İlişkileri, bolluğu, hayatı yönetebilmek için: Duyguları yönetme sanatında ustalaşın

İnsan sadece mantığını ön plana alıp, duygu dünyasını dengeleyemezse hem kendisine hem de diğerlerine zarar verebiliyor. Diğer türlüsü de aşırı kibirli ve bencil yapıyor insanı. Beynini eğit. Bakış açını güçlendir.

Kendi güzelliğini fark ettiğin kadar diğerlerindeki güzelliği de keşfet. Hayatta yaşadığın her deneyimin zıttını görmeye çalış. Onu bütünle. Her zorluk bir hediyeyle, her güzellik ise bir bedelle gelir insana.

Duygularını bastırdığın kadar hastasın.

Evet, korkular yarattık gerçek olmayan. İllüzyona kapıldık. Gelecek korkusu, terk edilme korkusu, başaramayacağım korkusu, ifade korkusu, yalnızlık korkusu, yetersizlik korkusu… Oysa bu hayatta tek bir görevimiz vardı. Özgür ve Mutlu olmaktı.

Ama biz ne yaptık? Deneyimlere ve hayata duygusal tepkiler vermekle kalmayıp bunları sahiplendik. Davranış modeli haline getirdik. Olumsuz tüm duygu ve düşüncelere mühürlendik. Suçladık, suçlandık. Oysaki tüm yaşanılanların bir deneyim olduğunu, bizim büyümemiz, gelişmemiz için olduğunu unuttuk. Hayatımıza giren her şeyin özümüze giden bir yol olduğunu, her şeye rağmen ilerleyebileceğimizi, yürüyebileceğimizi unuttuk.

Oysaki duygular anlık yaşanmalıydı. Üzerimize yapışmamalıydı. Tanık olabilmeliydik. Bir bebekken nefesimiz doğaldı. Her şey tertemiz, saf ve şeffaftı. Sevgi vardı. Mutluyduk. Filtrelerden, korkulardan, endişelerden özgürdük. Olumlu veya olumsuz duygularımız yoktu. Bizi limitleyen düşüncelere tutunmuyorduk. Bir öfke gelse bile yaşıyor ve serbest bırakabiliyorduk. Ayrımlarımız, kurallarımız, kalıplarımız yoktu. Her şey çok güzeldi. Her şey ışıl ışıldı. Saf sevgiydi. Akıyordu hiç durmaksızın.

Sonra hayata duygusal tepkiler vermeye başladık. Yaşanılanlara karşı duygular, düşünceler, anlamlar yarattık. Değersiz olanı sahiplendik, onlara tutunduk. Yaşanılana, olmuş bitmiş olana yüzlerce yorum kattık. Bizi ve diğerlerini üzen, kıran, suçlayan…

Aslında duygular yaşanmalı ve sonrasında serbest bırakılmalıydı. Deneyimlenmeli ve özgürleşilmeliydi.

Tutunduğun kadar uzaksın

Sen kim değilsin?

Geçmişin değilsin. Geçmişte yaptığın hatalar değilsin, başarısızlıkların değilsin, öfken, endişelerin, kavgaların değilsin. Sen kırgınlıkların, incinmişliklerin değilsin. Savunmaya geçtiklerin değilsin. Sen duyguların, düşüncelerin değilsin. Sen mükemmel yaratıldın. Öyleyse suçlama kendini. Varlığın birilerine rehber. Birilerine ilaç.

Ah, ah! Ne kadar kutsal olduğunu bir fark etsen. Kendine kızar mıydın? Kendini suçlar mıydın? Ya da bir başkasını?

Telafi suçladığın yere sevgiyle ve şefkatle yaklaştığın yer. En önemlisi de seni, beni ayırmadığın yer. Gerçek şifa burada yatar. Bilgelik ise gerçek bir dinleyiş…

Sonuç: Ne mi yapmalı?

  • Yaradılışındaki mükemmelliği keşfetmeli, bunu yaparken başkalarındaki mükemmelliği de görebilmeli,
  • Seni, beni ayırmamalı,
  • Aklını kalbiyle dengeleyebilmeli,
  • Rehberliğini yüreğinden almalı ve kişi birliğin özünü anlamalı,
  • Ne yaparsa evreni etkilediğinin farkında olmalı
  • En önemlisi de içindeki şiddeti sevgiye dönüştürmeli.

İlginizi çekebilir: Görünenin ötesi ışık: Kederleri özgür bıraktığınızda sizi aydınlık karşılayacak

Tuba Kaytaş
Türkiye’nin ilk nefes koçlarından olan Tuba Kaytaş, Beden Eğitimi Spor Yüksek Okulu’ndan mezun oldu. İlk nefes eğitimini 2005 yılında Judith Kravitz’ten aldı. Nefesin hayatına ... Devam