Zihnimizin çizdiği sınırlar ve bir bütünün parçası olmak

Geçenlerde eski bir fotoğrafımla karşı karşıya geldim. Sene 2018.

Kocaman yaşamın bana kastı olduğunu düşündüğüm o zamanlarda, ablam bir yolda yürürken fotoğrafımı çekmiş. Beni çekmek istemiş ama kareye iki kişi daha girmiş: İki çöp toplayıcısı ve ben…

Şimdi onlar nerede, ne yapıyorlar bilmiyorum. Ama ablamın fotoğrafı bana gösterdiği an hissettiklerimi hiç unutmadım.

Kendimi küçücük, işe yaramaz, kocaman yaşamdan ayrı, tek başına bir su damlası gibi hissettiğim zamanlardı. O fotoğrafın bana gösterdiği gerçeklik, bazı şeyleri yeniden hatırlamama yardımcı olmuştu.

Yıllardır yoga eğitmenliği yapıyor, insanlara temas ediyorum. İnsanın en büyük savaşının kendisiyle olduğunu biliyorum.

Başkaları değil, bizim kendimiz hakkındaki düşüncelerimiz düşmanımız olabiliyor.

Ve zihnimizin içindeki çoğu şey gerçek değil! En azından, anın sahnesinde bir karşılığı yok.

Günlük hayatın, bir halden diğerine geçişlerin içinde bunu her zaman idrak edemesek de hepimiz biriz. Ama bu fikri tuz ve karabiber gibi hayatımıza serpiştirdiğimizde, yemeğin tadı kaçmaya başlıyor. “Bir”i zihnimizle idrak etmeye, anlamaya çalıştığımızda da yavanlık kaplıyor ruhumuzu.

Biliyorum, düştüğümde benim canım yanar, senin değil.

Biliyorum, elim kesildiğinde o kesik benim elimin üzerinde açılır, senin değil.

Biliyorum, ağladığımda gözyaşları benim gözlerimden akar, senin değil…

Biliyorum, Özde, Ayşe, Mehmet, Yasemin… Hepimiz birbirinden farklı hikayelerle örülmüş karakterleriz.

Ama aynı zamanda şunu da biliyorum: Derin bir düzeyde, kelimelerin ötesindeki o yerde ne sen varsın ne de ben.

Orada karakterlerimizin, küçüklükten beri taşıdığımız kimliklerimizin hiçbir önemi yok. Ne yaşadığının, hangi işi yaptığının, kim olduğunun hiçbir önemi yok.

Hepimiz o ferah, geniş ve açık Okyanus’un eşsiz ifadeleriyiz. Tıpkı okyanustaki dalgalar gibi…

Bazen Özde, bazen Ayşe, bazen Mehmet ya da Yasemin dalgası yükseliyor ve kendini diğerlerinden ayrı hissedebiliyor. Kendi dalgasının daha güzel, daha özel, daha farklı olduğunu sanabiliyor.

Sonra yeniden Okyanus’a karışıyor.

Oysa dalganın Okyanus’tan ayrı olması mümkün değil. En yüksek noktaya ulaştığında da en derin çukura indiğinde de o geniş, ferah ve açık Okyanus’a ait.

Birbirinden ayrı gibi görünenlerin ötesinde, insan algısının sınırlarını aşan o kalp Okyanusu’ndaki birlik hep mevcut.

Bunu hissetmek için bir yere gitmene ya da bir eğitmenin olmasına da gerek yok.

Bir’in dışında ne olabilir ki?

Okyanus’un dışı olabilir mi ki?

İlginizi çekebilir: Kendi gurunu seçmek: Ruhsal dönüşüm ve içsel farkındalık yolculuğu

Özde Çolakoğlu Yoga Eğitmeni
Çalışma Ekonomisinden mezun oldu. Mezun olduktan sonra metin yazarlığı, editörlük, sosyal medya uzmanlığı gibi farklı alanlarda uzun yıllar çalıştı. 2009 yılında yoga ile tanışmasının ... Devam