X

Haklı olmak mı daha önemli, yoksa mutlu olmak mı?

“Haklı olmak kadar egoyu güçlendiren başka bir şey daha yoktur (…)

Elbette, bizim haklı olmamız için bir başkasının haksız olması gerekir; bu yüzden egomuz hep başkalarını haksız çıkarmaya çalışır.” –Eckhart Tolle, Var Olmanın Gücü

Herkes haklı olmak ister. “Ben demiştim” diyebilmek ya da en azından öyle düşünmek, bir tartışma veya çatışmanın kazananı olmak tatmin edici, gurur okşayıcıdır. Başkalarının hatalarını yüzlerine vurmak anlık bir keyif ve tatmin getirir, kişi adeta onlara yanlış olduklarını söyleyerek omuzları üzerinde yükselir. Haklılık insanı mutlu eder…mi acaba?

Başkalarının hatalarını yüzlerine vurmak anlık bir keyif ve tatmin getirir, adeta onlara yanlış olduklarını söyleyerek omuzları üzerinde yükselir kişi.

Evet, özel ya da profesyonel hayatında haklı olmak doğal bir istektir; fakat sürekli haklı çıkma ihtiyacı şişirilmiş bir egonun göstergesi olabilir, diyor psikologlar. Özellikle de insanın kırılgan ve kendisine karşı güvensiz hissettiği durumlarda dışavurulan haklılık isteği, adeta başkalarını ezerek kendi özgüvenini kuvvetlendirme, üstünlük kazanma çabasıdır. Kişi bunu yaparken fiziksel olarak değilse de psikolojik olarak saldırgan davranışlar da gösterebilir. Örneğin, son zamanlarda sıkça duyulan iş yerinde mobbing vakalarının bir kısmı, amirlerin çalışanları üzerinde hakimiyet kurma, onların fikirlerini ve işlerini değersizleştirme çabalarına dayanıyor.

“Peki” diyebilmenin dayanılmaz hafifliği

Haklılık peşinde koşanların daha mutlu olduğu, tam bir şehir efsanesi. Bilakis, sürekli kendini kanıtlama ve son sözü söyleme çabası oldukça yorucu ve yıpratıcı olabilir. Kişi iç huzuru bulmakta zorlanır, çevresiyle ilişkilerine zarar verebilir. Böylece sahip olduğu geçici üstünlük duygusuyla zirvede yalnızları oynaması yüksek bir olasılık haline gelir.

Son zamanlarda sıkça duyulan iş yerinde mobbing vakalarının bir kısmı, amirlerin çalışanları üzerinde hakimiyet kurma, onların fikirlerini ve işlerini değersizleştirme çabalarına dayanıyor.

Fikirler, inançlar ve tercihler bakımından diğer insanlara özgürlük tanıdığınızı, çok açık fikirli olduğunuzu ve değerli görüşlerinizi dünyaya empoze etmeye çalışmadığınızı düşünüyor olabilirsiniz. Acaba durum gerçekten böyle mi, yoksa kendinizi mi kandırıyorsunuz? Fikir lideri ve yazar Dr. Irene Conlan, şu dört soruya dürüstçe yanıt vererek, haklılık konusunda ne denli takıntılı olduğunuzu değerlendirmenizi öneriyor:

  • Başkalarıyla aynı fikirde olmadığınızda susabilir misiniz, yoksa yanlış düşüncelerini yüzlerine vurmak ve düzeltmek ihtiyacı mı hissedersiniz?
  • “Sana katılmıyorum ama peki” deyip çekilebilir misiniz, yoksa her hatayı ve kusuru düzeltene kadar uğraşır mısınız?
  • Bir iş ya sizin söylediğiniz şekilde olur, ya da hiç olmaz mı?
  • İstenen iş yapıldığı halde, sırf sizin en uygun ve kısa olduğuna karar verdiğiniz yol izlenmediği için gidiş yolundan puan kırar mısınız?

Hep haklı çıkma ve son sözü söyleme pahasına ilişkilerinize ve daha önemlisi iç huzurunuza zarar veriyorsanız, bazı şeyleri de akışına bırakmak, anlaşmazlıklardan sakince uzaklaşmak ve dünyanın sizin fikirleriniz ve değer yargılarınız etrafında dönmediğini kabullenmek için kendinizi zorlayabilirsiniz.

İlginizi çekebilir: Ego hayatımızı nasıl etkiler?

Kaynaklar:

The Self Improvement Blog

Simple Life Strategies

Huffington Post

Şule Kulein: Lisede “yapabildiği için” sayısal bölümü seçti ve Boğaziçi Üniversitesi Moleküler Biyoloji ve Genetik Bölümü’ne girdi. Üniversitede katıldığı Mühendislik Kulübü’nün dergisi StepS’e aşık olduğunda, içine sözelci kaçmış bir sayısalcı olduğunu fark etti. Yazım kuralları konusunda etrafındakileri itinayla delirten Şule, 2 yıl boyunca StepS’in editörlüğünü yaptı, üniversitede ve sonrasında okul ve şirket dergileri ile çeşitli bloglara yazılar yazdı. Seyahat etmeyi, okumayı, öğrenmeyi seviyor. Basılı materyalin hastası, fakat çevrimiçi de fena durmuyor. Şule kendini bildi bileli yazıyordu; artık bir de Uplifers’ta yazıyor.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale