X

Kendinin tüm hallerine sarılmayı öğrenmedikçe tüm sarılmaların yarım kalacak

Her şey dönüşüyor, her şey değişiyor. Biliyorum insan derin bir acının içinden geçerken bu dediğim sinek vızıltısı gibi geliyor. Cümleyi duyuyor ama duymak, hissetmeyi sağlamıyor. Dolayısıyla içeride beliren zorlayıcı hisleri hissetmemek için her şeyi yapıyoruz. Tüm koşturmamız da ondan…

Canımızın acısıyla, yaramızla kalmamak için sağlıksız ilişkilerin peşinden koşuyor, kendimize yeni hobi yaratıyor ve sürekli bir şeyleri “yapmak” için kendimize aslında işkence uyguluyoruz. İyileşme, şifalanma dediğimiz hal, birilerini suçlu ilan etmekten, öfkeyi bastırmaktan ya da kendimizi meşgul etmekten gelmiyor.

Aslında iyileşme dediğimiz hal, düz bir çizgi değil. Çok fazla inişi ve çıkışı olan uzun bir yol.

Ve yolun ilk adımı, bir şey yapmaya koşturmadan cesaretle hissettiğimiz hislere yer açmaktan geçiyor. Ve biliyorum burası hiç kolay değil. Şu an hissettiğimiz hissi, hayatımızın tümüne yayan ve oradan da varsayımlar yapan bir zihnimiz var ve zihnimiz sağ olsun hep bilmek istiyor. Dolayısıyla tüm koşturmamız aslında “acımızdan”… Çözüm olarak ya birilerini suçluyor ya da kaçıp duruyoruz kendimizden, evimizden…

İnsanın temelde kendisinden başka kimseyi affedemeyeceğini anlaması, soğan kabuğu soyar gibi kişinin kendi acısını soymaya başladığında beliriyor. Seni affetmiyorum, seni affediyorum gibi cümleler kocaman yaşamanın karşısında ne kadar kibirli cümleler. Oysa benim tek yapabileceğim önce kendimi affetmek, yaptığım ve yapmadığım her şey için sonra da ortadaki sevgiyi unutmamak ve herkesin elinden gelenin en iyisini yaptığını kendime hatırlatarak affedici bir alanın genişlemesine istekli olmak.

Zor iki hafta geçirdim. Ah, evet ben alışıktım ya hani biliyordum? Yok arkadaşlar, bunu çok yazdım ve dedim; her deneyim yeni. Sadece şu oluyor: Eski deneyimlerin bilgeliğini yeni deneyimin içine taşıyabilme şansımız var. Bu sizin yaşam destek kitiniz oluyor. Ama o zor yolun içinden tek başınıza geçmeniz gerekiyor.

İki hafta önce komik olacak bir durum, başıma trajik bir durum açtı. Kardan ayağım kaydı ve düştüm. Yüzüm gözüm şişti, morardı, şişmeyen bir yerim kalmadı. Görsel olarak değişen görüntüme bir de fiziksel acı da eklenince durum içinden çıkılmaz bir noktaya geldi.

Eğitimi, derslerimi, işimi her şeyi iptal ettim. Ve hiçbir şey yapmadım. Tek yaptığım bir seneye yaklaşan ve bırakmadığım sadhanam (düzenli yapılan fiziksel pratik içermeyen çalışmalar) oldu. Evet, o halde bile bırakmadım ve yeniden hatırladım ki özellikle bu zamanlarda insanın zihni bahane üretmek için hazır oluyor ve eğer siz ona kapılmazsanız özellikle hava şartlarının sertleştiği zamanlarda düzenli devam edilen rutin, içsel olarak şarj edilmenizi sağlıyor.

O yüzden hava kararmadan buna başlamanızı öneririm.

Aslında her yaşadığımız o zorlayıcı deneyimden geçiş bileti kendimizi kucaklayabilmek.

Günün sonunda yaptığın, yapamadığın, yarım bıraktığın, korktuğun ne varsa tam olarak senin kendinle kurduğun ya da kuramadığın ilişkiye bağlı…

Anahtar hep sen de…

Bu yüzdendir ki;

Kendinin tüm hallerine sarılmayı öğrenmedikçe tüm sarılmaların yarım kalacak…

İlginizi çekebilir: Cesaretle gerçeğe bakmaya ne dersin?

Özde Çolakoğlu: Çalışma Ekonomisinden mezun oldu. Mezun olduktan sonra metin yazarlığı, editörlük, sosyal medya uzmanlığı gibi farklı alanlarda uzun yıllar çalıştı. 2009 yılında yoga ile tanışmasının ardından farklı uzmanlar ve stillerle çalışma şansı yakaladı. Bedende başlayan bu öğretiyi daha da derinleştirmek isteyen Çolakoğlu bu amaçla ilk temel yoga uzmanlık eğitimini 2012 yılında aldı. O zamandan itibaren farklı birçok eğitime katıldı ve katılmaya devam ediyor. Ocak 2018’de Yoga Alliance’ın E- RYT 500 Sertifikasını almaya hak kazandı. 2013 senesinden itibaren çeşitli yoga merkezlerinde ders vermeye başlayan Çolakoğlu, 2017 yılında Githa Yoga ekibine katıldı ve stüdyonun ana hocalarından biri oldu. Bu dönemde stüdyonun büyümesi için kurucu ekip ile birlikte çalıştı, atölyeler ve eğitimler verdi. Çolakoğlu, yoga uzmanlık programları düzenleyerek uzmanlar yetişiyor. 200 ve 300 saatlik temel ve ileri yoga uzmanlık programları ve kamplar düzenliyor. 2021’de bu mesleğini stüdyo sahipliğine dönüştürmüştür. Kadıköy, Moda’da kurulan, Yoga ve Ayurveda merkezi Goa Yoga’nın kurucu ortağıdır.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale