Kendi gurunu seçmek: Ruhsal dönüşüm ve içsel farkındalık yolculuğu
Kocaman bir yaşam gelişip dönüşürken, ufacık bir kum zerreciği nasıl oluyor da “Ben böyleyim” diyebiliyor?
Belki de hayatın en büyük daveti, kendimiz hakkında kurduğumuz bütün kesin cümlelerin içine küçük bir soru işareti bırakabilmek.
Facebook’un yıllar önce yazdıklarımı bugün yeniden karşıma çıkarmasını bu yüzden çok seviyorum. Çünkü bazen bir insanın yaşamla birlikte nasıl değişip dönüştüğünü bundan daha güzel hiçbir şey gösteremiyor.
Sekiz yıl önce bugün Facebook’a şöyle yazmışım: “Nefesim guru.”
Şimdi dönüp bakıyorum ve kendime soruyorum: Guru ne demek?
“Guru” kelimesi Sanskrit dilinde gu ve ru köklerinden gelir. Geleneksel anlamıyla gu, karanlığı; ru ise onu gidereni ifade eder. Guru, karanlıktan aydınlığa götüren; göremediğimizi görmemizi sağlayan öğretmendir.
Dürüst olmak gerekirse, bana guru olarak sunulan uzun sakallı adamların çoğu baştan oldukça uzak gelirdi. Karşıma çıkan guru figürlerinin neredeyse tamamı erkekti. Bu da bende ister istemez şu soruyu uyandırıyordu: Ruhani otoritenin dili neden bu kadar erkek?

Üstelik spiritüel dünyanın içinde erkeklerin kadınlar üzerinde kurduğu baskı, otorite ve zorbalık da başlı başına başka bir yazının konusu. Dolayısıyla guru kavramına hep biraz mesafeli durdum. O dünyaları hep merak ederdim ama mantığım pek izin vermezdi. O zamandan bu zamana hayat bana, deneyimlediğim ve reddettiğim olasılıkların katmanlarını gösterdi.
Sanırım benim için asıl dönüşüm, “Ben bunu istemiyorum”, “Ben böyle değilim” diyerek reddettiğim şeylerin aslında içimde de bir karşılığı olduğunu görmeye başladığımda başladı.
Hepimizin yaptığı gibi, bazı yanlarımı halının altına süpürmüştüm. Kendime yakıştırmadığım, kabul etmek istemediğim, “Ben öyle biri değilim” dediğim parçalarımı…
Sonra bir gün, neyi neden seçtiğime ve neyi neden reddettiğime daha dürüst bakmaya başladım.
Bir günde olmadı. Daha çok, sürekli içeriye, daha içeriye doğru giden bir çalışma oldu. Kendime dair bildiğimi sandığım şeylerin altına bakmak, “Ben böyleyim” dediğim yerlerde durup gerçekten neden öyle olduğumu sormak…
Kendimle ilgili kesin cümlelerim azaldıkça, hayatın bana göstermek istediği şeyler çoğaldı.
Ve sanırım kendi gurumu seçmem de tam burada başladı.
Bir gecede olmadı.
Yıllar içinde atılan küçük adımlarla, bazen geri dönerek, bazen direnerek, bazen hiçbir şey anlamadığımı kabul ederek…
Bugün bu cümleyi kurabiliyorum: Kendi gurumu seçtim, tüm guruların bir aracı olduğunu bilerek diğer yandan yaşamın kendisine yaklaştıran her şeyin guru olduğunun da derinimden biliyorum.

Bir insan olabilir. Bir öğreti olabilir. Bir karşılaşma, bir kayıp, bir acı, bir aşk, bir sessizlik, bir ağaç ya da avucundaki küçücük bir nohut parçası…
Seni kendinden çıkarıp yaşamın kendisiyle yeniden buluşturan her şey.
Bu yüzden bugün gurunun varlığının gerçek anlamda ne olduğunu; bütün katmanları nasıl darmadağın edip yeniden yerli yerine koyabildiğini başka bir yerden idrak ediyorum.
Ve evet, şehrin bütün uyarıcıları, gürültüsü ve zihnin sürekli üreten hikayeleri olmasa, belki her şeye guru olarak, her şeye Büyük Olan’ın bir yansıması olarak bakabiliriz.
Eğitimdeki o halimi çok özlüyorum.
Bir ağaca bakıp ağladığım, bana verilen küçücük bir nohut parçasını avucumda tutup gözyaşlarına boğulduğum o hâli…
Üzüntüden değildi.
Hayatın birbirine bağlılığını idrak ettiğim tarifsiz bir huşûydu.
Belki sekiz yıl önce “Nefesim guru” derken henüz ne söylediğimi bilmiyordum.
Bugün ise o cümlenin içine biraz daha yaklaşabildiğimi hissediyorum.
Çünkü artık biliyorum: Hayat, insanın kendisi hakkında söylediği son cümleden çok daha büyük.
İlginizi çekebilir: Nasıl veda edersiniz?