Kendinizi olduğunuz gibi gösterebiliyor musunuz: Bastırdığınız duygular kendini fiziksel olarak gösterir

Hepimizin bir tarafta dış dünyaya gösterdiğimiz yüzü var, diğer tarafta ise tanıdığımız kadarıyla gerçek kimliğimiz. Kendimizi eğlenceli, mutlu, hareketli görebiliriz ama çevremize yansıttığımız kişi suskun, mutsuz birisi olabilir ya da tam tersi. İçimizdeki biz ile dışarıda görünen biz arasındaki fark ne kadar az olursa, o kadar dengeli, huzurlu bir yaşama sahip oluruz. Çünkü kendimizi saklamak ekstra efor gerektiren, yorucu bir süreçtir. Biz her ne kadar bunun farkında değilsek bile…

Ellerimde yaşadığım egzama probleminin yoğun olduğu ve tedaviye başladığım zamanın, benim bu farkındalığa varmamı sağlayacağını henüz bilmiyordum. Pandeminin başlangıcına denk geldiği için gerek iş toplantılarında, gerekse aile ve arkadaş iletişimlerinde görüntülü konuşmanın yoğun olarak yapıldığı bir dönemdi. O dönemde ellerimin üzeri yanığa benzer şekilde kırmızı ve kabuk bağlamış durumda olduğu için beni fiziksel ve duygusal olarak zorluyordu. Görüntülü görüşmelerde elim bir şekilde yüzüme gidiyorsa, elimin üstü yerine avuç içim kamerada görünecek şekilde hareket etmeye özen gösteriyordum. Amacım karşı tarafın görmemesi, başka konu konuşuluyorken, bir anda benim elime odaklanılıp konunun dağılmaması, insanların bana üzülmemesiydi.

Bu duruma bir çare bulmam gerektiğini anlayınca, çok sevdiğim bir arkadaşımın tavsiyesi üzerine ellerimle konuşmaya başladım! Evet, yanlış duymadınız ya da hayır, daha kafayı sıyırmadım. Çok şükür her şey yolunda… Şaka bir yana, onlarla konuşma amacım aslında onları kabul etmek, saklayacak bir parçam olarak değil de bana bir şeyler anlatmaya çalışan, beni oluşturan vücudumun parçaları olarak görmekti. Çünkü içeride yolunda gitmeyenler vardı ve artık bunu gözden kaçırmamın imkanı yoktu.

Vücudunla, cildindeki problemle nasıl konuşulur?

İlk olarak söze, onlara “Hoş geldin” diyerek başlıyordum. Bunu deme amacım onların geçici ve misafir olduklarını kendime anlatabilmekti. Ve ellerime bazı sorularım vardı:

Neden buradasınız?
Bana ne konuda rehberlik etmek için geldiniz?
Burada anlamam gereken şey nedir?
Bir gün neyi değiştirirsem verdiğiniz mesajı anlamış olurum?

Her sabah onlara bu soruları soruyor ve sorulardan sonra sessizce bekleyip içimde beliren cevapları dinliyordum. İlk başlarda bir cevap alamadım onlardan, ama sohbet etmeye devam ettim. Belli ki biraz kırgınlardı, uzun yıllardır bana anlatacakları vardı ve ben onları defalarca denemelerine rağmen duymamıştım. Ben duyamadıkça, seslerini yükseltmek zorunda kalmışlardı. Bu geldiğimiz durumdan onlar da memnun değildi, ama ne yapsınlardı ki? Ben iyi olayım diye uğraşıyorlardı. Ve sonunda onları duyup yanıt verdiğimi fark ettiler. Benim iyi niyetimi de anlayınca kırgınlıkları azaldı ve anlatmaya başladılar…

Bana uzun yıllardır anlatmak istedikleri meğerse benim kendimi saklamamdı. Bir parçam olmalarına rağmen onları bile kamerada saklar olmuştum! Ben kendimi saklamaya çalışsam da, bak işte, bir şekilde görünür olmuşlardı. Onların da görünmeye, ifade bulmaya ihtiyaçları vardı.

Peki onlar kimdi?

Sayıca çok olsalar da, en çarpıcı olanlarından bahsetmem gerekirse bunlardan ilki, zamanla fark ettiğim üzere bir duruma veya kişiye öfkelendiğimde, kızdığımda, sinir olduğumda ellerimin kaşıntısının artmasıydı. Aslında öfkelendiğim, kızdığım, sinir olduğum kendimdim. Çünkü bu durumu ifade etmiyor, bir şey olmamış gibi davranmaya çalışıyordum. Bu durum kendimi ve duygularımı saklamak için ekstra enerji harcamama neden oluyor ve ellerimin üzerinde egzama kaşıntısı olarak ifade buluyordu.

Bir diğeri ise spiritüel konulara ilgi duyan benliğimdi. Bu konularla ilgilenmeme, kitaplar okumama rağmen, çevremde çok az insan benim böyle birisi olduğumu biliyordu. Anlatmama nedenim ise oldukça basitti: Benim de son birkaç yıldır fark ettiğim bu öğretiler çoğu kişinin bilmediği, ilgi duymadığı, belki de duyunca dalga geçtiği konulardı. Bahsetsem de anlaşılmayacağını düşündüğüm için anlatmakla uğraşmıyor, lafını açmıyordum. Hem pandemi, hem de egzama sürecim birleştiğinde uzun bir süredir hobilerime zaman ayırmadığımı fark etmiştim. Bu iki farkındalık üst üste gelince, ilgilendiğim kişisel gelişim ve spiritüelliğin bir araya geldiği başlıklar olan enerji, nefes, meditasyon, yoga ile ilgili yazılar yazmaya başladım. “Acaba blog mu açsam?” diye düşünürken yolum Uplifers ile kesişti. Ve şimdi sizlerle her hafta buluşuyor, okurlarıma ilham olma amacıyla çıktığım bu yolda ilerliyorum.

Hal böyle olunca, benim bu yönümü sadece tanıdıklarım görmekle kalmadı, bu konularla ilgilenen birçok yeni kişiyle de tanışma fırsatım oldu. Öğrendim ki kendimi dış dünyaya gösterdikçe, beni anlayan tahmin edemeyeceğim kadar çok kişi ile yolum kesişiyordu.

Ben bunları yaşadıkça hayatın esprisini bir kez daha anladım. Evren, biz bir dersi anlayana kadar bize tekrar tekrar aynı dersi veriyor, ama her defasında dozunu bir kat daha artırarak. O dersi alınca da hayatımıza eskisinden daha güzel bir şekilde devam edebiliyoruz.

Egzama bana bunu gösteren en somut örnek oldu. Ben onları dinledikçe bana yıllardır duymadıklarımı gösterdiler ve benim dönüşümüme aracı oldular. Yaşadığım süreçle, kendini saklamak ya da göstermekle ilgili sorunuz, yorumunuz olursa bana [email protected] adresimden veya @sibelsibel Instagram hesabımdan ulaşabilirsiniz. İçinizde ve dışınızda bir olabilmeniz dileğimle.

İlginizi çekebilir: Dönüşüm yolculuğunu birlikte yaşayalım: Bütüncül tedavinin getirdiği farkındalıklar

Sibel Okan
Merhaba ben Sibel. Boğaziçi Üniversitesi Kimya Mühendisliği bölümü mezunuyum ve şu anda özel sektörde pazarlama alanında çalışıyorum. Mühendislik eğitiminin bana katmış olduğu analitik düşünce ... Devam