X

Bunca ses varken nasıl odaklanacağız?

Çok ses var. 

Çok fazla “bana bak” diyen var.

Fazlaca “duy beni, beni dinle” diyen var.

“Bana dikkatini ver” diyerek en değerli şeylerimizden birini bizden isteyen çok fazlaca mesaj var etrafımızda.

Çok yorulduk.

Çözüm “duralım, hepsini susturalım” değil tabii ki. Yapabilen detoks yapsın, araya mesafe koysun. Ama benim gibi işi gereği çeşitli mecralarda ne olup bittiğini takip etmesi gerekenler için bu “detoks” da mümkün değil. Zaten detoks dediğimiz şey de akut bir çözüm, sürdürülebilir değil.

Peki ne yapacağız?

Dikkatimize nasıl sahip çıkacağız?

Psikolog William James şöyle açıklar: “Milyonlarca öğe (…) duyularımın önünde, ancak deneyimime hiçbir zaman girmiyorlar. Çünkü benimle ilgileri yok… Herkes dikkatin ne olduğunu bilir. Zihnin, açık ve canlı biçimde, aynı anda olası birden çok nesne ya da düşünce zinciri arasından birisine sahip olmasıdır… Bazı şeylerle uğraşmak için diğerlerinden çekilme söz konusudur.”

Şimdi soruyu değiştiriyorum: Sen nelerle uğraşıyorsun?

Bir sorum daha var: Neden bunlarla uğraşıyorsun? Var mı adını koyduğun bir amacın?

Ne çok konuşuyoruz değil mi, “amaç” diye… Peki, hakkını verip üstüne düşündün mü hiç, senin bu hayattaki amacın ne?

Mesela, amaç ile hedef karıştırılır çoğu zaman. Hedef belli bir sürede yapılması istenen şey, ulaşılmak istenen yerdir. Amaç bundan daha büyüktür, zaman ve mekândan bağımsızdır.

Amaç, insanı odak sahibi yapar. İşte yukarda bahsi geçen, “benimle ilgileri yok” grubuna bir şeyleri atıp dikkatimizi boşa harcamamızı engellemesi için “benimle ilgililer” grubunu bilmemiz şarttır. Dikkatimizin kolayca dağıldığı hatta çalındığı bir çağda, odaklanma becerimizi geliştirmemiz gerekiyor. Neye, neden odaklanacağımızı da doğru tespit etmek için amacımızı bilmeye ihtiyacımız var.

Amaç, öyle bir anda yolda yürürken bulunan bir şey değil pek tabii. Kişinin kendini iyi tanımasından geçen bir tasarım süreci söz konusu. Zaman zaman değişebilir de bu amaç, dolayısıyla canlı da bir şey; evrilebilen, gelişebilen, değişebilen. Ama hep büyük bir şey. Yani amaç, kişinin kendisinden daha büyük bir şey olmalı esasen.

Amacımızı bulduktan sonra da artık ona doğru ve onunla birlikte yürürken, bu yolda artık bizimle ve değerlerimizle “ilgili olanlar”a zamanımızı ve enerjimizi harcamamız mümkün oluyor. Bu da otomatikman bizi odak sahibi yapıyor.

Dağılmadığımızda, önceliklerimizi doğru hizaladığımızda, gerçekten nelerle uğraşıp, nelerden çekilmemiz gerektiğini de doğru tespit edebiliyoruz.

Evet, bizlerden eş zamanlı olarak birçok şeyi yapmamız bekleniyor, böyle bir çağda yetiştik, çalıştık ve çalışmaya da devam ediyoruz. Ancak bugün geldiğimiz noktada, insan olmanın doğası gereği bu kadar bölünmüş dikkat ile büyük işleri yürütemeyeceğimiz gerçeği de daha çok fark edilir oldu. Bölünmüş dikkat sayesinde araba kullanırken müzik dinleyebiliyoruz evet, ama aynı anda bütün “bana bak” diyenlere bakıp kendi yolumuzda kalamıyoruz maalesef. Farklı kimliklerimizin getirdiği bir sürü sorumluluğumuz var, hepsini de yönetmek durumundayız ancak bunu yaparken de ayıklama işini, sadeleşmeyi ve odaklanmayı becerebilmemiz gerekiyor. Ancak bu sayede, hayatı anlamlı kılıp, kendi yolumuzda yürüyebiliyoruz.

Bir de notum var: Yazılarımı burada sizlerle buluşturmaya başlayalı tam 7 sene olmuş, kutlu olsun! Okuyan herkese teşekkürlerimle…

İlginizi çekebilir: Yılın o zamanı geldi: Eylül

Ceyda Tepret: İstanbul Teknik Üniversitesi İşletme Mühendisliği bölümü mezunudur. Koç Üniversitesi’nde MBA eğitimi alıp, Madrid’deki IE Business School’da International MBA programında eğitimini tamamlamıştır. Pazarlama alanında bir kariyer tercih etmiştir ve bu alandaki çalışmalarına devam etmektedir. İnsan davranışları ve psikolojiye duyduğu ilgi onu koçluk eğitimi almaya yöneltmiştir. ICF sertifikalı profesyonel bir koç olarak, danışanlarına kendi yolculuklarında destek vermektedir. Pazarlama profesyoneli kimliğiyle marka hikayelerinin, profesyonel koç kimliğiyle de insan hikayelerinin peşindedir.

Akıllı bir dokunuşla birbirine bağlanan yıkama ve kurutma teknolojisi

Teknoloji hayatımızı kolaylaştırmak için var, ancak bazen karmaşık ayarlar ve sonsuz seçenekler arasında kaybolabiliyoruz. Özellikle evdeki temizlik rutinlerinde en vakit alan işlerden biri olan çamaşır ve kurutma süreci, doğru programı seçmekten kıyafetleri yerlerine yerleştirmeye kadar pek çok küçük ama süreklilikte yorucu karar anı içeriyor. Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi ise bu karar mekanizmasını tamamen üzerinizden alarak, teknolojinin keyfini sürmek isteyenlere gerçek bir dijital asistan deneyimi sunuyor.



Birbirini anlayan teknolojiler: intelligentDry

Siemens iQ700 serisinin en konforlu yanlarından biri, çamaşır ve kurutma makinesinin birbiriyle konuşabilmesi. intelligentDry teknolojisi sayesinde çamaşır makinesi, son programdaki çamaşır miktarı ve nem seviyesi gibi verileri analiz ediyor ve bu bilgileri doğrudan kurutma makinesine aktarıyor. Sonrasında en uygun kurutma programı otomatik olarak seçiliyor, süre ve sıcaklık en ideal seviyede ayarlanıyor.

Siz sadece çamaşırları makineye yerleştiriyorsunuz. Spor kıyafetleri, pamuklu tişörtler ya da hassas gömlekler… Hangi programın daha doğru olduğunu düşünmek zorunda kalmıyorsunuz. Çünkü teknoloji, yıkama verilerine göre karar veriyor. Bu da her seferinde aynı temiz sonuçlar anlamına geliyor. Ne fazla kurutulmuş sert kumaşlar ne de nemli kalmış çamaşırlar. Size sadece tertemiz ve tam kurumuş kıyafetlerinizi dolaba yerleştirmek kalıyor.



i-Dos ile her yıkamada doğru miktar, maksimum verim

Çoğu kişi çamaşır makinesine deterjan koyarken “Bir kapak daha eklesem mi?” diye düşünmüştür. Deterjanı az koyduğunuzda lekeler çıkmıyor, fazla koyduğumuzda ise hem çevreye zarar veriyor hem de kıyafetlerde durulama problemi yaşanabiliyor. i-Dos teknolojisi bu ikilemi tamamen ortadan kaldırıyor.

Akıllı sensörler, çamaşır miktarını, kirlilik derecesini ve suyun sertlik seviyesini analiz ederek gereken su ve deterjan miktarını otomatik olarak hesaplıyor. Üstelik Siemens Home Connect uygulaması üzerinden deterjan şişesinin barkodunu tarayarak kullandığınız deterjana göre optimize edebiliyorsunuz. Böylece her yıkamada maksimum performans elde ediliyor.

Günlük hayatın temposunda küçük gibi görünen bu detaylar, aslında büyük bir konfor alanı yaratıyor.



Kontrol her zaman cebinizde

Evden çıktınız ve makineyi çalıştırıp çalıştırmadığınızdan emin olamadınız. Ya da işten dönmeden önce çamaşırların yıkanıp kurutma için hazır olmasını istiyorsunuz. Siemens Home Connect uygulaması sayesinde makinenizle her an bağlantıda kalabiliyorsunuz.

Programları uzaktan başlatabilir, süreci anlık olarak takip edebilir ve ihtiyacınıza uygun yeni programları indirebilirsiniz. Sürekli güncellenen 20’den fazla akıllı programa birkaç adımda ulaşabilir, kıyafetlerinize en uygun seçeneği zahmetsizce belirleyebilirsiniz. Siemens Home Connect, teknolojiyi karmaşık bir yapı olmaktan çıkarıp günlük hayatınızın doğal bir parçası haline getiriyor.

Siemens iQ700 çamaşır ve kurutma makinesi, sadece bir beyaz eşya değil; evdeki rutininizi hafifleten bir çözüm ortağı gibi çalışıyor. Sizin yerinize düşünen, analiz eden ve karar veren bir sistemle çamaşır yıkamak artık ekstra efor gerektiren bir iş olmaktan çıkıyor.

Tek dokunuşla birbirine bağlanan bu akıllı ikili, program seçme stresini ortadan kaldırırken her seferinde dengeli, özenli ve güvenilir sonuçlar sunuyor. Çünkü bazen gerçek konfor, hiçbir şeyi ikinci kez düşünmek zorunda kalmadığınız anlarda saklıdır.

*Bu yazı Siemens’in katkılarıyla hazırlanmıştır.





İlgili Makale