Modern dünyada sürekli kendimizin daha iyi versiyonuna dönüşme baskısı altındayız. Her gün daha erken kalkmalı, daha üretken olmalı, daha sağlıklı beslenmeli ve daha iyi hissetmeliyiz. Meditasyon ritüelleri, bakım rutinleri, detoks kürleri ve kişisel gelişim saatleri derken her işi planlı programlı ilerletmeli ve adeta bir projeye dönüşmeliyiz. Ancak her günü eksikleri kapatma ve görev listelerine tik atmakla geçirirken hayatı bizim yerimize kim yaşayacak?
Aslında günlük hayatta kendimizi zorunlu hissettiğimiz iyileşme seanslarının çoğu bizi gerçek hayattan uzaklaştırıyor. Omuzlarımıza “iyileşme” adı altında yüklenen sorumluluklar arttıkça, içten mutluluk duymak ve anın tadını çıkarmak da zorlaşıyor. Üstelik yaşamın kendiliğinden akışına izin vermeyen bu katı bakış açısı, hayatın içinden kopup gelen düzensizlikleri “arıza” olarak görmemize neden oluyor. Gelin, birlikte kendimizi onarmak için çıktığımız yorucu yolculuğu nasıl huzura çevireceğimizi keşfedelim.
Kişisel gelişim yorgunluğu nedir?
Tükenmişlik, hayatın her alanında hiç olmadığı kadar yoğunlaşmış durumda. Bunlardan biri de elbette kişisel gelişim baskısı sebebiyle hissedilen yorgunluk. İş yoğunluğu, ebeveynlik görevleri ve diğer sorumluluklardan kaynaklanan tükenmişliği sık sık konuşuyoruz. Ancak söz konusu hayatın her anını üretkenlik havuzuna dönüştürmeye çalışan podcast, kurs ve kitap seansları olduğunda bu durumu biraz göz ardı ediyoruz. Halbuki bize sürekli, şu anki halimizden daha iyi bir versiyonun olduğunu hatırlatan bu gelişim adımları, bir yandan kulağımıza yeterli olmadığımızı fısıldıyor. Zihni sürekli tetikte olmaya ve denetlemeye açık hale getiren kişisel gelişim teknikleri, içten içe bize huzur yerine anksiyete ve yorgunluk yüklüyor.
Yani tükenmişlik hissi; biri size mutlaka okumanız gereken dönüştürücü bir kitap önerdiğinde, grupla yaptığınız yoga akışının gerisinde kaldığınızda ya da uyku öncesi nefes egzersizi esnasında kendinize uzaklaştığınızı düşündüğünüzde gelebilir. Fakat gerçek şu ki; iyileşme bir varış noktası değil, süreçtir ve sorun genellikle, bu süreci tam zamanlı bir işe dönüştürmemizden kaynaklanır.
Neden onarmayı bırakıp yaşamaya başlamalıyız?
Yaşamda onarmaya çalıştığımız şeyler, büyük ölçüde hayatın kendi düzensizliğinden kaynaklanan ufak kusurlar ve parçalar. Bir diğer deyişle, çoğu zaman kendimizi aslında kırık olmayan bir şeyi onarmaya zorluyoruz. Hatta bazen bunun farkına bile varmıyoruz. Sonuçta ise hayattaki küçük neşeleri, kusurlu fakat komik anları, o kendiliğindenlik halini kaçırıyoruz. Üstüne üstlük, kendimizi öncesine göre daha iyi veya gelişmiş hissetmiyoruz. Elde sıfıra var sıfırla kalırken eskisinden de yorgun hissediyorsanız, sizin için de dönüşüm çanları çalmaya başlamış olabilir. Kendini sürekli iyileştirmeye çalışma döngüsünü kırarak hayatta pek çok kazanım sağlayabilirsiniz:
- İnsan doğasının mükemmeliyet üzerine kurulu olmadığını, aksine çatlaklar ve hatalarla kaplı olduğunu fark etmek, sizi özgürleştirerek yaşadığınız “sen şu an bozuksun” hissinden kurtarır.
- Zihinsel ve fiziksel enerjiyi gelecekteki ideal versiyona değil de şu ana harcamak, hayattaki gerçek duyguları hissetmek ve iyisiyle kötüsüyle yaşama karşı daha tutkulu olmak anlamına gelir.
- Gerçek değişimin önce kendini kabullenmekle başladığını anlamak, dönüşümü kendiliğinden ve olabileceği en iyi haliyle getirir.
İyileşme döngüsünden çıkmanızı sağlayacak yöntemler
Direncin bittiği yerde akış başladığından kendinizi sadece baskıcı bir iyileşme sarmalından çıkarmak bile sizin için fazlasıyla dönüştürücü bir deneyim olabilir. Eğer siz de kişisel gelişim görevleri altında ezildiğinizi hissediyorsanız, aşağıdaki yöntemlerle bu döngüyü kırabilirsiniz:
1. Kendinizi proje olarak görmeyi bırakın
Öncelikle yaşadığınız kişisel gelişim baskısının, sizi tamir edilmesi gereken bir makineye dönüştürdüğünü fark etmeye çalışın. Çünkü siz ne bir makine ne de projesiniz. Özellikle bu tanımlar sizden değil de dışarıdan geliyorsa, gelişim uğruna harcadığınız çaba da aslında başkalarını memnun etmek için ortada denilebilir. Oysa her gün başka bir travmayı çözmeye, yeni bir aydınlanma yaşamaya ihtiyacınız yok. Sadece bir fincan kahvenin tadını çıkarmak, amaçsızca gökyüzüne bakmak veya hiçbir şey yapmadan oturmak aradığınız esas iyileşme olabilir.
2. Bilgi tüketimini sınırlayın
Zihninizin sürekli “Nasıl daha iyi olurum?” sorusuyla meşgul olduğu anlarda kişisel gelişim podcastlerini ve kitapları rafa kaldırın. O an bırakın, izlediğiniz film ya da dinlediğiniz liste size ekstra bilgi vermesin. Bazen ruhunuzun tek ihtiyacı, mod yükselten bir film izlemek veya dış sesi dengeleyen bir liste dinlemektir.
3. Sadece olma haline izin verin
İyileşme yolculuğunun en büyük çıkmazı, tamamlanmayan yapılacaklar listeleridir. O listeyi yırtıp atmak, hayatın düzensizliğine karşı gelme duygusunu önler. Bu da sizi beklenmedik sürprizlere karşı daha dirençli hale getirirken, esnek ve andan mutlu bir insana dönüştürür. Kim bilir, belki duygularınızı manipüle etmeden kusurlu olmaya izin verirseniz, aradığınız çözümü de bulabilirsiniz.
4. “Mükemmel” yerine “yeterince iyi” kavramına odaklanın
Yaşamda ve doğada hiçbir şey kusursuz değildir, dolayısıyla sizin de olmanıza gerek yok. İhtiyacınızın mükemmel rutin, mükemmel beden, mükemmel zihin olmadığını hatırlayarak sadece yeterince iyi olduğunuzu düşünün. Çünkü şartlar, zaman ve durum sizi böyle bir insana dönüştürdüyse zaten olmanız gereken yerdesinizdir. Dolayısıyla kendinize biraz şefkat gösterirseniz kusurlu bir günde bile şükredecek pek çok şey bulabilirsiniz.
Kaynak: tinybuddha, self
İlginizi çekebilir: İyileşme dediğimiz düz bir yol değil