Kolektif travma nedir, nasıl başa çıkılır?

Trafikte biri sinirinizi bozduktan sonra eve geldiğinizde ev ahalisine gereksiz yere çıkıştığınız oldu mu? Ya da eşinize kızıp çocuklarınıza sesinizi yükselttiğiniz, yöneticinize sinirlenip iş arkadaşınızla tersleştiğiniz? Evet mi? Yalnız değilsiniz, ne yazık ki birçoğumuz öfkemizin asıl sorumlusuna ulaşamadığımızda ya da ona karşı açık olamadığımızda sinirimizi bir başkasından çıkarma eğiliminde olabiliyoruz. Üstelik bu durum yalnızca birinin yaptığı, söylediği şeylere karşı da olmuyor; daha büyük olaylar, toplumsal olumsuz gelişmeler ya da afetler, felaketler, doğa olayları gibi üzerinde kontrolümüzün olmadığı pek çok durumda da gerçekleşebiliyor. Haberlerde duyduklarımıza sinirlenip evden çıktığımızda komşumuza selam vermeden geçebiliyor ya da iş yerinde huysuz, aksi tavırlar sergileyebiliyoruz.

Yaşadığımız büyük felaket sonrasında yani pek çok kayıp yaşadığımız depremden sonra da ne yazık ki benzer bir durumla karşı karşıyayız. Öfkemizi, üzüntümüzü, sinirimizi, kızgınlığımızı başka yerlerden, alakasız platformlardan çıkarmaya çalışabiliyoruz. Bir düşünün; son zamanlarda sosyal medyada karşınıza çıkan gündemle ilgili paylaşımların altında kaç kez nefret dolu yorumlara denk geldiniz? Birkaç ay öncesine göre çok daha fazla olabilir mi? Muhtemelen evet… Çünkü, olumsuz gelişmelere, yaşanan yıkıcı deneyimlere tepki verirken çoğu insan karşısındakinin hislerini, düşüncelerini yok sayıyor –hele bir de herhangi bir konuda karşıt düşüncedeyse-… Peki ya sonucunda ne oluyor? Sağlıksız ve yıkıcı iletişimler, toksik ilişkiler, kalp kırıklıkları, büyüyen öfke, artan travmalar ve daha da bozulan ruh sağlığı…

Kolektif travma nedir?

İçinden geçmekte olduğumuz bu zorlu süreç hepimizi bireysel olarak yıpratmanın yanı sıra toplumsal olarak da fazlasıyla yaraladı -ve hala yaralamaya devam ediyor.- Çünkü, ne yazık ki hepimiz kolektif travma içerisindeyiz. O sosyal medya hesaplarındaki fütursuzca savrulan saldırgan tavırlar, asık yüzlü tavırlar, gergin sohbetler, zarar gören ilişkiler, kısacası her an patlamaya hazır bir bomba gibi oluşumuzun nedeni yaşadığımız kolektif travma.

En öz tanımıyla, kolektif travma bir toplumun, doğal afetler, savaş, terör saldırıları, toplumsal şiddet, cinsel istismar, toplu ölümler ve diğer büyük felaketler gibi olaylar sonrasında yaşadığı stresli ve travmatik reaksiyonların bir sonucu olarak ortaya çıkan bir durum. Kolektif travma, toplumun bütününü etkileyen bir travma olduğu için, bireysel travma ile karşılaştırıldığında yönetilmesi, kontrol altına alınması daha zor olabilir. Toplumda yaygın bir korku, endişe, güvensizlik, öfke ve hüzün hissi yaratabilir. Bu tür olaylarla başa çıkma süreci, bireysel travmalardan daha uzun sürebilir ve toplumda derin yaralar bırakabilir. Toplumun yeniden yapılanmasını ve toplumsal bağların güçlendirilmesini sağlamak gerekir ve bu da uzunca zaman alabilir.

Kolektif travmanın etkileri

Kolektif travma, bireysel travmalara benzer etkiler yaratsa da daha geniş bir kitleye yayılarak tüm toplumun benzer olumsuz sonuçlarla karşılaşmasına neden olur. Stres, kaygı, endişe, korku, mutsuzluk, umutsuzluk, çaresizlik, öfke, kızgınlık gibi psikolojik ve duygusal sıkıntıların yanı sıra kolektif travma:

  • Saygısızlık,
  • Güvensizlik ortamı,
  • Düşmanlık besleme,
  • Varoluşsal krizler,
  • Kuşak çatışmaları,
  • Bozulan sosyal ilişkiler,
  • Artan suç ve şiddet vakaları,
  • Fiziksel, sözlü veya siber zorbalık,
  • Ekonomik zorluklar gibi daha çeşitli olumsuz etkilere de neden olabilir. Bu etkiler, kolektif travmanın özelliklerine, şiddetine ve süresine bağlı olarak değişebilir

Dolayısıyla hem bireysel hem toplumsal anlamda pek çok olumsuz duygu, durum ve olayı deneyimlerken günlük hayatımız sekteye uğrayabilir ve toplumsal esenliğimiz zarar görebilir. Yaşamış olduğumuz yıkımlar ve sonucunda açığa çıkan kayıplarla birlikte bireysel olarak üzülüyor olmamızın yanı sıra toplumsal bir acıyı da paylaşıyor oluşumuzun, bu kolektif travmanın en büyük göstergesi.

Peki, ne yapacağız? Nasıl iyileşeceğiz, nasıl toparlanacak, nasıl hüznümüzü, öfkemizi kontrol altına alacağız? Toplum olarak acılarımızı atlatabilecek miyiz? İnanırsak, değişirsek ve çok çalışırsak evet! Hem bireysel hem toplumsal yaralarımızı sarıp, bozulan düzen ve güven ortamını yeniden inşa edebilir, ilişkilerimizi güçlendirebilir, travmanın izlerin silmeye çalışabiliriz.

Kolektif travmadan iyileşebilmek mümkün mü?

Öncelikle, toplumsal iyileşmenin bireysel iyileşme gerektirdiğini unutmamak gerek. Kolektif travmaya neden olan olayların şiddetini, büyüklüğünü ve etki alanını düşündüğümüzde herkesin çokça zamana ihtiyacı olduğu kesin. Evet, tamamen iyileşmemiz zaman alacak ama önce kendimize sonra birbirimize iyi bakarak içimizdeki gücü açığa çıkarabilecek, kolektif travmanın üstesinden gelebileceğiz… Peki, neler yapabiliriz?

  • Duyguları bastırmak, olanları görmezden gelmek çare değil. Bireysel deneyimlerimizi önemseyerek neye ihtiyacımız olduğunu bulmalı, gündemi takip ederken akıl sağlığımızı da korumaya özen göstermeliyiz.
  • İç dünyamıza dönüp bakmalı, yıpranan ruhumuza ve alt üst olan sinirlerimize bakım yapmalıyız. Meditasyon, yoga, mindfulness, nefes egzersizleri gibi rahatlatıcı, stres azaltıcı ve iyi hissettirici pratikler hayatımızda yerini almalı.
  • Yeme-içme alışkanlıklarımıza, uyku düzenimize dikkat etmeli, toplumumuza iyi bakmak istiyorsak önce kendimize iyi bakmalıyız.
  • Doomscrolling’ten mümkün olduğunca uzak durmak için çaba harcamalı. Bütüncül sağlığımızı koruyabilmek için olumsuz haberler girdabına kapılmadan gelişmelerden haberdar olmalıyız.
  • Yardım elimizi uzatmalı, neye yetiyorsak, elimizden ne geliyorsa onu yapmalıyız. Birbirimize saldırgan tavırlar veya sözler sarf etmek yerine iş birliğinin, yardımlaşmanın, paylaşmanın birliğin ve beraberliğin gücüne tutunmalıyız.
  • Saygının önemini hiçbir zaman unutmamalı ve her zaman empatiyle, anlayışla, hoşgörüyle yaklaşmalıyız. Karşımızdaki kişinin de zorlu deneyimlerden geçtiğini ve muhtemelen aynı olumsuz duyguları paylaştığını hatırlamalı, konuşurken, yazışırken ya da tartışırken ona göre davranmalıyız.
  • Tepkilerimizi kontrol altında tutmalı, olumsuzlukların sorumlusu olmayan herhangi birinden sinirimizi, öfkemizi çıkarmamalıyız.
  • Yalnız olmadığımızı, ancak el ele verirsek zorlu zamanların üstesinden gelmenin kolaylaşacağını unutmamalıyız. Bireysel çabalarımız, çevremizdeki sosyal ağlar veya yardımlaşma çabaları yetersiz kalıyorsa profesyonel destek almanın da etkili ve yardımcı bir çözüm olduğunu hatırlamalı, ihtiyacı olanlara hatırlatmalıyız.

Toplum olarak yaşadığımız travmayla yüzleşmek ve etkilerini silmeye çalışmak çok yorucu olabilir. Ancak tepkilerimizi doğru bir şekilde yönetebilir, birbirimize destek olarak el ele ilerleyebilir ve bireyin topluma, toplumun bireye ihtiyacı olduğunu ve iyileşmenin iki taraf için de eş zamanlı hareket ettiğini aklımızın bir köşesinde tutarsak deneyimlediğimiz bu kolektif travmanın üstesinden gelebiliriz.

İlginizi çekebilir: Toplumsal travma, kayıp ve yas süreci gibi zorlayıcı zamanlarda nasıl odaklanabiliriz?

Uplifers
Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!