Mutlu yaşam sanatı: Meraki, Pura Vida, Ubuntu ve dünyanın farklı bölgelerinden ilham veren 14 yaşam felsefesi

Bir dakikalığına her şeye ara verip yaşamdaki nihai amacınızı, ilerlediğiniz yolu, seçimlerinizi, hayatınızdaki insanları ve hayatınızı nasıl yaşadığınızı gözden geçirmeye ne dersiniz? Yaşamda karşınıza çıkan problemlerle nasıl baş ediyorsunuz? Bardağın dolu yarısını görmeyi başaran bir iyimser misiniz yoksa karşılaştığı en ufak zorlukta dünyanın başına yıkıldığını hissedenlerden mi? Sizin için kariyerinizde başarılı olmak mı daha önemli yoksa sevdiklerinizle keyifli ve kaliteli zaman geçirebilmek mi? Küçük şeylerle mutlu olabilenlerden misiniz yoksa para olmadan mutluluğun olamayacağına inananlardan mı? İletişimlerinizde net misiniz yoksa lafı dolandırmayı sevenlerden mi? Güneşin doğuşu ve batışı size ne hissettiriyor? Doğayla bağlantı kurmak sizin için ne anlam ifade ediyor? Mutlu olmak için neye ihtiyacınız var?

Hem kendimizle hem başkalarıyla olan ilişkimizi, dünyayı nasıl bir yer olarak algıladığımızı, problemlerimizin çözümü için nasıl yollar izlediğimizi, nereden geldiğimizi ve nereye gittiğimizi kapsayan yaşam felsefemiz bireysel faktörlerden çok içine doğduğumuz kültürle ve toplumla bağlantılı. Dünyayı algılama şeklimizin, davranışlarımızın, zihinsel kalıplarımızın ve duygularımızın yansıması olan yaşam felsefemiz hem kişiliğimizin hem de içinde yaşadığımız toplumun bir yansıması.

Dünyanın her yerinde, coğrafyayla, kültürle ve tarihle şekillenmiş pek çok farklı yaşam felsefesi bulunuyor. Uzak Doğu’dan İkigai, Kintsugi, Haiku, Ichi-go ichi-e, Wabi-sabi, Shinrin yoku, Feng Shui; son zamanlarda adını daha sık duyduğumuz, kuzey ülkelerinden Lagom, Hygge, Pyt, Lykke, Friluftsliv, Sisu, Arbejdsglæde gibi yaşam felsefeleri dışında dünyanın pek çok farklı ülkesinde, farklı toplulukların benimsediği birbirinden ilginç yaşam felsefeleri bulunuyor.

Dünyanın dört bir köşesinden hepimizin hayatına çok farklı bakış açıları kazandıracak, ilham veren, birbirinden ilginç yaşam felsefelerini sizler için derledik.

Yunanistan’dan Meraki: ‘Ne yaparsan yap, aşk ile yap!’

Kökenini Türkçe’deki ‘merak’ kelimesinden alan Meraki felsefesi, yaptığımız iş her ne olursa olsun özünde mutlaka bir keyif unsuru barındırdığını, işin eğlenceli yönünü bulmanın kişinin kendi seçimine kaldığını söylüyor.

Yunan kültüründe her işin aşkla, sevgiyle, tutkuyla ve merakla yapabileceğini anlatan Meraki, kendimizi olabildiğince titizlikle ve özveriyle yaptığımız işe adayabilmenin yaşam enerjisini, yaşam tatmini ve mutluluğu da beraberinde getireceğini söylüyor.

Kosta Rika’dan Pura vida: ‘Çünkü hayat böyledir.’

Türkçe’de ‘saf hayat’ anlamına gelen ‘pura vida’, özünde çok daha derin anlamlar barındıran bir yaşam felsefesi. Kosta Rika’lılar ‘pura vida’ söylemini merhaba ya da güle güle gibi selamlama ifadesi olarak kullanmakla birlikte ‘Nasılsın?’ sorusuna cevap olarak, nasıl hissettiklerini ifade etmek için de kullanıyorlar. Pura vida, aslında ne kadar zorlayıcı durumla karşılaşırsak karşılaşalım hayatın ‘o kadar da’ zor olmadığını hatırlatan bir yaşam tarzı.

Pura vida felsefesi bize yaşamın beraberinde getirdiği tüm deneyimleri ve duyguları ne kadar zor olduklarından bağımsız, oldukları gibi kabul etmeyi öğütlüyor. Karşılaştığımız tüm zorluklara ‘kötünün iyisi’ olarak bakabildiğimizde, zor olarak nitelendirdiğimiz şeyleri hayatın doğal akışıyla gelen, normal şeyler olarak görebildiğimizde problemlere daha nötr ve objektif bir gözle bakabileceğimizi öğütlüyor.

İtalya’dan Dolce far niente: ‘Hiçbir şey yapmamak güzeldir.’

Dolce far niente kelimenin tam anlamıyla “hiçbir şey yapmamak” anlamına geliyor ve İtalyanlar, özellikle ülkenin güney kesiminde, hiçbir şey yapmıyor olmanın nasıl mutlu bir deneyime dönüştürülebileceğini çok iyi biliyor. Bu yaşam felsefesi, aceleci olmamak, problem yaratmamak ve çevredeki rahatsızlık verici şeylere dikkat vermemek gibi tutumlarla mutlu bir yaşam sürebileceğimizi öğütlüyor.

Afrika’dan Hakuna Matata: ‘Sıkıntı yok!’

Aslan Kral filminden hepimizin hafızasına kazınan bu sahne aslında ‘Hakuna Matata’ felsefesini olabilecek en güzel şekilde özetliyor. Afrika’da özellikle Kenya ve Tanzanya’da herkesin dilinde olan hakuna matata söylemi Swahili dilinde ‘problem yok’, ‘endişe yok’ anlamı taşıyor.

Hakuna Matata | The Lion King 1994

Hakuna matata felsefesi, hayatın karşımıza çıkardığı zorluklar, problemler, endişeler ne olursa olsun nefes aldığımız sürece rahat olmamız ve hayatın tadını çıkarmamız gerektiğini öğütlüyor.

Bulgaristan’dan Aylyak: ‘Aylak olmak güzeldir!’

Bulgaristan’ın ikinci büyük şehri olan Plovdiv sakinleri şehirdeki ana caddelerde bir uçtan bir uca, ağır ağır, amaçsızca yürümeleriyle bilinir. Herhangi bir ana caddenin yakınında bir kafede bir süre oturup gelip geçenleri izlerseniz, aynı kişilerin aynı yoldan defalarca kez geçtiğini ve boş boş, hiçbir yere varma amacı olmaksızın, sadece yürümek için yürüdüklerini fark edersiniz.

Kökenini Türkçe’deki ‘aylaklık’ kelimesinden alan Aylyak felsefesi, en basit anlamıyla ‘her şeyi rahat bir hızda, hiçbir şey için endişelenmeden yapma sanatı’ olarak tanımlanabilir. Aylyak felsefesi, söz konusu ne olursa olsun hayatı daha yavaş, tadını doyasıya çıkararak, bir yere yetişme telaşı olmadan yaşamamız gerektiğini öğütlüyor.

Almanya’dan Fernweh: ‘Bilinmeyeni ve yeni olanı özlemek’

Çoğumuzun dünyayı dolaşmak, yeni kültürler tanımak, yeni deneyimler edinmek gibi tutkuları olsa da konfor alanından çıkarak yola koyulmak, yolda karşımıza çıkacak engellerle nasıl başa çıkacağımızı bilememek gibi pek çok endişe bu tutkuyu köreltebiliyor.

Türkçe’de ‘ev özlemi, sıla hasreti’ konseptinin zıt anlamlısı olan bir kelime bulunmasa da, Alman kültüründe bu durumun karşılığı ‘yolculuk tutkusu’ anlamına gelen Fernweh kelimesiyle ifade ediliyor. Seyahat tutkusu; bilinmeyen uzak diyarları ve deneyimleri düşlemek, bilinmeyene hasret duymak anlamlarını barındıran Fernweh felsefesi hepimize geride bıraktıklarımıza özlem duymanın da bir alternatifi olduğunu, geleceği görme tutkusunun ve bilinmeyene duyulan özlemin çok daha mutlu ve macera dolu yaşam deneyimlerini beraberinde getirebileceğini öğütlüyor.

Afrika’dan Ubuntu: ‘Hepimiz bir bütünün parçasıyız.’

Bilgisayar yazılımları konusunda biraz bilginiz varsa, Ubuntu kelimesine bir işletim sistemi olarak aşina olabilirsiniz. Tipik bir Afrika yaşam tarzı olan Ubuntu felsefesi insanların birbirleriyle ve evrenle olan bağlantısına odaklanan, hümanizmi merkezine alan bir yaşam felsefesi. Bu felsefeyi benimsemiş insanlar ben merkezci olmaktan çok kolektif bir yaşamın gücüne inanıyor. Birlikte yaşadıkları insanlar başarılı ve iyi olduğunda tehdit altında hissetmek yerine kendilerini daha güçlü hissediyorlar. Kendilerinin büyük bir bütünün parçası olduklarına dair inançları nedeniyle yüksek bir özgüvene sahip olan bu kişiler başkasının mutluluğuyla mutluluk duyuyor, acı ve üzüntüsüyle kederleniyorlar.

Ubuntu felsefesi, sosyal canlılar olarak kendimizi bütünün bir parçası olarak gördüğümüzde, benliğimizden uzaklaşarak içinde yaşadığımız toplumun güçlenmesine odaklandığımızda kendimiz için de çok daha güvenli, besleyici, geliştiren bir kaynak yaratabileceğimizi öğütlüyor.

Hawaii’den Ho’oponopono: ‘Sil baştan başlamak gerek bazen…’

Ho’oponopono, yapıcı eylemlerde bulunmanın ahlaki bir değer olarak görüldüğü bir yaşam felsefesi. Temelinde zarar görmüş ilişkilere tekrar şans vererek yapıcı bir tutum ve davranış şekliyle ilişkiyi onarma, sağlıklı bir zeminde tartışma ve çözüm üretme sürecini içeren bu felsefeye adını veren Ho’oponopono kelime anlamı olarak ‘her şeyi düzeltmek, sıfırlanmak, zihinsel temizlik’ olarak tanımlanıyor.

Ho’oponopono felsefesini benimsemiş kişiler arkadaş gruplarında ya da aile ilişkilerinde yaşadıkları problemler için bilinçli olarak bir araya gelerek, ilişkilerini düzeltmek için hep birlikte çözüm üretme arayışına giriyor. Yaşanan durum tekrar gözden geçiriliyor, özür dilemek, teşekkür etmek gibi eylemler açıklıkla ve samimiyetle gerçekleştiriliyor.

Ho’oponopono felsefesi hepimizin ilişkilerinde yaşadığı problemleri yapıcı yollarla çözümleyebileceğine dair, şiddetten ve kırıcılıktan uzak, alternatif bir yol olabildiğini gösteriyor. Güven ve anlayışı temeline alan, ilişkideki sınırların sağlıklı şekilde korunmasına yardımcı olan, şiddet dilinden uzak bir iletişimin mümkün olduğunu gösteren bu felsefe ilişkilerimizde yol gösterici bir rehber niteliğinde.

İtalya’dan Fare la bella figura: ‘Saygı görmek için saygı göster.’

Kelimenin tam anlamıyla “iyi bir izlenim yaratmak” olarak tercüme edilebilecek fare la bella figura, karşımızdaki kişinin bizi iyi algılaması, saygı duyması ve nezaket göstermesi için öz imaj yaratmak anlamına geliyor. İtalyan kültürünü yakından tanımayanlar için İtalyanların şık giyinme ve daima bakımlı olma takıntısı gibi algılanabilen bu konsept, aslında yüzeysel bir şekilciliğin çok ötesinde, toplum içinde zarafet ve nezaketle hareket etmeyi, geleneklere saygıyı ve toplumsal değerlere önem vermeyi de kapsayan bir yaşam felsefesi.

Fare la bella figura hepimize nazik olmanın, karşımızdaki kişiyi önemsemenin ve saygı göstermenin, olabilecek en iyi halimizle hem görünüş hem de kişilik olarak saygı duymanın ve saygı görmenin mutlu bir yaşamın, kendimizi değerli hissetmenin özü olduğunu söylüyor.

Ekvador’dan Buen vivir – ‘Sahip oldukların için şükret.’

Buen vivir, en basit tanımıyla “iyi yaşam” ya da “iyi yaşamak” anlamına geliyor. Güney Amerika’da bulunan Ekvador, birey yerine topluma ve aileye daha fazla önem verilen bir kültüre sahip. Burada yaşayan insanlar kendilerini bütünün bir parçası olarak görüyor ve kolektif yaşamın gerekliliklerini odaklarına alarak hareket ediyorlar. Aşırı yoksulluk ve doğal afetler nedeniyle geçmişinde oldukça zor zamanlar geçiren Ekvadorlular, zor zamanların üstesinden gelmenin yolunu bir araya gelip kenetlenmekte, aile ve toplumsal destek sistemlerini kullanmakta bulmuşlar.

Ekvadorlular maddi şeylerden çok sevdiklerini ön plana koyan, küçük şeylerden zevk almayı bilen insanlar. Bu nedenle başarılı olmak için saatlerce çalışmak yerine sevdikleriyle zaman geçirmek, içinde yaşadıkları doğaya saygılı ve özenli bir yaklaşım sergilemek Ekvador kültüründe oldukça önemli.

Buen vivir felsefesi de sosyo-ekonomik statümüzden ve maddi varlıklarımızdan bağımsız olarak, sahip olabileceklerimizden çok şu anda sahip olduklarımıza değer vererek mutlu bir yaşam sürebileceğimizi öğütlüyor. Buen vivir felsefesini hayatınıza entegre etmek için yavaşlayın ve doğanın size sunduklarını düşünün, arkadaşlarınıza ve ailenize zaman ayırın, sevdiklerinizin ihtiyaçlarını ön planda tutun. Yediğiniz lezzetli yemeklere, gün batımına, yaşamın size sunduğu tüm deneyimlere şükredin.

İsrail’den Tachles – ‘Sadede gelelim.’

Tachles felsefesi, İsrail kültüründe oldukça yaygın olan ‘sadede gelme’ zihniyetini özetleyen bir kelime. Sonuca gelme, lafı gevelememe ve söylemek istediğimizi dolandırmadan söyleme tutumunu yansıtan bu yaşam felsefesi İsrail’de kültüre oldukça yerleşmiş bir iletişim davranışı. Tachles felsefesi, fikirlerinizi, düşüncelerinizi daha dürüst ve net şekilde ifade etmenize yardımcı olabilecek bir yaşam biçimi. Özellikle pasif-agresif tutumlardan, alttan alttan mesaj veren söylemlerden uzak bu yaşam tarzını benimsediğinizde ilişkilerinizde çok daha dürüst, fikirlerinizi belirtmekte çok daha direkt, hislerinizi karşınızdakine açıklamak konusunda çok daha net olduğunuzu fark edeceksiniz. Özetle: Taktik maktik yok, bam bam bam!

Hindistan’dan Jugaad – ‘Pratik çözümler zor problemlerden doğar.’

Jugaad felsefesi en basit haliyle ‘kaynaklar sınırlı olduğunda yaratıcılığınızın artması’ olarak özetlenebilir. ‘Her yeni icat ihtiyaçtan ve zorluktan doğar.’ söyleminin vücut bulmuş hali olan bu felsefe, herhangi bir problem karşısında yaratıcılığımızı konuşturarak pratik çözümler üretmemizi yansıtıyor. Jugaad, Hindistan kültüründe yaratıcılığı ortaya çıkarmak, çalışanların üretkenliğini ve verimliliğini artırmak için düşük maliyetli çözümler bulmasını sağlayan bir konsept olarak benimsenmiş ve kültüre tamamen yerleşmiş bir yaşam felsefesi.

Jugaad felsefesini benimsediğinizde, karşınıza çıkan zorlukları gelişim fırsatı olarak görmeyi, problemlerden kaçmak yerine çözüm üretmeyi, yaratıcılığınızı geliştirmeyi ve hayattaki en küçük problemden bile ilham almayı öğrenebilirsiniz.

Almanya’dan Gemütlichkeit – ‘Sıcacık bir battaniye, bir fincan sıcak çikolata…’

Gemütlichkeit Alman kültüründe arkadaşlarınız, aileniz ve sevdiklerinizle rahat, güvenli ve konforlu bir ortamda olmanın verdiği yumuşacık ve sıcacık hissi tanımlamak için kullanılıyor. Konsept olarak Hygge felsefesinin neredeyse aynısı olan gemütlichkeit bayram ve festival zamanları gibi mutlu zamanlarla ilişkilendiriliyor.

Gemütlichkeit yağmurlu bir havada sıcacık battaniyenin altında kahvenizi yudumlamak, güzel havalarda bahçede rahatlatıcı bir müzik eşliğinde güneşlenmek, parkta piknik yapıp kitap okumak gibi keyifli zamanların içinizde yarattığı o huzurlu ve sıcacık duyguyu tanımlıyor.

Latin kültüründen Carpe Diem – ‘Anı yaşa!’

‘Anı yaşamak’ olarak tanımlanabilecek Carpe Diem felsefesi diğer yaşam tarzlarından çok daha eski, köklerini Antik Latin kültüründen alan bir yaşam felsefesi. Adından da anlaşılabileceği gibi geçmiş deneyimlerden ve gelecekle ilgili endişelerden arınarak, sadece içinde bulunduğumuz anın tadını doyasıya çıkarmayı öğütleyen carpe diem, ertesi gün ölecekmiş gibi yaşamayı; her anın, hayatımızda olan her insanın, tüm deneyimlerimizin tadını çıkarmayı, ‘günümüzü gün etmeyi’ mutlu bir yaşamın formülü olarak tanımlıyor.

Her kültür nasıl bir insan olunması gerektiğine, hayatın tadının nasıl çıkarılabileceğine, mutlu bir yaşamın formülünün nerede saklı olduğuna, hayatta karşımıza çıkan engellerle nasıl baş edebileceğimize dair ilham verici önerilerle, hikayelerle ve derslerle dolu. Sizin yaşam felsefeniz hangisine daha yakın?

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!