor, hem de alıştığınız tüm düzen değiştiği için yorucu ve zorlayıcı bir süreç. Yaşadığım göç sürecinin beni çok büyüttüğünü söyleyebilirim.

Yazar olmak isteyenlere neler önerirsiniz?

Herkesin yolunun biricik olduğuna inanıyorum. Yalnızca kendi yolculuğumda bana destek olanları paylaşabilirim. Her gün hikayem ile sadece ona adanmış bir zaman geçirmek benim için çok besleyici. Bu zaman 5-10 dk da olabilir, yeter ki bölünmemiş bir dikkatle hikayeye odaklanarak geçebilsin. ,Bolca okumak ve karalamak olmazsa olmazım. Müzik dinlemekten ve film izlemekten de çok beslenirim. Hayranlıkla okuduğum yazarların yolculuğunu ve ritüellerini araştırmak da benim için hep ilham verici olmuştur.

Son olarak da kitapta en çok İrina’yı sevdim. Cesur ve feminist bir kadın. Siz de feminist misiniz ve romanlarda daha çok bu tür kadınlar görmemiz gerektiğini düşünüyor musunuz?

Cinsiyetler arası sosyal, politik ve ekonomik eşitliğe inanan biri olarak feminist düşünce şeklini benimsediğimi söyleyebilirim.

İrina bence hepimizin içinde bulunan, ‘‘Sen buna değersin, cüret et, dene‘’ diyen bilge ses. Bence içimizdeki bilge sesi bulabilmek ve onu daha çok duyabilmek için böyle karakterlere ihtiyacımız var.

İlginizi çekebilir: Geçtiğimiz hafta neler gördüm: Keşfetmeniz gereken iki galeri

Günsu Özkarar: 1987 Ankara doğumluyum. 2008 yılında Bilkent Üniversitesi Müzik ve Sahne Sanatları Fakültesi Viyola Ana Sanat Dalı’ndan mezun oldum. Ardından İsviçre’de Hocshule der Künste Bern’de yüksek lisansımı tamamladım. Yüksek lisansım sırasında Orchester der HKB, Schweizer Jugend Sinfonie Orchestra, The Women Orchestra of Switzerland’da çalarak, Christopher Warren­Green, Bruno Weil, Daniel Klajner, Jos van Immerseel, Kai Baumann gibi orkestra şefleriyle Avrupa’nın farklı şehirlerinde konserler verme deneyimi edindim. Tatjana Masurenko, Michael Kugel, Ruşen Güneş, Çetin Aydar, Danel Quartet, Marco Misciagna, Michel Michalakakos, Apple Hill Quartet, Siegfried Führlinger gibi hocaların ustalık sınıflarına katıldım. The World Youth Orchestra, The World Orchestra, Greek Turkish Youth Orchestra, Bilkent Youth Symphony Orchestra, Bilkent Youth Virtuosos, Jungenc Philharmonic Orchestra, AIMA Festival Orkestrası gibi ensemble/ orkestralarda ve Young Euro Classic, Schloss/Beuggen International Music Fest, Schlern International Music Fest, Bayreuth Youth Talented Artists ́s Music Fest, The Turco-British Association Bach Günleri, Datça Uluslararası Müzik Akademisi, T.R.N.C. Malta Dostluk Günleri, Klasik Keyifler Oda Müziği Festivali, Uluslararası Istanbul Müzik Festivali, Uluslararası D - Marin Klasik Müzik Festivali, AIMA Ayvalık Müzik Festivali ve Cervo International Music Fest gibi etkinlik ve festival konserlerinde yer aldım. İstanbul’a taşındıktan sonra CRR, AIMA Orkestrası, Orkestra Sion’da çalıştım. Ayrıca İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuarı’nda Doçent Beste Tıknaz Modiri ile Sanatta Yeterlilik çalışmalarımı tamamlayarak, Okan Üniversitesi’nde öğretim görevliliğine başladım. Bitirme tezim “Tarihsel Süreçte Gelişen Viyola Ekolleri” kitap olarak yayınlandı. Trio Pax, Trio Tını gruplarının yanı sıra Okan Üniversitesi Orkestrası’nda üç yıl öğretim görevlisi olarak çalıştım. Psikoloji ve edebiyat her zaman ilgi alanım oldu. Çeşitli yaratıcı yazarlık kursları ile birlikte psikanaliz de gördüm ve bu sürecin ardından farklı dergilerde yazılarım yayınladı. Şimdi Milliyet Sanat, SanatAtak dergilerinde düzenli yazmaktayım ve Mayıs'ta İkinci Adam Yayınları’ndan çıkacak Küflü Virgül isimli ilk öykü kitabımı beklemekteyim.

Dyson Airwrap Co-anda2x™’ya geçmek için 5 geçerli sebep

Sabah aynanın karşısında saçlarla geçirilen birkaç dakika, aslında günün enerjisini ve ruh halini belirliyor. Günün keyifli anlarından biri olan saç şekillendirme ritüeli, doğru araçlarla birleştiğinde tüm günün enerjisini pozitif yönde değiştirebilir. 



Dyson saç şekillendirme ürünleri hayatımıza girdiğinden beri saçlarımızı istediğimiz şekle sokmamıza yardımcı oluyor hem de bunu yaparken ısı hasarından koruyor. Şimdi ise saç şekillendirmenin bir adım ötesine geçerek bambaşka bir deneyim sunuyor. Dyson Airwrap Co-anda2x™ iki kat daha fazla hava basıncı yaratıyor. Böylece saç kurutma ve şekillendirme süresi neredeyse yarıya düşüyor.               

1. Farklı başlık seçenekleriyle hem günlük kullanımda hem özel günlerde kullanım imkanı

Saç şekillendirme artık tek bir forma sığdırılmıyor. Yeni Airwrap, sahip olduğu başlık çeşitliliği ile güzellik anlayışına farklı bir boyut getiriyor. İster hacimli bukleler, ister pürüzsüz düz fönler, ister doğal dalgalar olsun; her saç tipi ve ruh hali için bir çözüm sunuluyor.

Dyson Airwrap Co-anda2x™  modeliyle, sadece başlık değiştirerek, kuaför kalitesinde sonuçları ev konforuna taşıyarak herkesin kendi stilini özgürce yansıtması hedefleniyor.

2. Düz-dalgalı saçlar ve bukleli saçlar için farklı setler

Dyson, yeni  Airwrap Co-anda2x™   imodeliyle kullanıcı deneyimini bir adım daha ileri taşıyor. Artık herkesin saç şekline göre tasarlanmış bir başlık setine sahip olması mümkün.

  • Kıvırcık ve Bukleli Saçlar için farklı  bir set ve Düz veya Dalgalı Saçlar için farklı bir set sunuluyor.
  • Bu sayede, farklı saç şekillerine sahip insanların farklı ihtiyaçları karşılanırken hiçbir zaman kullanmayacak başlıklar elinize dolanmıyor.      

3. Kullanım alışkanlıklarınızı hatırlıyor

Dyson’ın teknolojik üstünlüğü, ürünün kullanım alışkanlıklarını hatırlama yeteneği ile pekişiyor. Bluetooth bağlantısı sayesinde kullanıcılar, saç şeklini, uzunluğunu ve şekillendirme tercihlerini uygulamaya kaydedebiliyor.

Bu özellik, Airwrap’ın sıcaklık ve hava akışını, kullanıcının ihtiyaçlarına göre ayarlamasını sağlıyor. Başlık değiştirildiğinde ise o başlıkla ilgili yapılan ayarı hatırlıyor. Bu kişiselleştirme, cihazın çok daha pratik bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor.

4. Yeni nesil motor,daha hızlı sonuçlar

Modern yaşamın temposunda her dakika değerli. Dyson Airwrap Co-anda2x™ , yenilenen motor teknolojisiyle bu zamanı size geri kazandırıyor. Artık saç kurutmak ya da şekillendirmek uzun bir hazırlık süreci olmaktan çıkıyor; güçlü hava akışı sayesinde saçlar daha kısa sürede kuruyor, daha hızlı şekilleniyor. İster belirgin bukleler, ister dalgalı ve düz modeller elde etmek daha kolay. 

5. Teknoloji ve güzelliğin buluşma noktası

Dyson Airwrap Co-anda2x™  sadece bir saç şekillendirici değil; teknolojinin zarafetle buluştuğu yeni bir güzellik anlayışı sunuyor. Her detayı, kendinizi en iyi hissettiğiniz anlara eşlik etmek için tasarlandı. Hızlı, kişisel ve etkili… Çünkü Dyson’a göre güzellik; bir kalıba sığmak değil, kendi en iyi halinizi bulmakla başlıyor.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale