X

“Hayallerine Koşan Kadınlar”: Başarılı Kolektifli kadınların iş – yaşam dengesi ve sosyal hayatlarına dair

Dayanışma, yaratıcılık, ilham, dostluk, başarı, yeni fikirler, motivasyon ve birlik dolu olan “yeni nesil” çalışma alanı Kolektif House, sosyal medyada, hayalleri peşinden koşan başarılı Kolektif kadınlarını öne çıkarmak amacıyla “Hayallerine Koşan Kadınlar” isimli bir seri başlattı. Hayallerine Koşan Kadınlar’ın hayatlarının ilham verici dönüm noktalarına yakından bakan ve insanlara iş motivasyonu anlamında ilham vermeyi amaçlayan bu serinin 3 başarılı ismi Burşem Ege, Göksemin Gökalp Özdemir ve Rina Onur’la Uplifers olarak keyifli birer röportaj gerçekleştirdik. İşte tutkulu, azimli, yaratıcı, başarılı ve mutlu bu 3 kadının başarılarına ve iş hayatına dair ilham verici cevapları.

Burşem Ege – Ajans Kurucusu / Hem Dem Reklam Ajansı

Öncelikle, sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Reklamcılık Bölümü mezunuyum. Nereden esinlendim hatırlamamakla birlikte hep kreatif şeylerin peşinden koştuğumu biliyorum. 10-11 yıldır aktif olarak çalışıyorum, üniversite öğrencisi olduğum zamanlarda mezun olduğumda işimin hazır olmasını çok istiyordum, öyle de oldu.

6 yıl televizyoncluluk yaptım, çoğunlukla yurt dışından eğlenceli yarışma programı formatlarını getirip ülkemiz tüketimine göre uyarlayan ekibin aktif üyesiydim. Yetmedi televizyon dizileri, sit-comlar, sinema filmleri gibi birçok önemli projede görev aldım. Sonra Türkiye tanıtımı için çalıştım ve dünyayı gezdim, ülkemiz ihracatına gönül verdim. Bu işin manevi yönüydü beni benden alan, mutluluk sebebi!

Gün geldi, artık bir kurum ve markadan ötesine geçme vaktimin geldiğini anladım. Yaklaşık 15 ay önce reklam ajansımı kurdum ve Kolektif House’a geldim. Markalarını, ki onlara çocuklarım diyorum, ayrımadan hepsine aynı heyecanla yaklaşan ve sahiplenen bir ajansın kurucusuyum. İşime aşık, üretmeye doyamayan, keyifli projeler yapmak için can atan bir reklamcıyım. İşin büyüğü küçüğü olmaz prensibiyle çalışmaya bayılıyorum o zaman heyecan seni hiç yalnız bırakmıyor ve iyilikler de.

Nasıl bir çalışma temponuz var? Bu tempo içerisinde kendinize zaman yaratabiliyor musunuz?

Bana kalırsa sürekli çalışıyorum ve eğleniyorum. İşinden keyif alan kişiler çok şanslıdır ve çalıştığını hissetmez. Bu sebeple, ofisteyken de kendime zaman ayırabiliyorum çekimdeyken de ya da bir projeyi çok hararetli tartışırken. Sihirli sözcük yaptığın işi sevmek.

Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirmeyi tercih ediyorsunuz?

Mümkün olsa seyahat etmeden durmazdım. Turist olmanın verdiği özgürlük tüm hayatımıza yayılabilse herkes çok mutlu olurdu. Ben birlikteliği çok seviyorum, ajans ismimiz de boşuna Hem Dem değil  Nerede olduğumu umursamadan sevdiklerimle vakit geçirmeye, muhabbet etmeye, gülmeye, eğlenmeye bayılıyorum. Koşmayı çok seviyorum, eski bir kısa mesafe koşucusuyum. Gece araba kullanmaya ve dönemsel olarak nefes almadan kitap okumaya düşkünüm.  Hedefim adrenalin sporlarını hayatıma sokacağım günler 

Sizi daha yakından tanıyalım:

  • En son gittiğim şehir: Meksika / Guadalajara – Türkiye / Bodrum
  • En son okuduğum kitap: Zülfü Livaneli / Huzursuzluk
  • En son gittiğim konser: Hatırlayamayacağım kadar geride kalmış…
  • Dinlemeyi en çok sevdiğim müzik türü: Çeşitlilik gösterir ama sert tınıları pek sevmem
  • Şimdiye kadar en çok etkilendiğim kitap: Naomi Klein / NOLOGO
  • Kariyer hedeflerimde bana en çok inancım, pozitif düşüncelerim ve her şeyi olası görmem güç veriyor.

İş ve özel yaşam dengesini kurmak için nasıl bir formül uyguluyorsunuz?

Oldum olası başarının çok yönlü olmakla bir ilgisi olduğuna inanmışımdır. Kendimi iş dışı hayatın akışından koparmayı asla düşünemem. Beslenmek ve düşünmek için, iş hayatından başarıya koşabilmek için özel hayatın olması gerektiği yerde bizi bekliyor olması gerekir. Asla işe gidiş geliş saatlerim belli değildir ama her şeyin bir ortalaması vardır elbet. Hep işi düşünürüm ama özel hayatımı da hep korurum. Rengarenk olmak ve her şeye dokunmak seni tüm istediklerine yakın tutar 

Kolektif House’ta çalışıyor olmanın bu yaşam tarzı ve dengesine etkileri neler?

Kolektif House’u benim gibi insanlar, yine bizlere benzer insanları mutlu etmek için tasarlanmış. Her şeye dokunmak tam da burada devreye giriyor. Hayatında olması gereken ne varsa Kolektif House’da var. İş, sohbet, network, eğlence, spor, kullanışlı bir ortam, güler yüzlü insanlar kim bilir bazıları için de aşk. Burada ofisimi kurmak verdiğim doğru kararların başlangıcıydı iş kurma sürecimde. Burası insanı besliyor!

Göksemin Gökalp Özdemir – Marka Strateji Danışmanı

Öncelikle, sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Çok farklı şehirlerde, 7 ayrı okulda okuyarak büyüdüm. Elazığ’da doğdum, çocukluğumun önemli bir kısmı Teksas’ta geçti. Dağlarda, izcilik kamplarında geçen her anımı dolu dolu yaşadığım bir çocukluğum oldu. Bu hayatta beni en mutlu eden şey yeni yerler, yeni ülkeler keşfetmek ve yeni şeyler öğrenmek. Tüm hayatım bunun üzerine kurulu diyebilirim.

Kariyerimden bahsetmek gerekirse: 17 yaşında girdiğim üniversiteden 20 yaşında mezun oldum. Üniversiteye girdiğim ilk sene, aldığım marketing dersleri ile marka yönetiminin beni ne kadar çok heyecanlandırdığını fark ettim ve o zaman bugün yaptığım işlerin hayalini kurmaya başladım. İş hayatıma TNT Express’te, taşımacılık sektörüyle başladım. Sonrasında, Swatch ile başlayan marka perakende kariyerime 25 yaşında Eren Holding bünyesinde Calvin Klein’ın marka müdürü olarak devam ettim. Yöneticilik kariyerime G-Star Raw, Vakko gibi markalarla devam ettikten sonra kendi işimi kurmaya karar verdim.

Şu anda marka, strateji ve dijital pazarlama konusunda şirketlere, ağırlıkla girişimcilere danışmanlık veriyorum. Marka danışmanlığı ve koçluğu konseptini bir araya getirerek markalara ve kişilere özel çözümler üreterek fark yaratmalarını sağlıyorum. Son yıllarda özellikle e-ticaret, web sitesi ve SEO üzerine çalışmalar gerçekleştiriyorum. Google ve Workup’ta girişimcilere mentorluk yapıyorum ve Bahçeşehir Üniversitesi’nde öğretim görevlisiyim.  İngilizce MBA Bölümünde “Building Powerful Brands” dersi vermekteyim.

Nasıl bir çalışma temponuz var? Bu tempo içerisinde kendinize zaman yaratabiliyor musunuz?

Aynı anda farklı işler yaptığım için tempom yoğun. Buna tek çözümüm hafta sonu dahi, en geç 7:00’de güne başlıyor olmam. Böylece güne panik olmadan rahat bir şekilde başlıyorum ve kendime vakit ayırma şansım da oluyor.

Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirmeyi tercih ediyorsunuz?

Aslında boş zaman denilen kavramın zamanını çok verimli kullanamayan insanlara uygun bir kavram olduğunu düşünüyorum. İşin özünde tüm zamanımız biz verimli şekilde doldurmadıkça boş. Bu zamanı kiminle veya ne ile geçirdiğiniz o zamanın boş mu dolu mu geçtiğini anlamanızı sağlıyor. Bu açıdan baktığınızda benim hiç boş zamanım yok, hep dolu. İş dışı zamanımı en güzel dolduran şey de tabii ki ailem.

Sizi daha yakından tanıyalım:

  • En son gittiğim şehir: Kazbegi, Gürcistan
  • En son okuduğum kitap: Brooklyn Follies/Paul Auster ve Dangerous Ideas/Mike Walsh
  • En son gittiğim konser: Aile dostumuz Aksel Ventura’nın evinde verdiği resital.
  • Dinlemeyi en çok sevdiğim müzik türü: R&B, klasik müzik, jazz… Ruhuma o sırada ne iyi geliyorsa onu dinliyorum.
  • Şimdiye kadar en çok etkilendiğim kitap: Dönem dönem farklı yaşlarda farklı kitaplardan etkilendim; Search Inside Yourself -Chade-Meng Tan, Art of War – Sun Tzu bunlardan sadece ikisi.
  • Kariyer hedeflerimde bana en çok ailem ve kurduğum hayaller güç veriyor.

İş ve özel yaşam dengesini kurmak için nasıl bir formül uyguluyorsunuz? 

Pazar günleri benim için önemli. Her pazar günü tüm haftamın özel ve iş olarak programlamasını yapıyorum.. Anlık olarak programlar değişebiliyor fakat genel olarak sistemli olmayı seviyorum. Hafta içerisinde yemek yapacağım günleri bile planlamam gerekebiliyor. Eşim bu dengeyi sağlamamda en büyük desteğim.

Kolektif House’ta çalışıyor olmanın bu yaşam tarzı ve dengesine etkileri neler?

Kolektif House sadece bir ofis değil, benim gibi düşünen, tutkuları olan güzel insanlarla tanışmama vesile olan bir yer. Uzun bir süredir birlikte çalıştığım ortağımla bile burada tanıştım. Buranın bana verdiği enerji ve motivasyon sayesinde, huzurlu bir  iş ve yaşam dengesi kurabiliyorum.

Rina Onur – 500 Istanbul Fonu Kurucu Ortağı

Öncelikle, sizi biraz tanıyabilir miyiz?

Yatırımcılık ve girişimcilik arasında tam 360 derecelik bir tur yaptım diyebilirim. Kariyerime Londra’da yatırım bankacılığıyla başlayıp, risk sermayesi fonuna geçip, sonrasında soluğu girişimcilikte aldım. Önce Peak Games ve sonrasında da Hemenkiralık’ın kurucu ekibi arasında yer aldıktan sonra, geçen sene 500 İstanbul girişim sermayesi fonunu kurdum. Şimdilerde İstanbul’da yaşıyor olmakla beraber, çok sıklıkla gezmek, hem girişimciler, hem de yatırımcılarla bir araya gelmek durumunda oluyorum. En çok zaman geçirdiğim yerlerden biri Silikon Vadisi..

Nasıl bir çalışma temponuz var? Bu tempo içerisinde kendinize zaman yaratabiliyor musunuz?

Aslında hem şansım, hem şanssızlığım olsa gerek ben iyi bir internet bağlantısı olan her yerde çalışabilirim aslında. Her yerden çalışabilmek çalışma şartlarına esneklik katarken, aynı zamanda maalesef çalışma temposunun alışılagelmiş iş saatlerinin çok dışına çıkmasına da sebep oluyor. Yatırım yaptığımız girişimlerin bir kısmı Türkiye’de yer alırken, bir o kadar da Silikon Vadisi’nde, İsrail’de ve Avrupa’da yaptığımız yatırımlar bulunuyor. O yüzden gündüzleri Türkiye’deki işlerimizi ve toplantılarımızı hallederken, saat 19:00’dan sonra Amerika’yla yapacağım telekonferanslar başlıyor. Allahtan küçüklüğümden beri çok uyku düşkünü olmadım; günde 4-5 saat yeterli oluyor bana.

Boş zamanlarınızı nasıl değerlendirmeyi tercih ediyorsunuz?

Fırsat buldukça “hiçbir şey yapmadığım” yolculuklar ve seyahatler favorim. Fiziksel ve kültürel aktiviteleri bile limitli tuttuğum, boş boş dolanıp sadece yeme-içme araları verdiğim geziler gerçekten deşarj olmama çok yardımcı oluyor. Tabi ki çalışma temposuna çok sık seyahat yerleştirmek mümkün değil, İstanbul’da olduğum zamanlarda film ve dizi izlemek en sık yaptığım “down-time” aktiviteleri. Hiçbir spor veya sanat dalına aşırı yatkınlığım yok, durup durup GoT izliyorum anlayacağınız! 

Sizi daha yakından tanıyalım:

  • En son gittiğim şehir San Francisco (iş için!), keyif için ise Nis
  • En son okuduğum kitap “Stealing Fire: How Silicon Valley, the Navy SEALs, and Maverick Scientists Are Revolutionizing the Way We Live and Work”
  • En son gittiğim konser Made of Sounds
  • Dinlemeyi en çok sevdiğim müzik türü Bu konuda hiç seçici değilim pop, hip hop, elektronik dans… Kulağıma ne iyi gelirse!
  • Şimdiye kadar en çok etkilendiğim kitap Zen and the Art of Motorcycle Maintenance: An Inquiry into Values
  • Kariyer hedeflerimde bana en çok ailemin karşılıksız sevgi ve desteği güç veriyor.

İş ve özel yaşam dengesini kurmak için nasıl bir formül uyguluyorsunuz? 

Günümüz dünyasında ve yaptığım iş çerçevesinde, böyle bir dengenin varolmadığını kabul ederek, elde edilemeyecek bir gerçeklik için kendimi boşuna yormuyorum aslında. Yorulduğun veya bunaldığın zaman, yarım saatlik bile olsa koşuya çıkabilmek ve perspektif kazanmak çok önemli.

Kolektif House’ta çalışıyor olmanın bu yaşam tarzı ve dengesine etkileri neler?

Yaratıcı, dinamik ve çok çalışan bir grup insanla aynı ortamda çalışmak insana ilham veren bir şey. Toplantı arasında aşağıda bir kahve içmek, arada sırada komşu ofislere uğramak, yolda girişimcilerle karşılaşıp ayak üstü sohbet edebilmek günü daha heyecanlı kılmaya yardımcı oluyor. Kolektif’deki aylık ve haftalık aktiviteler de farklı şeyler deneme konusunda çok iyi bir fırsat.

Kolektifli “Hayallerine Koşan Kadınlar”ın ilham dolu hikayeleri için buraya tıklayabilir, Kolektif House‘un benzersiz dünyası hakkında fikir sahibi olmak için web sitesini ziyaret edebilir, Instagramburaya tıklayabilir, Kolektif House‘ adresini takip edebilirsiniz. 

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.



Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale