X

Deprem nedir, nasıl oluşur, Türkiye’deki fay hatları nelerdir?

Ülkemizin içerisinde bulunduğu deprem riskine dair farkındalık yaratmak için deprem nedir, nasıl oluşur sorularının cevaplarını bir araya getirmek istedik. Ülkemizin birçok bölgesinin deprem açısından büyük risk altında olması, depreme dair bilgi ve önlemlerimizin artmasının ne kadar kritik bir öneme sahip olduğunun en büyük göstergesi.

Deprem nedir, nasıl oluşur?

Dünya üzerinde insanların yaşamaya başladığı ilk zamanlardan beri varlığını sürdüren deprem, yerin iki bloğunun aniden birbirinin yanından kaymasıyla meydana gelen bir doğa olayıdır. Depremler, yerkabuğundaki fay adı verilen kırıklarda meydana gelir. Yer kabuğunda meydana gelen sismik hareketlerin sonucunda oluşan bu fay kırıklarının yarattığı sarsıntılar, depremin hissedilmesini sağlar. En basit tanımıyla depremin meydana gelme süreci fay hatları üzerindeki enerji birikimi şeklinde tanımlanır. Bu noktada oluşan ilk harekete deprem ya da ‘ana şok’ ve devamındaki hareketlere ‘artçı depremler’ ya da ‘artçı şoklar’ denir.

Deprem çeşitleri nelerdir?

Dünya üzerinde meydana gelen depremler oluşum nedenlerine göre 3 türe ayrılır: Tektonik depremler, volkanik depremler ve çöküntü depremler.

Tektonik depremler: Dünya üzerinde meydana gelen depremlerin çoğu ve ülkemizde görülen depremler, tektonik depremlerdir.  İç kuvvetlerin neden olduğu gerilimlerin boşalması ile levhaların hareketi sonucu oluşan sarsıntılardır. Tektonik depremler hem şiddet hem de etkileri açısından en yıkıcı olan deprem türüdür.

Volkanik depremler: Volkanik depremler, aktif bir yanardağın patlaması ile oluşur. Ülkemizde aktif bir yanardağ bulunmadığı için volkanik depremlerin görülme riski çok azdır. Volkanik depremler, tektonik depremlere göre daha az sarsıntı oluşturabilir. İtalya ve Japonya dünya üzerinde bu tür depremlerin en fazla görüldüğü yerler arasındadır.

Çöküntü depremler: Çöküntü depremleri, yer altındaki boşlukların, oyukların, kayaçların erimesi, toprak veya mağaraların çökmesi sonucunda oluşur. Teknotik depremlere göre yıkıcı enerjileri daha azdır, bu nedenle genellikle büyük hasarlara yol açmazlar.

Depremler nasıl ölçülür?

Depremin gücünü ölçmek için iki yöntem kullanılır; biri şiddeti diğeri ise büyüklüğüdür. Depremin büyüklüğü, deprem esnasında oluşan enerjinin ölçülmesidir, depremin şiddeti ise depremin yeryüzünde yarattığı hasarın etkisidir. Depremin büyüklüğünü ölçmek için sismometre kullanılır. Sismometreden alınan ölçümler çeşitli matematiksel formüller kullanılarak hesaplandığında depremin büyüklüğü elde edilir. Bu ölçümler ülkemizde

Boğaziçi Üniversitesi Kandilli Rasathanesi ve Deprem Araştırma Enstitüsü ve AFAD (Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı) gibi gerekli merkezlere bildirir. Türkiye ve yakın çevresindeki son depremler Kandilli Rasathanesi’nin web sitesinde gün gün saat saat kaydedilir ve oluşan depremlerin şiddetine, büyüklüğüne buradan erişmek mümkündür.

Türkiye deprem haritası ve fay hatları

Türkiye, 3 büyük fay hattının bulunduğu bir bölgede yer alır: Doğu Anadolu Fat Hattı, Kuzey Anadolu Fay Hattı ve Batı Anadolu Fay Hattı’dır. AFAD’ın paylaşmış olduğu ülkemizdeki deprem bölgeleri harita üzerinde şu şekilde gösterilmiştir:

Kaynak: AFAD

Ülkemizde Doğu Anadolu Fay Hattı, Hatay, Osmaniye, Gaziantep, Kahramanmaraş, Adıyaman, Elazığ, Bingöl, Muş’a kadar uzanır Erzincan’dan itibaren Kuzey Anadolu Fay Hattı ile birleşir. Vikipedi’de yer alan bilgilere göre Kuzey Anadolu Fay Hattı, dünyanın en hızlı hareket eden ve en aktif faylarından biridir. Kabaca Van Gölü’nden Saroz Körfezi’ne kadar uzanarak tüm kuzey Anadolu’yu keser. Tek bir faydan oluşmaz, pek çok parçadan oluşur. Batı Anadolu Fay Hattı, Anadolu’nun batısında doğu-batı uzanışlı, kuzeyden-güneye doğru sıralanan pek çok faydan oluşur. Fethiye-Burdur Fayı, Gökova Grabeni, Knidos Fayı, Büyük Menderes Grabeni, Yavansu Fayı, Küçük Menderes Fayı, Gediz Grabeni, Simav Grabeni ve Eskişehir Fayı Batı Anadolu Fay Hattında yer alır. Ülkemizden geçen bu üç fay hattı, ülkemizdeki deprem riskini günden güne artırmaya devam etmektedir.

Bu nedenle başta Türkiye de olmak üzere deprem riski yüksek olan ülkelerin mümkün olan en donanımlı şekilde hazırlanması, çeşitli önlemler alarak depremin olası yıkıcı sonuçlarının önüne geçmesi hayati bir önem kazanıyor. Uzmanlara göre binaların güçlendirilmesi, bireysel ve toplumsal deprem bilgi düzeyinin artırılması ve acil durum planlarının oluşturulması ülkelerin depremle mücadelesinde büyük öneme sahip konular.

Dünya üzerinde en sık ve şiddetli depremlerin görüldüğü yer olan Japonya, depreme yönelik aldığı önlemlerle bu alandaki başarısını tüm dünyaya göstermekte ve olası hasarları mümkün olduğunca en aza indirmeye çalışmaktadır.

Japonya, depreme nasıl hazırlanıyor?

Japonya, doğal afetlerden payına düşeni fazlasıyla alan bir ülke olmasından dolayı en hazırlıklı ülkelerden biri haline geldi. Başta deprem olmak üzere ülkeyi vuran felaketlerin miktarı ile nüfus yoğunluğunun ve ölüm oranlarının karşılaştırılması sonucunda yıkıcı etkilerin şaşırtıcı derecede küçük olduğunu söylemek mümkün. Peki Japonya nasıl dünyanın depreme en hazır ülkesi haline geldi? Bu sorunun cevabını şu şekilde özetlemek mümkün; doğru yatırım, yenilik, eğitim ve geçmiş hatalardan ders alma.

1. Depreme dayanıklı binalar

Japonya’daki depremlerin düzenliliği göz önüne alındığında, tüm evler belli bir şiddete kadar sarsıntıya dayanacak şekilde inşa edilmiştir. Japonya’daki evler, kanunla belirlenmiş katı depreme dayanıklılık standartlarına uygun olarak inşa edilir. Bu yasalar, okullar ve ofis binaları gibi diğer yapılar için de geçerlidir. Diğer bir deyişle hepimizin hafızasında yer edinen ‘Deprem öldürmez, bina öldürür.’ Söylemini Japonya’nın en etkili şekilde kavradığı aşikar.

2. Mobil güncellemeler

Japonya’daki her akıllı telefona bir deprem ve tsunami acil durum uyarı sistemi kurulur. Yaklaşan felaketlerden yaklaşık beş ila on saniye önce tetiklenen bu sistem, kullanıcılara hızlı bir şekilde koruma aramaları için zaman tanır. Japonya’da telefonlar deprem duruncaya dek Jishin desu! Jishin desu! yani Türkçe’si ile ‘deprem var’ şeklinde çalarak uyarı yapabiliyor. Deprem anında saniyelerin bile ne kadar kritik bir öneme sahip olduğunu bilen Japonya’nın bu önlemi, tüm dünyanın örnek alması gereken türden.

3. Depreme hazır hızlı trenler

Japonya, trenlerle ulaşımın çok yaygın olduğu ve hızlı tren ağları ile sarılmış bir ülkedir. Bu nedenle tüm yolcuların güvenliğini sağlamak için özel sensörlerle donatılan trenler hareket halindeyken bir deprem oluşması halinde durabilirler. Bu da yaralanma ve ölüm riskini azaltır. 2011 yılında Japonya’da meydana gelen 9.0 büyüklüğündeki bir depremde hareket halindeki 27 trenin bu sensörle sayesinde durduğu ve trenlerde sıfır ölüm ve hatta yaralanma ile depremin atlatıldığı biliniyor.

4. Anında bilgilendirme yayını

Japonya’da herhangi bir deprem olduğunda tüm televizyon kanalları anında resmi deprem haberlerine geçiş yaparak insanları nasıl güvende olacakları, nerede korunabilecekleri konusunda bilgilendiriyor ve depremin devamında herhangi bir tsunami tehlikesinin yaklaşıp yaklaşmadığını söyleyerek tüm vatandaşların yüksek yerlere gitmesi için zaman tanıyor.

5. Farkındalık ve eğitim

Tıpkı dünyadaki diğer okulların acil durum tatbikatları düzenlediği gibi, Japonya’daki okullar da düzenli olarak deprem tatbikatları yapıyor (muhtemelen dünyanın geri kalanından daha sık). Küçük yaşlardan itibaren çocuklar bir deprem anında ne yapmaları gerektiğini, nasıl hareket etmeleri gerektiğini bilerek yaşamaya devam ediyorlar. Evde, okulda veya dışarıda yakalandıklarında nasıl davranacakları konusunda eğitim alıyorlar. Ayrıca, Japonya’da yerel itfaiye personelinin çocukları deprem simülatörlerine yerleştirdiği, böylece deprem hissini çok küçük yaşlardan itibaren tanımlayabildikleri okul gezileri de eğitim sisteminin bir parçası.

Görüldüğü üzere Japonya’nın doğal afetleri en az hasarla ve ölüm ve yaralanma oranlarıyla atlatabilmesi tesadüf değil. Altında büyük bir farkındalık ve önleme çalışmaları yer alıyor. Başta deprem riski yüksek olan ülkelerin ve tüm dünyanın örnek alması gereken bu yapılanmalar, can kayıplarının ve maddi/manevi hasarların önlenmesi konusunda büyük adımların atılmasına yardımcı olabilir.

Deprem öncesine, sonrasına ve deprem esnasına ilişkin daha fazla içeriğe erişmek için aşağıdaki yazılarımıza da göz atabilirsiniz:

Uplifers: Kaliteli ve mutlu yaşam koçunuz!

Dyson Airwrap Co-anda2x™’ya geçmek için 5 geçerli sebep

Sabah aynanın karşısında saçlarla geçirilen birkaç dakika, aslında günün enerjisini ve ruh halini belirliyor. Günün keyifli anlarından biri olan saç şekillendirme ritüeli, doğru araçlarla birleştiğinde tüm günün enerjisini pozitif yönde değiştirebilir. 



Dyson saç şekillendirme ürünleri hayatımıza girdiğinden beri saçlarımızı istediğimiz şekle sokmamıza yardımcı oluyor hem de bunu yaparken ısı hasarından koruyor. Şimdi ise saç şekillendirmenin bir adım ötesine geçerek bambaşka bir deneyim sunuyor. Dyson Airwrap Co-anda2x™ iki kat daha fazla hava basıncı yaratıyor. Böylece saç kurutma ve şekillendirme süresi neredeyse yarıya düşüyor.               

1. Farklı başlık seçenekleriyle hem günlük kullanımda hem özel günlerde kullanım imkanı

Saç şekillendirme artık tek bir forma sığdırılmıyor. Yeni Airwrap, sahip olduğu başlık çeşitliliği ile güzellik anlayışına farklı bir boyut getiriyor. İster hacimli bukleler, ister pürüzsüz düz fönler, ister doğal dalgalar olsun; her saç tipi ve ruh hali için bir çözüm sunuluyor.

Dyson Airwrap Co-anda2x™  modeliyle, sadece başlık değiştirerek, kuaför kalitesinde sonuçları ev konforuna taşıyarak herkesin kendi stilini özgürce yansıtması hedefleniyor.

2. Düz-dalgalı saçlar ve bukleli saçlar için farklı setler

Dyson, yeni  Airwrap Co-anda2x™   imodeliyle kullanıcı deneyimini bir adım daha ileri taşıyor. Artık herkesin saç şekline göre tasarlanmış bir başlık setine sahip olması mümkün.

  • Kıvırcık ve Bukleli Saçlar için farklı  bir set ve Düz veya Dalgalı Saçlar için farklı bir set sunuluyor.
  • Bu sayede, farklı saç şekillerine sahip insanların farklı ihtiyaçları karşılanırken hiçbir zaman kullanmayacak başlıklar elinize dolanmıyor.      

3. Kullanım alışkanlıklarınızı hatırlıyor

Dyson’ın teknolojik üstünlüğü, ürünün kullanım alışkanlıklarını hatırlama yeteneği ile pekişiyor. Bluetooth bağlantısı sayesinde kullanıcılar, saç şeklini, uzunluğunu ve şekillendirme tercihlerini uygulamaya kaydedebiliyor.

Bu özellik, Airwrap’ın sıcaklık ve hava akışını, kullanıcının ihtiyaçlarına göre ayarlamasını sağlıyor. Başlık değiştirildiğinde ise o başlıkla ilgili yapılan ayarı hatırlıyor. Bu kişiselleştirme, cihazın çok daha pratik bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor.

4. Yeni nesil motor,daha hızlı sonuçlar

Modern yaşamın temposunda her dakika değerli. Dyson Airwrap Co-anda2x™ , yenilenen motor teknolojisiyle bu zamanı size geri kazandırıyor. Artık saç kurutmak ya da şekillendirmek uzun bir hazırlık süreci olmaktan çıkıyor; güçlü hava akışı sayesinde saçlar daha kısa sürede kuruyor, daha hızlı şekilleniyor. İster belirgin bukleler, ister dalgalı ve düz modeller elde etmek daha kolay. 

5. Teknoloji ve güzelliğin buluşma noktası

Dyson Airwrap Co-anda2x™  sadece bir saç şekillendirici değil; teknolojinin zarafetle buluştuğu yeni bir güzellik anlayışı sunuyor. Her detayı, kendinizi en iyi hissettiğiniz anlara eşlik etmek için tasarlandı. Hızlı, kişisel ve etkili… Çünkü Dyson’a göre güzellik; bir kalıba sığmak değil, kendi en iyi halinizi bulmakla başlıyor.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale