X

Dubrovnik: Cennetin yeryüzündeki hali

Sunset at yacht harbour in Dubrovnik

Geçtiğimiz haftaki Karadağ yazımızdan sonra bu hafta Balkanlar’ın güzeller güzeli ülkesi Hırvatistan ve Karadağ’ın büyüleyici diğer şehirleri ile karşınızdayım.

Dubrovnik

Hırvatistan, 2013 yılından beri Avrupa Birliği üyesi olduğundan Türk turistlere vize uygulanıyor. En son Karadağ’da Perast’ta kaldığımız için Hırvatistan’a Perast’tan geçtik. Perast dönüşü, Budva’daki terminalden aldığımız otobüs biletleri için gidiş-dönüş kişi başı 30€ ödedik. Sabah saat 06:20’de Budva’dan kalkan otobüs, 20:30’da Dubrovnik’ten geri dönmekte. Dolayısıyla günübirlik planlanan bu tur ile nam-ı diğer King’s Landing’i ziyaret etmek için yeterli zamanınız olmuş oluyordu. Gümrük ve sınır geçişleri dâhil yaklaşık 3 saat süren yol sonrası, sabah 09:30 gibi Dubrovnik’e vardık. Otobüs terminali şehrin biraz dışında kalıyor; ancak şehir merkezine ulaşım yaya olarak, taksiyle ya da 1A, 1B veya 3 numaralı otobüsler ile yapılabiliyor. Hırvatistan, Euro değil; para birimi olarak Kuna  kullanıyor. 1 Euro yaklaşık 7,5 Kuna. Terminalde komisyon ödemeden Euro bozdurabileceğiniz döviz büroları da bulunmakta.

Biz, keşifçi bir birlik olduğumuz için yürüyerek şehri gezmeyi tercih ettik. Ayrıca Old City / Grad’a varmak için elinizde bir harita olmasına da gerek yok; çünkü tabelalar ile yönlendirmeler bulunuyor. Yaklaşık 30-40 dakikalık bir yürüyüş ile Old City’ye ulaşılabiliyor. Otobüs durakları, tur otobüsleri, kiosk’lar, özel Game of Thrones turları yüzünden büyük bir kalabalığın olduğu Pile Gate, şehrin dört kapısından biri ve ana giriş kapısı.

Bir dip not olarak, Game of Thrones yaratıcı ekibi ile ‘Neden Dubrovnik?’ üzerine yapılmış olan röportaja ait video için buraya tıklayabilirsiniz.

Şehri zemin düzlemde gezdikten sonra, bir de surların tepesinden kuş bakışı olarak gezmeyi düşünürseniz, benim önerim hemen girişteki ilk köşede bulunan Tourist Info’dan 1 günlük Dubrovnik Kart almanız yönünde olacak. 1 günlük Dubrovnik Kart 153 Kuna, yani yaklaşık 20€. Bu kart ile başlı başına 16€ olan şehir surları üzerindeki gezi de dâhil olacak şekilde toplu taşıma araçları kullanımı, müze ziyaretleri ve çeşitli indirim seçenekleri bulunuyor. Otobüs bileti de 21 Kuna, yani yaklaşık 3€. Artık matematiği yapıp kartı almanın uygun olup olmayacağına siz karar verebilirsiniz.

25 metreye kadar yükselen ve yaklaşık 2 km. kesintisiz bir şekilde uzanan surlar ile çevrelenmiş Old City / Grad’ı görünce etkilenmemeniz mümkün değil. Her gün, bir önceki güne nazaran gittikçe büyüyen Old City örnekleri ile karşılaşıyor oluşumuz bizleri çok heyecanlandırıyor. Surların köşe noktalarında Bokar, St. John ve Revelin hisarları ile Minčeta Kulesi bulunmakta. Bölgeye girince ilk olarak sizi ana cadde olan Stradun, Church of Holy Savior, Franciscan Monastery ve Onofrio Çeşmesi karşılıyor.

Franciscan Monastry’nin giriş kapısının solunda gargoyle şeklinde bir yağmur borusu bulunmakta. Eğer ki yüzünüz duvara doğru dönük bu gargoylenin üzerine çıkıp üstünüzü çıkardıktan sonra, düşmeden tekrar sokağa doğru dönebilirseniz, dileğinizin kabul olduğuna inanılırmış. Bu eski zamanlardan kalma bir gelenekmiş; ancak gargoyle aşınmaktan zemin o kadar kaygan ve eğimli ki; Onofrio Çeşmesi’nin basamaklarında otururken izleyebildiğimiz kadarıyla bunu başarabilen maalesef olmadı.

Surları Churh of Holy Savior’un yanındaki merdivenlerden yürümeye başlayabilirsiniz. Stradun Caddesi’nin sonunda da Orlando Sütunu, Saat Kulesi ve St. Blasius Kilisesi’ne ulaşılmakta. Kiliseyi sağınıza alıp devam ederseniz Rector’s Palace ve Dubrovnik Katedrali’ne varmış oluyorsunuz. Ara sokakları takip ederseniz; Gundulic Meydanı, St. Ignatius Kilisesi ve bu kiliseye çıkan merdivenleri görebilirsiniz. Izgara sistemi benzeri ara sokaklarda gezinebilir, yolların sizi yönlendirdiği yeni duraklar ile şehri tanımaya devam edebilirsiniz.

Şehri gezmeye kısa bir ara verip serinlemek için bir de küçük bir ipucu paylaşayım. Dubrovnik Katedrali’nin yakınındaki kapıdan marinanın olduğu alana çıkıp uçtaki fenere doğru yürüdüğünüzde, surların hemen yanında duşları da bulunan harika bir yüzme alanı var. Tabii ki burayı da es geçmedik ve kendimizi Adriyatik’in serin sularına bıraktık.

Dubrovnik’te öğle yemeğimizi Preša isimli yerel halkın da sıklıkla tercih ettiği bir fast food restoranında yedik. Burgerleri oldukça lezizdi. Yanında söylediğimiz limonatalar menüde yazdığı üzere limonlu su şeklinde servis ediliyor ve şekerini siz ekliyorsunuz.

Dubrovnik Old City / Grad’tan ayrılmadan önce de gündüzleri pazar kurulan, akşamüzerleri kafelerin kullanımına geçen Gundulic Meydanı’nda bizim yaptığımız gibi aperitivo’larınızı sipariş edip azalan kalabalığın ve şehrin güzelliğinin keyfine varabilirsiniz. Şehirden çıkmadan önce de, kapısında kuyruk olan Sladoledarna Dubrovnik’ten dondurmalarınızı alıp Onofrio Çeşmesi’nin basamaklarında otururken, keyifle müzik yapmakta olan sokak sanatçılarını dinleyebilirsiniz.

Grad dışında da keşfedilecek pek çok yer bulunmakta. Lokrum Adası, şehri kuş bakışı görmenize olanak sağlayan teleferik (cable car), bir replika olan Karaka teknesi ile yelken seyri, Bokar Hisarı’na komşu olan ve içerisinde iskelesi ve kano kiralama alanlarının da bulunduğu bir koy, denizin üzerinde surlara yapışık konumlanan kafeleri görülecekler listenize ekleyebilirsiniz. Ayrıca Dubrovnik Katedrali’nde bir evlilik kutlamasına da denk geldik. Akordeon, kontrbas, akustik gitar ve herkesin hep bir ağızdan şarkılar söylediği dev müzik grubu, Dubrovnik eski kentindeki tüm ilgiyi topladı. Davetliler ve turistlerle, hep birlikte eğlencenin bir parçası olmak ve bu unutulmaz anı yaşamak çok keyifliydi. Düğün yerinde “Barjaktar” olarak isimlendirilen bir kişinin de Hırvatistan bayrağı taşıması da geleneklerden biriymiş.

Dubrovnik gezimizin sonunda yorgunluğun da vermiş olduğu rehavet ile toplu taşıma ile terminale geri döndükten sonra 20:30’taki Budva otobüsümüze binip yola koyulduk ve saat 23:30 gibi Budva’ya vardık. Bu arada Budva’nın gece hayatı çok meşhur. Sahil şeridi üzerinde Eyfel Kulesi’nin minyatür bir kopyasının bile olduğu bar ve diskolar bulunmakta. Gece 01:00’e kadar müzik ve eğlence kesintisiz devam ediyor.

Sveti Stefan

Dubrovnik gezimizden sonraki gün, Karadağ’ın Adriyatik kıyılarındaki önemli kentlerini gezmeye karar verdiğimiz için Sveti Stefan ve Bar kentine doğru giden bir otobüse atladık. Otobüs bileti satın almanıza ve koltuk numarası verilmesine rağmen; yoğunluktan dolayı minibüs mantığında işleyen bir sistem var. Yol üzerinde de ayakta yolcu alabiliyorlar. Ancak otobüs belirli duraklarda duruyor; yoksa çok ciddi trafik cezaları ödemek durumunda kalıyorlarmış.

Sveti Stefan; etrafı surlarla kaplı, içerisinde kilise ve taş evlerin olduğu dar bir yürüyüş yolu ile ana karaya bağlanan bir yarım ada. Eski dönemlerde Marilyn Monroe, Sophia Loren, Elizabeth Taylor gibi ünlülerin de konakladığı ada, şu anda otel olarak işletilmekte ve müşteri olmadığınız müddetçe adaya giriş serbest değil. Özgün mimari yapısı ve konumu ile Sveti Stefan, Karadağ’da görülmesi gereken yerlerin başında geliyor.

Bar

Sveti Stefan’dan sonraki durağımız Bar kenti. Bar; kıyı kesime konumlanmış, büyük bir limanı bulunan ve gelişmekte olan bir sahil kenti. Bu limandan İtalya’nın Bari kentine feribot seferleri düzenlenmekte. Sahil şeridi üzerinde kafeler ve genişçe yürüme yolları bulunmakta. Limana yakın konumdaki King Nikola’s Palace Müzesi, bölgenin en eski tarihi yapılarından. Bar’dan Belgrat’a giden bir tren yolu da mevcut. Şehre girerken uzaktan altın kubbeleri ile dikkatinizi çeken kilise ise St. John. Karadağ sahil kesimdeki diğer kentler gibi, şehrin arka fondaki dağlar ile uyumu son derece etkileyici. Dağ eteklerine doğru otobüs ya da taksi ile ulaşabileceğiniz bir tane de Old City / Stari Grad bulunmakta. Stari Grad’a yakın bir konumda dünyanın en yaşlı zeytin ağacı olduğu belirtilen Stara Maslina (Old Olive Tree) ziyaret edilebiliyor. Ayrıca Bar kentinde çokça sosyal konut mantığında site şeklinde apartmanlar mevcut; fakat maalesef çok da bakımlı gözükmüyorlardı.

Virpazar

Bar şehrinden Virpazar kasabasına otobüs ya da tren ile seyahat edebilirsiniz. Virpazar; Balkan Yarımadası’nın en büyük gölü İşkodra (Skadar) kıyısına kurulmuş şirin bir köy. Gölün yarısı Arnavutluk sınırları içinde, yarısı da Karadağ. Doğal güzelliği ve faunası son derece çeşitli. Milli park olarak hizmet veren alana giriş 4€. Kuş gözlemciliği, bisiklet, hiking ve mağara keşifleri yapmak için birçok alternatif arasından seçebileceğiniz outdoor aktiviteleri mevcut. Skadar Gölü’nde ayrıca özel işletmelere ait tekne kiralayarak da yaklaşık 3 saate yakın bir süre gezinebilirsiniz. Tekne ücretleri kişi başı 10€. En meşhur tekne turlarından biri de aile işletmesi olan Boat Milica. Tekne turu sırasında kaptanınızdan hem Karadağ; hem de göl hakkında çeşitli bilgiler edinebilirsiniz.

Gezilerimiz sonrası tekrar ana üssümüz olan Budva’ya doğru yol aldık ve akşam yemeğini yemek üzere sahil şeridi üzerindeki restoranlardan birine oturduk. Deniz ürünleri yemek için Restaurant Lim’de karar kıldık. Yemekler, sunum ve servis çok keyifliydi. Garsonlar son derece nazikler. Çokça Türk turist geldiğini belirterek; bizden Türkçe olarak “Afiyet olsun” ve “Teşekkürler” nasıl denir öğretmemizi rica ettiler. Fiyatlar gayet uygun. 2 kişilik balık tabağı, salata ve biralar için, bahşiş dâhil 20€ ödedik. Yemek sonrası sahil kesimde karşılıklı konumlanmış dükkânlardan hediyelik eşyalar alabileceğiniz, bar ve diskoların bulunduğu caddeyi yürüyerek Stari Grad’a doğru geçtik. Budva’daki en güzel mekânlardan biri olan Casper Restaurant Lim’de karar kıldık. Yemekler, sunum ve servis çok keyifliydi. Garsonlar son derece nazikler. Çokça Türk turist geldiğini belirterek;’da canlı DJ müziği eşliğinde Karadağ üzümlerinden üretilen roze şaraplarımızı yudumladık. Budva’da geçireceğiniz günler için bir öğle yemeği alternatifi olarak yine Stari Grad içindeki Juice Bar’ı da denemenizi öneririm. Sandwich ve taze sıkılmış meyve suları ile meşhur olan kafedeki yemeklerin tatları son derece lezzetli ve doyurucu. Ayrıca vejetaryen değilseniz, yine yöreye özgü meşhur kuru et (kastradina) de mutlaka denemeniz tavsiye edilen tatlar arasında.

Budva plajları

Karadağ’daki son günümüzde Budva plajlarını keşfe çıktık. Budva merkezdeki sahil şeridinde (Slovenska Plaza) yüzebileceğiniz gibi yakın çevrede keşfedilmeyi bekleyen çokça plaj da bulunmakta. Biz ilk iş olarak Hawaii Adası olarak isimlendirilen sahilin hemen karşısındaki Sveti Nikola Adası’na geçtik. Sahildeki motorlar ile 3€ ücret karşılığı adaya gidiş dönüş seferleri her yarım saatte bir yapılmakta. Yüzmek için ada üzerine taşlar dökülerek küçük koylar oluşturulmuş; ama adanın arkasında turkuaz rengi sularıyla asıl plaj bulunmakta. Rüzgâr ve dalgaların aşındırarak doğal ve enfes bir görünüm verdiği kayalar üzerinden denize atlamak ise gençlerin popüler aktiviteleri arasında. Adadan dönüşte bu sefer de Balerin Kız Heykeli’nin yanındaki yoldan Mogren Plajı’na geçtik. Denizi aynı şekilde turkuaz renkli olan plajın, sahili taşlık. Plajda su sporları yapmak için de bir alan bulunmakta. Ayrıca Budva’nın hemen yan koyu olan Jaz Beach ise, açık hava konserleri ve festivalleri ile ünlü bir plaj. 2007 yılında Rolling Stones burada bir konser vermiş. Budva’daki son günümüzün de yavaş yavaş sonuna yaklaşmakta olduğumuzdan uçağa yetişmek üzere havaalanına doğru yola koyulduk. Âdetimiz olduğu üzere, bu sonraki sefere görüşmek üzere şehre uzaktan el sallayarak veda ettik…

Karadağ turumuzda biz genellikle Adriyatik Denizi’ne kıyısı olan şehirleri gezmeyi tercih ettik; ancak kuzeye doğru dağlar, kanyonlar, nehirler ve çeşitli doğal güzellikleri ile Karadağ keşfedilmeyi bekleyen bir cennet. Örneğin; Tara Nehri’nde rafting ve vadi boyunca tırmanış yapmayı bir sonraki tura bırakmak durumunda kaldık. Karadağ’a giderken gezip görülecekler konusunda açıkçası çok da beklentimiz olmamasına rağmen; 4 günlük bu tatili dolu dolu geçirmiş olmanın hazzı gayet yüksekti. Buraları henüz görmemiş olanlarınız varsa, Karadağ’ı da seyahat listenize eklemenizi tavsiye ederim.

Gözde Kızılkan: Gözde; İstanbullu bir mimar, şehir plancısı, gezgin, yogini, sanat ve sporsever. Alman Lisesi’nden mezun olduktan sonra, lisans eğitimini Almanya’da bulunan Bauhaus Üniversitesi’nin mimarlık bölümünde tamamladı. Daha sonra aktif olarak profesyonel iş hayatına atıldı ve bu sırada İstanbul Teknik Üniversitesi’nde şehir planlama yüksek lisans programına kayıt oldu. Sokak sanatları ve kent yaşamına etkileri üzerine hazırladığı tez konusu kapsamında Yeldeğirmeni semti ve Mural Istanbul festivalini çalıştı ve yüksek mimar/şehir plancısı olarak mezun oldu. Her türlü spor dalı, kültür ve sanat etkinlikleri, seyahat, doğa, yoga, hayvanlar ilgi duyduğu alanlar olup araştırmak, keşifler yapmak ve bunları paylaşmak sevdiği uğraşlar arasındadır. http://gozdekizilkan.blogspot.com.tr/

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Samsung Vision AI TV

Tutkularınızı anlayan yapay zeka: Teknoloji, sizi anlamaya başladığında evde geçirdiğiniz zaman da değişiyor.



Bir zamanlar televizyonlar yalnızca izlediğimiz şeydi. Sonra akıllandılar; uygulamalar geldi, sesli komutlar geldi, internet geldi. Şimdi ise yeni bir döneme giriyoruz. Artık teknoloji sadece ne izlediğinizi değil, o an neye ihtiyaç duyduğunuzu da anlamaya çalışıyor.

Belki kulağa biraz iddialı geliyor ama düşündüğümüzde günlük hayatımız tam da bunun üzerine kurulu. Çünkü gün içinde sürekli farklı rollere giriyoruz.

Sabah haberleri açıyoruz. Öğlen mutfakta tarif bakıyoruz. Akşam çocuklarla animasyon izliyoruz. Sonra arkadaşlarımız geliyor, bir futbol maçı açılıyor. Gece ise iyi bir filmle günü kapatıyoruz.

Aslında aynı ekranı kullanıyoruz ama beklentimiz her seferinde bambaşka oluyor.

İşte Samsung Vision AI TV‘nin en ilgi çekici tarafı tam burada başlıyor. Çünkü televizyon artık yalnızca görüntü veren bir ekran olmaktan çıkıp, izlediğiniz içeriğe ve kullanım alışkanlıklarınıza uyum sağlayan akıllı bir yardımcıya dönüşüyor.

“Bir ayar vardı ama neredeydi?” derdini ortadan kaldıran teknoloji

Hepimizin tanıdığı bir senaryo var. Film açıyoruz. Bir süre sonra “görüntü çok karanlık” diyoruz.

Menüye giriyoruz.

Parlaklık…

Kontrast…

Ses…

Sonra bir oyun açılıyor ve bu kez her şeyi yeniden değiştirmek gerekiyor.

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka destekli optimizasyon sistemi tam olarak bu noktada devreye giriyor. İzlediğiniz içerik ve bulunduğunuz ortama göre görüntü ve ses ayarlarını otomatik olarak optimize ediyor. Siz ayarlarla uğraşmak yerine yalnızca izlemeye odaklanıyorsunuz.

Aslında iyi teknoloji biraz da böyle hissettirmiyor mu?

Varlığını sürekli göstermeyen ama işleri sessizce kolaylaştıran…

Eski videoları yeniden izlemek neden bu kadar keyifli geliyor?

Telefonlarımızda yıllardır duran videolar var.

İlk tatil…

İlk yürüyüş…

Çocuğunuzun ilk doğum günü…

Belki çözünürlükleri bugünkü standartlara göre çok yüksek değil ama değeri hiçbir zaman azalmıyor.

Yapay zeka destekli görüntü yükseltme teknolojisi sayesinde eski içerikler daha net ve daha detaylı hale geliyor. Böylece yıllar önce çekilmiş görüntüler bile büyük ekranda çok daha canlı hissedilebiliyor.

Bazen teknoloji yeni anılar üretmiyor.

Var olan anıları daha güzel hatırlamamızı sağlıyor.

Evde sinema keyfi bazen sadece doğru renkleri görmekten ibaret

Bir doğa belgeseli açtığınızı düşünün.

Yeşiller gerçekten yeşil.

Gökyüzü tek bir mavi tonundan oluşmuyor.

Gün batımındaki turuncular neredeyse pencerenin dışındaymış gibi görünüyor.

Aslında etkileyici bir görüntüyü yalnızca parlaklık belirlemiyor. Renklerin birbirine ne kadar doğal geçtiği ve sahnelerin gerçek hayattakine ne kadar yakın göründüğü de izleme deneyimini doğrudan etkiliyor.

Samsung’un Micro RGB AI Engine Pro teknolojisi renkleri ve kontrastı yapay zekâ ile analiz ederek sahnelerin daha doğal ve derin görünmesini sağlıyor. Böylece doğa belgesellerinden sinematografisi güçlü filmlere kadar pek çok içerikte renk geçişleri daha gerçekçi, detaylar ise daha belirgin hissediliyor. Özellikle film izlemeyi sevenler için bu küçük gibi görünen farklar, izleme deneyimini bambaşka bir seviyeye taşıyabiliyor.

Çünkü bazen hikâyeyi etkileyen şey senaryo değil, onu nasıl gördüğünüz oluyor.

Oyun oynayan biri varsa evde bunu iyi bilir

“Bir dakika ayar yapıyorum.”

Belki oyuncuların en sık kurduğu cümlelerden biri.

Her oyun farklı ayarlar istiyor.

Yarış oyunu başka.

FPS başka.

Macera oyunu başka.

Vision AI’ın AI Oyun Optimizasyonu özelliği, oynanan oyunun türünü algılayarak görüntü ayarlarını otomatik optimize ediyor. Böylece menüler arasında kaybolmadan doğrudan oyunun içine girebiliyorsunuz.



Özellikle aynı televizyonu evde birden fazla kişi kullanıyorsa bu küçük kolaylık günlük hayatın içinde oldukça fark yaratıyor.

Bazen televizyon sadece televizyon olmak zorunda değildir

Evde hiçbir şey açık değilken bile ekran sürekli siyah kalmak zorunda mı?

Samsung Vision AI TV‘nin yapay zeka ile oluşturulan duvar kağıtları bu fikri biraz değiştiriyor. Evinizi bir sanat galerisine çevirebiliyor.

O gün nasıl hissettiğinize göre daha sakin, daha enerjik ya da doğadan ilham alan görseller oluşturabiliyor. Böylece televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz değil, yaşam alanının bir parçasına dönüşüyor.

Bu belki küçük bir detay gibi görünüyor.

Ama günün sonunda ev dediğimiz yer zaten küçük detayların toplamı.

Teknoloji, görünmez olduğunda gerçekten iyi çalışıyor

Yapay zekâ denince çoğu zaman aklımıza çok büyük değişimler geliyor.

Oysa günlük yaşamı kolaylaştıran şey çoğu zaman küçük dokunuşlar.

Filmin sesini daha net duyabilmek.

Eski bir videoyu yeniden keyifle izlemek.

Oyunda ayarlarla vakit kaybetmemek.

Evin içinde daha estetik bir atmosfer yaratabilmek.

Samsung Vision AI TVnin yaklaşımı da tam olarak buna odaklanıyor. Televizyonu yalnızca daha akıllı yapmak yerine, onu yaşam tarzınıza uyum sağlayan bir deneyime dönüştürmeyi hedefliyor.

Evde maç izlemek bazen sadece maçı izlemek değildir

Maç izleyenler bilir.

Gol pozisyonunda herkes aynı anda ayağa kalkar.

Birisi “ofsayttı” der.

Diğeri “top çizgiyi geçti” diye ekranı geri sardırır.

Ama tam da o anlarda görüntü akıcılığı bozulduğunda ya da top bulanıklaştığında, heyecanın bir kısmı da kaybolur.

Samsung Vision AI TV, spor karşılaşmalarını analiz ederek hızlı hareket eden nesneleri daha net ve akıcı göstermeye yardımcı oluyor. Özellikle futbol gibi tempolu karşılaşmalarda topun hareketini takip etmek, oyuncuların pozisyonlarını daha net görmek ve aksiyonun içinde kalmak çok daha kolay hale geliyor.

Bir de işin ses tarafı var.

Stadyum atmosferi, tribünlerin coşkusu, spikerin heyecanı… Yapay zekâ destekli ses optimizasyonu sayesinde yalnızca ses yükselmiyor; o anın atmosferi de daha gerçekçi hissediliyor. Dilerseniz spikerin sesini kısabiliyor, stadyumun sesini yükseltebiliyor dilerseniz tam tersini yapabiliyorsunuz.

Belki tek başınıza izliyorsunuz, belki arkadaşlarınızla salonu küçük bir tribüne çeviriyorsunuz…

İyi bir maç deneyimini belirleyen şey sadece skor değil, o heyecanı ne kadar hissettiğiniz oluyor.

Televizyon bazen dekorasyonun en görünür parçası olabilir

Evimizi dekore ederken her detayı düşünüyoruz. Duvar rengi, aydınlatma, tablolar, raflar…

The Frame TV tam bu noktada farklı bir bakış açısı sunuyor. Televizyon yalnızca içerik izlediğiniz bir cihaz olmaktan çıkıp yaşam alanının estetik bir parçasına dönüşüyor. Art Mode sayesinde kullanılmadığı zamanlarda sanat eserlerini, sevdiğiniz fotoğrafları ya da dekorasyonunuza uyum sağlayan görselleri sergileyerek duvarda bir çerçeve gibi yerini alıyor.

Samsung Vision AI TV ile birleştiğinde ise bu deneyim daha da kişiselleşiyor. Günün atmosferine ve yaşam alanının ruhuna uyum sağlayan görseller sayesinde ekran, dikkat çeken bir teknoloji ürünü olmaktan çok evin doğal bir parçası gibi hissettiriyor.

Çünkü bazen iyi tasarım, bulunduğu ortama uyum sağlayabilen tasarım oluyor.

Teknoloji yaşam alanının ritmine uyum sağladığında

Bugün televizyon izlemek, müzik dinlemek ya da evde vakit geçirmek birbirinden tamamen ayrı deneyimler değil.

Samsung’un Movingstyle ekran çözümleri de bu esnekliği destekliyor. Ekranı yalnızca salonda değil; mutfağa, çalışma köşesine ya da balkona taşıyarak günün farklı anlarına uyum sağlayan daha özgür bir kullanım sunuyor.

Müzik bazen görüntü kadar önemlidir

Evde geçirilen zamanın büyük bir kısmı yalnızca ekran izleyerek geçmiyor. Bazen yemek yaparken, bazen çalışırken, bazen hiçbir şey yapmadan sadece müzik dinlerken…

Music Studio hoparlör ise ses deneyimini daha kişisel hale getiren özellikleriyle televizyonu yalnızca izlediğiniz değil, dinlediğiniz anların da bir parçasına dönüştürüyor. Farklı müzik modları ve ses deneyimi seçenekleriyle evin atmosferine uyum sağlayan daha zengin bir dinleme deneyimi sunuyor.

Belki de yeni nesil televizyonların en büyük farkı tam olarak burada. Sadece daha akıllı olmaları değil evin içindeki farklı anlara, farklı ihtiyaçlara ve farklı yaşam tarzlarına uyum sağlayabilmeleri.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır.



Klima çarpar mı?: Çocuklu evlerde yazın en çok konuşulan klima soruları

Çocuk sahibi olduktan sonra daha önce üzerine iki dakika bile düşünmediğimiz konuların nasıl bir anda hayatımızın önemli meselelerine dönüştüğüne hâlâ şaşırıyoruz.



Gece üstünü açtı, tekrar örtsek mi? Saçları terlemiş, oda çok mu sıcak? Camı açsak sivrisinek girer mi? Klimayı açsak bu kez üşür mü?

Ve tabii yaz aylarının aileler arasında nesilden nesile aktarılan o meşhur cümlesi: “Aman klima çarpmasın.”

Biz de Uplifers ekibinde çocuklu evlerde yaz konforunu konuşurken fark ettik ki aslında hepimizin kafasında benzer sorular var. Üstelik mesele çoğu zaman “klima kullanalım mı, kullanmayalım mı?” kadar siyah-beyaz değil. Belki de asıl konuşmamız gereken şey klimayı nasıl kullandığımız.

O yüzden bu kez biraz kendi evlerimizden, biraz ebeveynler arasında dönüp duran konuşmalardan, biraz da yeni nesil teknolojilerin sunduğu çözümlerden yola çıkarak çocuklu evlerin en klasik yaz sorularına baktık.

Önce şu “klima çarpması” meselesini bir konuşalım

İtiraf edelim, bu cümle hepimizin zihnine biraz yerleşmiş durumda.

Çocuğun yatağı klimanın karşısındaysa huzursuz oluyoruz. Arabada klimayı açınca hava doğrudan arka koltuğa gidiyor mu diye elimizi havalandırma ızgarasının önüne koyuyoruz. Bir restoranda klimanın tam altında masa verilirse çocuğun sandalyesini başka yere çekiyoruz.

Aslında “klima çarptı” diye tarif ettiğimiz rahatsızlıkta mesele çoğu zaman klimanın kendisinden ziyade soğuk havanın uzun süre doğrudan üzerimize gelmesi.

Kendimizden düşünün: Ağustos sıcağında klimalı bir yere girdiğimizde ilk birkaç dakika harika. Ama hava yarım saat boyunca doğrudan omzumuza üflüyorsa bir noktadan sonra sandalyeyi sağa sola çekmeye başlıyoruz.

Çocuk odasında da benzer bir mantık var. Odayı serinletmek istiyoruz ama bunu çocuğu sürekli güçlü bir soğuk hava akımının karşısında bırakarak yapmak istemiyoruz.

Tam bu noktada Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun WindFree™ Rüzgarsız SerinlikSamsung Bespoke AI WindFree Pro’Samsung Bespoke AI WindFree Pro’ teknolojisi bizim özellikle dikkatimizi çekti. Çünkü klima havayı tek bir noktadan güçlü biçimde üflemek yerine, on binlerce mikro hava deliğinden çok düşük hızla dağıtıyor. Sonuçta oda serinliyor ama o klasik “klima üzerime üflüyor” hissi olmadan.

Bunu yerde oyuncaklarıyla oynayan, yatağında kitap bakan ya da gece sürekli sağa sola dönen bir çocuk üzerinden düşündüğümüzde teknoloji biraz daha anlamlı hale geliyor. Amaç çocuğu soğuk havanın karşısına oturtmak değil; içinde bulunduğu odanın konforunu değiştirmek.

Peki çocuk uyurken klimayı açık bırakabilir miyiz?

Bizce asıl ebeveynlik ikilemi burada başlıyor. Çünkü gündüz çocuğun terlediğini görüyoruz. Klimayı açıyoruz, oda serinliyor, hayat güzel. Gece ise işler değişiyor. Çocuk uyuyor. Üstünü atıyor. Bir saat sonra oda serinliyor. Biz uyanıp üstünü örtüyoruz. Sonra “Acaba klima fazla mı açık?” diye dereceyi yükseltiyoruz. Bir süre sonra sıcak geliyor, tekrar düşürüyoruz… Tanıdık geldiyse yalnız değilsiniz.

Aslında burada aradığımız şey çok basit: Gece boyunca mümkün olduğunca dengeli bir oda ortamı.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro‘nun yapay zekâ tarafını da tam bu nedenle ilginç bulduk. Sistem ortam sıcaklığını, nemi ve kullanım alışkanlıklarını analiz ederek ihtiyaca göre uygun soğutma yöntemini seçebiliyor.

Odayı hızlıca serinletmek gerekiyorsa Hızlı Soğutma devreye giriyor. İstenen sıcaklığa ulaşıldığında daha yumuşak bir serinlik için WindFree kullanılabiliyor. Havanın sıcaklığından çok nemi rahatsız ediyorsa Konforlu Nem Alma modu devreye girebiliyor.

Yani gece boyunca klimanın kumandasıyla küçük bir satranç maçı oynamak yerine, sistem ortamın ihtiyacına göre kendini ayarlayabiliyor.

Bir de çocuk nihayet uyumuşken önemini çok iyi anladığımız başka bir detay var: sessizlik.

WindFree modunda düşük hava hızıyla sessiz çalışan sistem, özellikle çocuk odası gibi gece ses seviyesinin önemli olduğu alanlarda ciddi bir konfor sağlıyor.

Bir dakika önce yatağındaydı, şimdi yerde: Çocuk odasında hava akışını nasıl ayarlayacağız?

 

Bir yetişkinin çalışma odasında klimayı ayarlamak nispeten kolay olabilir. Masanız belli, koltuğunuz belli, günün büyük bölümünde nerede olduğunuz belli.

Bir çocuk odasında ise böyle bir düzen beklemek biraz iyimserlik.

Beş dakika önce masada resim yapan çocuk bir bakmışsınız yerde tren yolu kuruyor. Sonra yatağa çıkıyor. Ardından odanın öbür ucundaki oyuncak sepetine gidiyor.

Bu yüzden Samsung Bespoke AI WindFree Pro’daki 7 farklı akıllı hava akışı modu bize özellikle çocuklu evlere uygun geldi. Klima hızlı soğutma, havayı eşit dağıtma, uzak mesafeye ya da aşağı doğru üfleme gibi farklı ihtiyaçlara göre hava akışını değiştirebiliyor.

Ama bizim burada daha çok sevdiğimiz detay Akıllı Sensör oldu.

Sistem odadaki kişilerin konumunu ve hareketini algılayarak hava yönünü ve üfleme şiddetini buna göre optimize edebiliyor. Doğrudan hava akımı istemediğiniz durumlarda AI Dolaylı Üfleme tercih edilebiliyor.

Bunun ebeveyn dilindeki karşılığı ise aşağı yukarı şu olabilir: “Klimanın karşısına geçme!” cümlesini biraz daha az söylemek.

Ve açıkçası bazen iyi teknoloji bizim için tam olarak budur: Gün içinde tekrarladığımız cümlelerden bir tanesini eksiltmek.

Bazen sorun sıcaklık değil, o yapış yapış nem hissi

Özellikle İstanbul’da yaşayanlar bu hissi çok iyi biliyor.

Termometreye bakıyorsunuz, aslında sıcaklık korkunç görünmüyor. Ama çocuğun saçları ensesine yapışmış, pijaması nemlenmiş, yastığı terlemiş.

İlk refleksimiz ne oluyor? Klimanın derecesini biraz daha düşürmek.



Fakat oda bu kez gereğinden fazla serinleyebiliyor.

Samsung’un konforlu nem alma özelliğini bu nedenle önemli bulduk. Sistem sıcaklıkla birlikte nemi de değerlendirerek ortamı gereğinden fazla soğutmadan nemi dengelemeye yardımcı oluyor.

Özellikle sıcak ve nemli yaz gecelerinde bazen ihtiyacımız olan şeyin “daha soğuk” değil, sadece daha konforlu bir hava olduğunu hatırlatan güzel bir özellik.

Parktan eve dönerken klimayı açabilmek küçük bir lüks mü? Bizce değil.

Sıcak bir ağustos öğleden sonrası düşünün.

Parktan dönüyorsunuz. Bir elinizde scooter, diğerinde çanta, su şişesi bir yerden sarkıyor. Çocuk “kucaak” diye peşinizden geliyor ve hepiniz eve vardığınızda hafifçe erimiş durumdasınız. İşte SmartThings özelliğini tam olarak böyle anlarda sevdik.

Samsung’un SmartThings uygulaması üzerinden klimayı uzaktan açıp kapatabiliyor, çalışma modunu değiştirebiliyor ve enerji kullanımını takip edebiliyorsunuz. Yani parktan çıkarken klimayı açıp eve geldiğinizde daha konforlu bir ortamla karşılaşmak mümkün.

Tersi de geçerli.

Evden çıktınız ve “Klimayı kapattım mı?” sorusu aklınıza düştü. Geri dönmek yerine telefondan kontrol edebiliyorsunuz.

Üstelik Akıllı Sensör odada kimse olmadığını algıladığında performansı düşürerek veya klimayı kapatarak gereksiz enerji tüketiminin önüne geçmeye yardımcı olabiliyor.

Çocuk odasındaki oyun salona taşındığında klimanın bunu bizden önce fark etmesi fikri açıkçası hoşumuza gitti.

Peki bütün bunların elektrik faturasındaki karşılığı?

Konfor güzel ama yaz boyunca klima kullanırken hepimizin zihninin bir köşesinde aynı hesap makinesi çalışıyor.

Özellikle çocuklu evlerde klimayı “çok sıcak oldu, yarım saat açalım” şeklinde değil de ortam sıcaklığını gün boyunca daha dengeli tutmak için kullanıyorsanız enerji tüketimi daha da önemli hale geliyor.

Burada Samsung’un AI Enerji Modu, kullanım alışkanlıklarını ve dış ortam koşullarını analiz ederek enerji tüketimini %30’a kadar azaltmaya yardımcı oluyor.

WindFree Rüzgarsız Serinlik modu ise Hızlı Soğutma moduna kıyasla %77’ye kadar daha düşük enerji tüketebiliyor.*

Bizce buradaki güzel fikir şu: Teknoloji artık yalnızca “odayı ne kadar hızlı soğutabilirim?” sorusuna değil, “bu konforu ne kadar akıllı sürdürebilirim?” sorusuna da cevap vermeye çalışıyor.

Çocuk odasında konuşmamız gereken bir şey daha var: Temizlik

Klima konusunda sıcaklık ve hava akımını çok konuşuyoruz ama cihazın temizliğini bazen ikinci plana atabiliyoruz.

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’nun 3 adımlı otomatik temizleme fonksiyonu kullanım sonrasında iç ünitenin içindeki nemi azaltmak için sistemi otomatik olarak kurutuyor; böylece nem ve kötü koku oluşumunun azaltılmasına yardımcı oluyor.

HD Filtre ise kolayca çıkarılıp temizlenebiliyor ve havadaki tozun yakalanmasına yardımcı oluyor.

Ebeveynlik yapılacaklar listesinin hiçbir zaman gerçekten bitmediğini düşünürsek, evdeki bir cihazın kendi bakımının en azından bir bölümünü üstlenmesine kesinlikle itirazımız yok.

Belki de yanlış soruyu soruyoruz

Bu yazıyı hazırlarken bizim aklımızda en çok kalan şey bu oldu.

Yıllardır “Çocuklu evde klima açılır mı?” diye soruyoruz.

Belki artık soru bu olmamalı.

Belki daha doğru sorular şunlar:

  • Hava doğrudan çocuğun üzerine geliyor mu?
  • Odayı gereğinden fazla mı soğutuyoruz?
  • Sıcaklık kadar nemi de düşünüyor muyuz?
  • Gece boyunca ortamı mümkün olduğunca dengeli tutabiliyor muyuz?
  • Ve kullandığımız teknoloji bütün bunları bizim sürekli müdahale etmemize gerek kalmadan yapabiliyor mu?

Samsung Bespoke AI WindFree Pro’yu ilginç kılan taraf da bizim için tam olarak burada.

WindFree™ teknolojisi, yapay zekâ destekli soğutma, hareket sensörü, nem kontrolü ve SmartThings gibi özellikler tek tek bakıldığında birer klima özelliği. Ama hepsini çocuklu bir evin gündelik hayatının içine koyduğunuzda başka bir şeye dönüşüyorlar:

Gece kalkıp klimayı üçüncü kez kontrol etmemek.
Parktan eve ter içinde dönmeden önce odayı serinletebilmek.
Çocuk yerde oynarken “klimanın önünden çekil” dememek.
Ve bazen sadece bir şeyi daha az düşünmek.

Çünkü ebeveynlikte konfor her zaman hayatımıza daha fazla şey eklemek anlamına gelmiyor. Bazen iyi bir teknoloji, gün içinde düşünmemiz gereken şeylerden birini sessizce listeden çıkardığında gerçekten işe yarıyor. Keşfetmek için tıklayın.

*Belirtilen enerji tasarrufu oranları Samsung’un ilgili modeller üzerinde gerçekleştirdiği testlere dayanmaktadır. Gerçek enerji tasarrufu kullanım koşullarına ve ortama göre değişiklik gösterebilir. AI Enerji Modu ve bazı akıllı özellikler için SmartThings uygulaması, Wi-Fi bağlantısı ve Samsung Account gerekebilir.

*Bu yazı Samsung’un katkılarıyla hazırlanmıştır. 



İlgili Makale