Fırtınalı havası, falezli kayalıkları ve geniş yeşillikleriyle bilinen İskoçya; doğanın en sert fakat bir o kadar da etkileyici olduğu yerlerden biri. İskoçların bu çetin ve sert doğayla başa çıkmak için kadim geleneklerden ilham aldıkları bir yöntemi var: Coorie. Tıpkı Danimarkalıların “hygge” felsefesinde olduğu gibi “coorie” de mutlu ve huzurlu bir yaşamın sırrı olarak kabul görüyor. Genellikle kapalı ve yağışlı havada yaşayan insanın ihtiyaç duyduğu “sarılma”, “sokulma” ve “yerleşme” kavramlarını merkeze alıyor. Kişinin kendiyle ve doğayla barışık şekilde kurduğu bu sakin yaşam biçimi, bir battaniyenin altına girip sıcacık vakit geçirmekten çok daha fazlasını ifade ediyor. Yerel sanatları, doğal güzellikleri ve bölgeye özgü kültürel değerleri birleştirerek modern hayattaki dengeleri yeniden kurmayı hedefliyor.
Gelin İskoçya’nın, ruhsal dinginlik için başvurduğu coorie felsefesini hayata uygulama yöntemlerini ele alalım!
1. Doğayla temas
Coorie felsefesinin odağını doğa oluşturur. Şehir yaşamından koparak doğanın sert tarafıyla karşılaşmak, sanıldığı gibi korkunç bir deneyim değildir. Aksine insanı kendine getiren, yaşamdaki yerini fark ettiren ve hissettiği duyguları derinden hisseden birine dönüştürür. İskoçya havasının değişken yapısı insanın stabil planlar yapmasını engeller. Ama yaşamdaki keyif de tam olarak burada başlar. Çünkü yapılan planlar, hafif bir yağmur veya sert bir rüzgar karşısında da aynı şekilde bozulmadan devam eder. Bu her zaman bir maceraya dönüşmek zorunda değildir; sert havayla buluştuktan sonra gelen yorgunluk, hayatta olmanın getirdiği en doyurucu hislerden biridir. Gün boyu rüzgara, yağmura, çamura maruz kalan kişi, eve gelip battaniye altına girdiğinde ya da bir ateş etrafında arkadaşlarıyla buluştuğunda gerçek huzuru da bulur.
2. Konforun yeniden tanımı
Coorie yaşam biçimi, sadece zor hava şartları ve sert doğa ile çarpışmak anlamına gelmez. Aslında bu felsefenin oldukça konforlu bir tarafı da vardır. Dışarının soğuğunu ve rüzgarını deneyimledikten sonra içeriye adım atan insan, kendini son derece sıcak ve lüks bir ortamda bulur. Gerçek rahatlama hissi de tam olarak burada başlar. İskoçya’nın rafine konaklama zevkleri, iç mekandaki konforu yeniden tanımlar ve yaşam alanlarını hem doğayla temas kuran hem de insana en büyük sıcaklığı veren bir mekan olarak tasarlar. Geniş odalar, rahat koltuklar ve modern şömineler bu yaşam biçiminin olmazsa olmazlarındandır. Yani deneyimin yarısını doğa, diğer yarısını ise iç mekan oluşturur. Sonuçta eve gelip ateş çıtırtısını dinlemek veya kalın bir kazak giymek, göründüğünden çok daha fazla konfor sunar.
3. Aktif yaşam
Coorie felsefesi, doğada geçirilen süre boyunca aktif kalmanın önemini hatırlatır. Bu öneriye göre dağ tırmanışı yapmak da bir manzara karşısında oturup dinlenmek de aynı ölçüde değerlidir. Esas önemli nokta, doğa ve onun sunduğu koşulları olduğu gibi kabul etmekte gizlidir. Bu nedenle kişinin dışarıda planladığı egzersiz programını da değişken havanın ardından ertelememesi gerekir. Aksine, rüzgarlı bir havada yapılan koşu ya da yağmurlu bir kortta oynanan tenis, çok daha tatmin edicidir. Doğayla kurulan aktif ilişki sonunda hissedilen yorgunluk ve ardından gelen keyif doğru orantılı olur.
4. Soğuk sıcak dengesi
İskoçlar, “Kötü hava yoktur, yanlış kıyafet vardır” sözünü coorie felsefesinin merkezine alır. Bu döngüdeki esas huzur ise soğuk ve sıcak dengesinden kaynaklanır. Dışarıda hissedilen soğuk havanın etkisi, sıcak iç mekana girince veya sıcacık bir içecek hazırlayınca kendiliğinden geçer. İskoçlar bu kontrastı artırmak için bazen kendi soğuk-sıcak dengesini kurar. Örneğin; soğuk bir gölde yüzmek ve ardından kendini sıcak bir kaplıcaya atmak, en sevdikleri etkinliklerden biridir. Soğuk suya ilk temas şok edici olsa da sonrasında gelen canlılık, bu kontrastı ve dengeyi en görünür haline getirir. Üstelik bu deneyim beden için kan dolaşımını hızlandıran, cildi sıkılaştıran, muhteşem bir anti-aging ritüeline dönüşür. Sunduğu içsel sakinlik ve zihinsel berraklık ise benzersizdir.
5. Sosyal bağ ve paylaşım
Coorie deneyiminin son tamamlayıcı parçası sosyal bağlar kurmaktır. Sert doğada geçirilen, aktif ve yorucu bir günün ardından sevdikleriyle yemek masasında buluşmak, gün sonundaki sıcaklık hissini artırır. Taze malzemelerle hazırlanan yemekler, canlandırıcı içecekler ve fonda çalan dinlendirici bir playlist, duygusal tatmin için harikadır. Genellikle bu tür etkinliklere derin bir sohbet eşlik ettiğinden sadece bireysel huzur değil, insan ilişkileri ve paylaşım da ön planda olur. İnsan, ruhsal olduğu kadar fiziksel ve duygusal anlamda da sıfırlanır. Bu anlarda dikkat edilecek tek önemli şey, telefonu ve dijital araçları bir kenara bırakarak kendini sohbetin derinliğine ve ilişkilerin önemine bırakmaktır.
Kısaca coorie, ilk bakışta içe dönük ve soğuk bir felsefe gibi görünse de aslında modern şehir hayatındaki en doğal ve sürdürülebilir sıfırlanma yöntemlerinden biri olabilir. Doğanın İskoçya kadar sert olmasını beklemeden dışarıda yapacağınız kısa bir yürüyüş ve ardından arkadaşlarınızla hazırlayacağınız sıcak içecekler, kendi dengelerinizi bulmanıza sandığınızdan daha fazla fayda sağlayabilir.
Kaynak: lonelyplanet, nationalgeographic
İlginizi çekebilir: Hygge felsefesi: Küçük şeylerden mutlu olmak