X

Kaçmak mı, hazır olmamak mı?

Daha önce farklı yazılarda kaçmaktan ve taktığımız maskelerden bahsetmiştik.
Bugün biraz daha orayı açmak istiyorum. Çünkü bence hepimiz, büyük ya da küçük ölçekte, bir şeylerden kaçıyoruz.

Bazen ilişkimizdeki bir sorundan, bazen işimizdeki bir görevden, bazen okuldaki bir ödevden,
bazen arkadaşlarımızla olan bir çatışmadan, bazen bir mekandan,
bazen duygularımızdan, bazen sıkılmaktan, bazen de kabullenişten. Örnekleri çoğaltmak mümkün. 

Günlük hayatta çoğu zaman, bunların yerine neyi koyduğumuza bakarsak kaçışlarımızı daha net görüyoruz aslında:
Elimize telefonu alıyoruz, bir şeyler atıştırıyoruz, açıveriyoruz diziyi, kayboluyoruz sosyal medyada, bir sonraki planı yapıyoruz… 

İçimizde olan asıl şeye bakmadan hayat devam ediyor gibi yapıyoruz. Bunda sadece biz suçlu değiliz elbette. Hayat ve sistem bazen bizi buna itiyor, bazen de biz kendimizi bu düzene alıştırıyoruz.
Çünkü durum temelde çok basit:
Beyin, beden ve sinir sistemi hep bildiği, kolay yolu seçmek istiyor. Hoşlanmadığı, zorlandığı, rahatsız olduğu şeylerden uzak durmak; yani bir şekilde kaçmak istiyor. Bu, bizim bozuk olduğumuz anlamına gelmiyor, tam tersine çok temel bir içgüdü. Sempatik sinir sistemi dediğimiz yapı, bizi savaş ya da kaç moduna alıyor. Tehlike algıladığında, kal, bak, anlamaya çalış demiyor; korun diyor.

Bugün yaşadığımız çağda, bu tehlike her zaman yırtıcı bir hayvan değil;
bazen bir mail, bazen bir telefon konuşması, bazen bir yüzleşme, bazen bir ilişki konuşması, bazen de kendi duygularımız. Üstüne bir de hız ve haz odaklı bir kültürün içindeyiz.
Dijital dünya, sosyal medya, tüketim kültürü… 

Hepsi bize bir mesaj veriyor:
Canın sıkılmasın, hemen iyi hisset. Zorlanma, hemen kaç.
Zaten bütün pazarlama endüstrisi de buradan besleniyor.

Ama şöyle bir gerçek var:
Kendimizden kaçmak, sanıldığı kadar kolay bir şey değil.
Ne yaparsak yapalım ne kadar meşgul olursak olalım,
günün sonunda sen, seninle her yere geliyorsun.
Bilinçli olarak görmesen de bilinçdışında orada duruyor her şey.

Bu noktada şunu da unutmamak lazım:
Kaçmak her zaman kötü bir tepki olmak zorunda değil.
Bazen iç sistemimiz, olayı çözme anına kadar zaman kazanmak için de geri çekilir.
Savaşlarda da böyledir; bazen savaşı kazanmak için, strateji belirlemek için, güç toplamak için geri çekilmek gerekir.

İç dünyamız da bazen aynısını yapıyor olabilir:
Biz hazır olana kadar ve o durumla ilgili içerideki sistem kendini toparlayana kadar.

Bu yüzden bazen kötü bir ilişkinin içinden hemen çıkamıyor olabiliriz.
Yanlış olduğunu bildiğimiz bir davranışı, bir alışkanlığı sürdürmeye devam ediyor olabiliriz.
Ya da yapmamız gereken bir konuşmayı, bir adımı sürekli erteliyor olabiliriz. Bu her zaman zayıflık değil; bazen de gerçekten hazır olmamakla ilgili. Hazır olmadığımız bir yüzleşmenin, bir vedanın, bir sorumluluğun altına girdiğimizde ortaya çıkacak sonucu da sistem bir yerden sezebiliyor. Tabii ki bilinçli kaçınmak başka bir şey. Hiç bakmamak, hiç konuşmamak, hiç üstlenmemek, her şeyi halının altına süpürmek uzun vadede bize zarar veriyor. Ama bazen, sorun dediğimiz şey, çözümün malzemesini de içinde taşıyor. Yani, sistemin içerisindeki daha büyük bir sorunun çözülmesi için, o sorunun içinde bir süre daha kalmamız gerekebiliyor.
Bir nevi pişme süreci gibi düşünebilirsiniz. Hazır olmadan ringe çıkan bir dövüşçüyü düşünün.
Sezonu hazırlıksız açan bir sporcu ya da antrenmansız bir yarışçı…
Sonuç çoğu zaman üzücü olur.
Sakatlık, kayıp, travma…

Aynı şekilde, hazır olmadan büyük bir ilişki kararına girmek,
hazır olmadan ağır bir sorumluluk almak, hazır olmadan kendini sıfırdan bir hayata zorlamak da benzer şekilde bizi yorabilir, daha kötü yerlere sürükleyebilir. O yüzden mesele sadece kaçmak kötü, yüzleşmek iyi gibi siyah-beyaz bir yer değil. 

Mesele şu soruyu kendimize sorabilmekte:
Ben şu anda gerçekten ne yapıyorum? Kaçıyor muyum, yoksa hazır olmadığım için mi bekliyorum?

Bunu fark etmek zaman ister.
Bunu öğrenmek, keşfetmek, sindirmek farkındalık ister.
Bazen de tekrar tekrar denemeyi, yanılmayı ister. Günün sonunda bence amaç,
kendimizden kaçmak değil;
yaşadığımız durumlar ve duygularla gerektiği kadar vakit geçirebilmek. Ne tamamen içinde kaybolmak ne de ilk rahatsızlıkta kapıyı çarpıp kaçmak.

Bazen sadece şunu yapabilmek bile çok kıymetli:
Şu an bu duygudan kaçmak istiyorum.
Bu konuşmayı ertelemek istiyorum.
Ama en azından bunu fark ediyorum.
Kendime kızmak yerine, ne zaman hazır olurum? diye soruyorum. Belki ilk adım bu. Umarım gittiğiniz her yere, sizden kaçmayan, maskesiz ve olduğu haliyle gelmeye izin verdiğiniz bir sizle yolculuk yapmanız dileğiyle…

İlginizi çekebilir: Her hikaye senin değil: Performans çağında kendi zamanın

Mert Bağ: Merhabalar, ben Mert Bağ. Erken yaşlarda ilk olarak voleybol branşını hayatıma kattıktan sonra basketbolla tanıştım ve uzun yıllar basketbol ve voleybol branşlarında çeşitli takımlarda oynadım. 2012 yılında aktif sporculuk hayatımı bırakarak, Marmara Üniversitesi Spor Yöneticiliği bölümünü bitirdim. Üniversitedeyken pazarlama, iletişim ve psikoloji alanlarında daha çok uzmanlaşmaya çalıştım ve birçok farklı spor branşını da tecrübe etme şansı buldum. Kısa bir süre spor pazarlaması alanında çalıştıktan sonra, 2017 yılından itibaren insan bedeni üzerine egzersiz, nefes, fiziksel ve zihinsel beden travmaları gibi alanlarda yurt içinden ve yurt dışından eğitimler alarak bu alanlarda çalışmaya ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Kendi bedensel travmalarımı çözmek adına çıktığım bu yolculukta çok fazla farklı keşiflerin içerisinden geçtim ve insanı anlamaya dair her bilimsel alanın içerisinde dolanmaya çalışıyorum. O yüzden burada yazmaya, sizlerle paylaşmaya çalışacağım şeylerde kendi geçtiğim yollardan, bu yolda karşılaştığım farklı öğrencilerim ve danışanlarımla tecrübe ettiğimiz deneyimlerden, araştırmış olduğum farklı konulardan bahsetmek olacak. Bir gün psikoloji ile ilgili bir yazıya denk gelmişken, bir sonraki yazıda egzersiz, bir sonrakinde biyolojiden, bir başka yazıda nefesten bahsetmiş olabilirim sizlere, insanın işleyişi ve bağlantılı olduğu veya yoldayken karşılaşmış olduğum ne varsa bütün bu deneyimleri sizlerle paylaşacağım. Bu uzun ince karışık bir adamın insanı, işleyişi ve evreni keşfetmek adına çıkmış olduğu bir serüven, bu serüvenin içerisinde durağımız şu anda burası. Burada olmaktan umarım siz de keyif alırsınız.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale