X

Hangisi sana daha yakın: Özün mü sahip oldukların mı?

“Hangisi sana daha yakın; adın mı, bedenin mi?

Hangisi daha çok; bedenin mi, sahip oldukların mı?

Hangisi daha yıkıcı; kazanç mı, kayıp mı?

Aşırı düşkünlük büyük harcamalar gerektirir, çok şeye sahip olanın kaybı da çoktur.

Sana yeteni bilirsen, rezil olmazsın.

Nerede duracağını bilirsen, beladan uzak olursun.

Bu yolla uzun yaşamak olasıdır…” Lao Tzu, Tao Te Ching, Yol ve Erdemin Kitabı

Hayatımız aslında uzun bir yolculuk gibidir. Önümüzde uzanan sonunu göremediğimiz kocaman bir yol. Bazen günlerce güneş altında yürürüz. Evet, acı çektiğimiz anlardır, evet çok yorulduğumuz doğrudur; ayrılıklar yaşarız, aldatılırız, iflas ederiz, para kaybederiz, iş kaybederiz, annemizi veya babamızı, sevdiklerimizi kaybederiz… Bazen de mis gibi yağmur yağar, tüm varlığı ile ıslatır bizi; yeni bir iş teklifi alırız, yeni bir bebek giriverir hayatımıza, yeni bir aşk çıkar karşımıza veya yepyeni bir şehre taşınmışızdır… Bazen sadece dururuz, tek bir adım atabilecek halimiz kalmamıştır; yaşımız seksenlere eriştiğinde geriye bakmak vardır, yaşadığımız tüm güzel ve nice tecrübenin muhteşemliği ile koca bir çınar olmak vardır, torunların güler yüzleri vardır, sabahları gün doğumunu beklemek vardır sonra… Bazense yolumuz “yol ayrımlarına” gelir, düşünürüz taşınırız bu noktalarda… Hadi itiraf edelim aklımızda kalmaz mı “O diğeri olsaydı ne olurdu? Ben de onu sevseydim nasıl bir ilişkimiz olurdu? O evlilik teklifini kabul etseydim şimdi hayatımız nasıl olurdu? O işe ben kabul edilseydim şimdi kariyerimde nerelerde olurdum? O üniversitede devam etseydim şimdi hangi öğrenciler benim canlarım olurdu?

Ben bu yazımda sizlerle birlikte, bu güzel ve heyecan verici hayat yolumuzda bakalım istiyorum, bazen yol bizi çağırsa da neleri ve nasıl unutmaktayız? Belki “sevmesek de” kazandığımız para dolayısıyla bir işe her gün kendimize karşı durarak gitmek zorundayız. Belki gerçekten aşık olmasak da “böyle geldi böyle gidiyor” diye düşünerek bir evliliği devam ettirmeye çalışmaktayız. Belki sadece annem babam mutlu olsun diye hiç istemediğim bu bölümü tercih ettim, işte bunu tamamlamak durumundayım diye düşünmekteyiz… Belki etrafımızdaki herkes incecik olduğu için o sahip olduğumuz muhteşem yaradılışımıza o balıketi bedenimize utanarak ve bu utancı her daim saklayarak bakmaya çalışmaktayız. Belki de neden beni terk etti diye hala kendi kendimizi suçlamaktayız da yine de “üzülmedim” diyerek başımızı öne eğmemek için dişlerimizi sıkmaya devam etmekteyiz… Belki el ele tutuştuğumuz o muhteşem sevgilimizin içimize değil de sahip olduklarımıza baktığının farkındayız da bilmezlikten gelmekteyiz…

Tüm bu durumlar bu hayat yolumuzda tam olarak “an” halini ifade etmektedir. Bizlerse, bu güzel hayat yolumuzda özümüzü unutur gideriz çoğu zaman. Özümüz her daim hayatımıza rengini verendir. Fakat işte bizler bu yolu bu özü unutur da, dışarıda ararız renkleri; evlerimizin sayısı ile tanımlarız hayattaki güzelliğimizi… Kazandığımız para olur oluşumuzun özü, kıymet vermek için parası olması gerektiğine inandırırız kendimizi… Kıymet görmek için paramız olması gerektiğini düşünürüz… Bizler bu yolu bu özü unuturuz, kendimizi sevemeyiz, neden diye soracak olursak binlerce sebep buluveririz o olağanüstü yaradılışımıza karşın; “sevilmek için layık değilizdir,” “sevilebilmek için yeterince iyi değilizdir,” “sevilebilmek için yeterince akıllı değilizdir,” “sevilebilmek için yeterince güzel değilizdir,” “sevilebilmek için yeterince özel değilizdir,” “sevilebilmek için yeterince varlıklı değilizdir…”

Yol boyunca yolu yani özümüzü unuturuz, kocaman bir bina çıkar karşımıza… Her gün sabah sekizden akşam saatlerine kadar tüm günümüzü burada harcarız… İçeride özümüzü unuturuz çünkü bu binanın içinde müdür oluruz, yönetici oluruz, oluruz da özümüzü unutuveririz… Yolumuzu unutur da gideriz. O çok yüce oluşlarımız varsa yoksa kaplayıverir hayatımızı. Doğru olmak, insan olmak, yol olmak veya öz olmak geride kalır. Ne de olsa “ismimiz” vardır artık… Dışı dolu olup da içi boş anlar işte böylece yaratılır… Ta ki bir gün bu kocaman binadan “özümüz” için çıkıncaya kadar… Yolu işte o an hatırlarız değil mi?

Sahip olduğumuz tüm isimlerden, tüm arabalardan, evlerden, lüksten, paradan ve beklentilerden önce sadece “özümüzü” yanımıza alarak o can-ım hayat yolumuzu yürümekte olduğumuzu hatırlarız… Hayatımız, yolumuz, özümüz ne güzeldir ki bizi karşılık beklemeden ve yargılamadan kocaman açık kollarla karşılar, hoş geldin derler… Kavuşmak vaktidir ne de olsa…

Bugün bu yazımı okuyorsanız, kendinize sormanızı dilerim; hayat yolunuzda nerede yürümektesiniz? Özünüz nerede, siz neredesiniz? Durdunuz mu? Kayboldunuz mu? Özünüzü bir yerlerde bir zamanda unuttunuz mu? Edindiğiniz para, kredi kartlarınız, araba anahtarlarınız veya evleriniz özünüzden çok daha ağır basıp da o güzelim yolunuzu çoktan unutturdu mu? Öz dediğiniz nedir diye uzun uzun düşündünüz mü hiç? Bu hayata gelirken içinizde nelerin saklanmış olduğunu? Bu “sahip olduklarınız” şimdi bu sorulara yer bırakmadı mı?

Gelin bizler birlikte yine de soralım; sevgili özüm neredesin… Ben seni görmek için cesaretle, her şeye rağmen, ayrılıklara, inkara ve unuttuklarıma rağmen bugün yeniden buradayım… Sevgili özüm ben seni alıp da bu muhteşem hayat yolumu yürümek için, bugün burada çoktan hazırım…

 

İlginizi çekebilir: Evrendeki en güçlü fakat en çabuk kaybedilen enerji: Sevgi

Pınar Özeken (Ulus): 2007 yılında Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik bölümü ile Kimya bölümlerini bitirdi. Aynı üniversitede Biyomedikal Mühendisliği ve İspanya Pompeu Fabra üniversitesinde master derecelerini aldı. Özellikle 2011’den bu yana moda ile ilgili çalışmalara ağırlık verdi ve hala moda üzerine yazı dizileri, farklı moda kaynaklarında yayınlanmaktadır. Yoga eğitmeni olma yolunda ilerleyen Pınar, bir Arjantin Tango aşığı. Gerçek tutkularından bir diğeri ise seyahat etmek."Dünya üzerinde ayak basılmadık toprak kalmasın" mottosu ile dünyayı dolaşmaya devam ediyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale