Sezgi ile kaygının en zor yanı, ikisinin de çoğu zaman cümle kurmadan ortaya çıkması. Henüz elimizde somut bir kanıt yokken bir insana güvenmediğimizde, vereceğimiz karardan aniden vazgeçtiğimizde veya bir şeylerin ters gideceğini hissettiğimizde genellikle iç sesimizi dinlediğimizi söylüyoruz. Böyle anlarda bedenden gelen sinyalleri “sezgi” olarak yorumlasak da ne yazık ki güçlü hisler her zaman bu anlama gelmiyor.
Bazen kaygı da yaşanabilecek olumsuzlukları erkenden fark etmeye çalışan bir alarm sistemi gibi çalışabiliyor. Üstelik geçmişte yaşadığımız deneyimler ve korkularımız biz farkında olmadan hislerimizi etkileyebiliyor ve tüm olanları yanlış yorumlamamıza yol açabiliyor. Dolayısıyla “İçime doğdu, kesin bir anlamı vardır” demek kadar her içgüdüsel hissi kaygıya bağlamak da eksik kalıyor. Bu ikisi arasındaki incecik çizgiyi fark etmek için hislerin bize gerçekten ne söylediğini ve kararımızı ne derece yönlendirdiğini anlamamız gerekiyor.
Önemli not: Bu yazıda yer verilen tüm bilgi ve öneriler bilimsel destekli makaleler baz alınarak, genel bilgilendirme amaçlı hazırlanmış olup herhangi bir uzman tavsiyesi içermemektedir. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren öğelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurun.
Sezgi nedir?
Sezgi çoğu zaman açıklayamadığımız mistik bir yetenek gibi düşünülse de psikolojide daha gündelik bir karşılığa denk geliyor. Beyin geçmiş deneyimlerden öğrendiği örüntüleri her zaman bilinçli farkındalıkla işlemiyor. Daha önce defalarca karşılaştığımız küçük ipuçları, henüz nedenini kelimelere dökemesek de bir durum hakkında hızlı bir değerlendirme yapmamızı sağlayabiliyor. Yapılan bir araştırma sezginin örtük öğrenme süreçleriyle ilişkili olabileceğini ve geçmiş deneyimlerde öğrenilen bilgilerin hızlı değerlendirmelerde rol oynayabileceğini öne sürüyor. Yani “Bir şey bana doğru gelmedi” dediğimizde bazen iç sesimiz değil de zihnimiz devreye girerek bilinçli olarak fark etmediğimiz bir örüntüyü yakalıyor olabilir.
Bu nedenle deneyim arttıkça sezginin bazı alanlarda daha işlevsel hale gelmesi mümkün görünüyor. Yıllardır aynı işi yapan birinin bir problem çıkacağını önceden fark etmesi veya uzun süredir tanıdığı birinin davranışındaki küçük değişikliği hemen sezmesi tamamen rastlantısal olmayabilir. Ancak beyin geçmiş deneyimlerden öğrendiği kadar önyargılardan da öğreniyor. Dolayısıyla hızlı bir his doğru bir örüntüyü yakalayabileceği gibi eski bir korkuyu veya hatalı genellemeyi de beraberinde getirebiliyor.
Kaygı ve sezgi nasıl ayırt edilir?
Kaygının temel özelliklerinden biri gelecekte ortaya çıkabilecek tehdide hazırlanarak hayatta kalmayı sağlamaktır. Henüz gerçekleşmeyen bir sorun karşısında bilincin “Ya olursa?” mantığıyla devreye girip bedeni ve psikolojiyi buna hazırlaması, adaptasyon sürecini hızlandırıyor. Zihin olası sonuçları tararken bazen sürece belirsizlik faktörü de ekleniyor. Ancak böyle bir durumda ortaya çıkacak herhangi bir tehlike bulunmasa bile zihin belirsizliği “tehdit edici unsur” olarak algılayabiliyor. Bu yüzden kaygı da sezgi gibi hem bedensel hem zihinsel hissedilebiliyor.
Karın kaslarında sıkışma, kalp atışında hızlanma ve açıklanamaz huzursuzluk hali her iki durumda ortaya çıkabiliyor. Bu da iki durumu birbirinden ayırmayı giderek zorlaştırıyor. Ne yazık ki arada kesin bir ayrım bulunmasa da iç sesinizin hangi yönden beslendiğini anlamak için bakabileceğiniz bazı ipuçları var:
- Sezgi çoğu zaman belirli bir duruma bağlı olarak gelişir. “Bu teklif bana doğru gelmiyor” gibi daha somut bir noktada kalabilir. Kaygı ise tek bir ihtimalden başlayıp hızla çok sayıda olumsuz senaryoya yayılabilir.
- Kaygı kesinlik arayışını artırabilir. Aynı konuyu tekrar tekrar düşünmek, sürekli başkalarından güvence istemek veya karar vermeden önce bütün riskleri ortadan kaldırmaya çalışmak kaygının devrede olduğuna işaret edebilir.
- Sezginin arkasında tanıdık bir örüntü bulunabilir. Daha önce benzer durumlarla karşılaştıysanız bedeniniz veya zihniniz bazı ipuçlarını siz bilinçli olarak adlandırmadan önce fark etmiş olabilir.
- Kaygı çoğunlukla ihtimalleri büyütür. Küçük bir risk hızla “Kesin kötü bir şey olacak” düşüncesine dönüşüyorsa geleceği tahmin etmekten çok tehdidi büyütüyor olabilirsiniz.
- Biraz zaman tanımak farkı görünür hale getirebilir. İlk yoğunluk azaldığında aynı his hala belirgin ve somut kalıyorsa üzerinde düşünmeye değer olabilir. His her yeni senaryoyla biçim değiştiriyor ve büyüyorsa kaygının payı daha yüksek olabilir.
İç sesinize güvenmeden önce kendinize ne sorabilirsiniz?
İçimizden gelen ilk sinyaller bazen gerçekten değerli bilgiler taşıyabiliyor. Özellikle deneyimli olduğumuz bir konuda açıklayamadığımız bir rahatsızlığı daha fazla önemsememiz gerekebiliyor. Ancak sezgi de diğer düşünme biçimleri gibi geçmişimizin ve beklentilerimizin etkisi altında kalıyor. Bu nedenle sezgiyi tamamen bastırmak da hissedilen her şeyi doğru kabul etmek de efektif bir yaklaşım sunmuyor.
Özellikle önemli seçimlerde harekete geçmeden önce kendinize birkaç soru sormak dengeli bir değerlendirme sağlayabilir:
1. Bu his bana ne söylüyor?
Bir konu karşısında huzursuz hissettiğinizde “Kesin kötü bir şey olacak” gibi geniş bir duygu yerine mümkün olduğunca somut verilere odaklanın. Karşınızdaki kişinin söylediği bir şeyden mi, yaşanan bir olaydan mı ya da verdiğiniz karardan mı rahatsızlık duyduğunuzu belirleyin. Durumu somutlaştırdığınız ölçüde hisleri değerlendirmeniz de kolaylaşır.
2. Daha önce benzer bir durumda bulundum mu?
Sezginin arkasında geçmiş olumsuz deneyimler bulunabilir. Ancak geçmişte yaşadığınız kötü bir olay bugünkü durumu objektif şekilde yorumlamanızı da önleyebilir. Bu nedenle deneyimler söz konusuysa her iki ihtimali de hesaba katmaya çalışın.
3. Ortada hangi gerçek bilgiler var?
İç sesinizi bastırmak her zaman ideal çözüm olmayabilir. Ancak onun karşısında gerçek verileri de tartmanız gerekir. Bu nedenle sezgileri her zaman kanıtlarla birlikte değerlendirin. His ile somut bilgilerin aynı yönde olup olmadığını kontrol edin.
4. Kaygım biraz azalsaydı aynı kararı verir miydim?
Yoğun stres altında hızlı ve alışılmış tepkilere daha fazla yaslanabildiğimiz doğru. Bu nedenle acil olmayan bir kararda anlık sonuçlara ulaşmak zorunda olmadığınızı fark edin. Soruyla aranıza mesafe koymak için biraz uyumak, yürüyüş yapmak veya konuyu birkaç saatliğine bırakmak faydalı olabilir.
5. Bu his beni koruyor mu, yoksa hayatımı giderek daraltıyor mu?
Her yeni ilişkiden uzaklaşmak, fırsatları sürekli geri çevirmek veya belirsizlik içeren her durumda “İçime kötü bir şey doğdu” demek zamanla koruyucu olmaktan çıkabilir. Kaygı çoğu zaman kısa vadede güvende hissettiren kaçınmaları teşvik ederken uzun vadede hareket alanımızı küçültebilir. Bu nedenle hissin sizi koruyup korumadığını kendinize sormanızda yarar var.
Sezgiye güvenmek onu sorgulamamak anlamına gelmiyor. Çoğu durumda kaygı ve sezgi arasında net bir ayrım olmasa da kesin bir şekilde “içime doğduysa doğrudur” demek de ideal çözümü sunmuyor. Hissi fark etmek, nereden gelebileceğini düşünmek ve ardından gerçek bilgilerle birlikte değerlendirmek her koşulda bize daha güvenilir bir yol sunuyor.
Önemli not: Bu yazıda yer verilen tüm bilgi ve öneriler bilimsel destekli makaleler baz alınarak, genel bilgilendirme amaçlı hazırlanmış olup herhangi bir uzman tavsiyesi içermemektedir. Sayfa içeriğinde tedavi edici sağlık hizmetine yönelik bilgiler içeren öğelere yer verilmemiştir. Tanı ve tedavi için mutlaka hekiminize başvurun.
Kaynak: psychologytoday, self
İlginizi çekebilir: Kaygılı hissetmek ile anksiyete aynı şey mi?