X

Beden ikna olmdan zihin değişebilir mi?

Geçen yazıda yaralarımızdan konuşmuştuk. Size bir cümle bırakmıştım: Bazı kayıtlar, ancak bedenin ve sinir sisteminin kendini yeterince güvende hissettiği bir ortamda yeniden düzenlenebilir.

Bu kez o cümlenin üzerine gitmek istiyorum.

Ama önce size küçük bir soru sormak istiyorum.

Hiçbir şeyi çok iyi bildiğiniz halde, bir türlü yapamadığınız oldu mu?

Mesela sakin kalmanız gerektiğini bildiğiniz bir konuşmada kalbinizin hızlandığı bir an. Ya da “artık bunu aştım” dediğiniz bir konunun, hiç beklemediğiniz bir yerde tekrar karşınıza çıktığı bir gün.

Çoğu zaman bu durumda kendimize kızarız. İrademizi, kararlılığımızı sorgularız.

Ama bence mesele çoğu zaman ne bilgi ne de irade.

İyileşme, bir güvenlik meselesidir.

Sinir sistemimizin ilginç bir özelliği var. Biz daha bir ortamı ya da bir insanı bilinçli olarak değerlendirmeden önce, bedenimiz orayı çoktan taramış oluyor. Bu alanda çalışan araştırmacılar buna nörosepsiyon diyor; yani bedenin, biz farkında bile olmadan “Burası güvenli mi?” sorusunu sürekli sorması.

Bu yüzden bazen bir odaya girdiğimizde nedenini açıklayamadığımız bir gerginlik hissederiz. Bazen de bir insanın yanında, daha tek kelime konuşmadan rahatlarız.

Alarmda kalan bir sinir sistemi, önceliği her zaman hayatta kalmaya verir; öğrenmeye, değişmeye ya da iyileşmeye değil.

Bugün elimizdeki veriler de bu yönde ilerliyor gibi görünüyor. Bellek üzerine çalışan araştırmacılar, eski bir duygusal kaydın yeniden şekillenebilmesi için o anının güvenli bir bağlamda, yeni bir deneyimle birlikte tekrar ziyaret edilmesinin önemli olabileceğinden bahsediyor.

Yani mesele geçmişi silmek değil; o kayda, bugünün güvenliği içinden yeni bir katman ekleyebilmek.

Peki bu güvenlik hissi nerede başlıyor?

Burada bence en çok gözden kaçan nokta şu:

İnsan sinir sistemi, yalnız başına sakinleşmek üzerine kurulmamış.

Bebeklikten itibaren düzenlenmeyi bir başka sinir sisteminin yanında öğreniyoruz. Buna ko-regülasyon deniyor.

Aslında bunu hepimiz biliyoruz, sadece adını koymuyoruz.

Ağlayan bir bebek düşünün. Ona ne kadar mantıklı açıklama yaparsanız yapın sakinleşmez. Ama sakin bir bedenin kucağında, düzenli bir kalp atışının yanında, yavaş yavaş yumuşar. Bebek orada sakinleşmeyi kendi başına başarmaz; sakin bir sistemden ödünç alır.

Bu ihtiyaç büyüyünce bitmiyor.

Zor bir gün geçirdiğinizde bir arkadaşınızı aradığınızda, o size çoğu zaman yeni bir bilgi vermez. Ama telefonu kapattığınızda bir şeyin gevşediğini hissedersiniz. Değişen şey düşünceleriniz değil, sinir sisteminizin durumudur.

Aynı şey tersine de çalışır. Gergin birinin yanında sizin de omuzlarınızın kasıldığını, telaşlı biriyle konuşurken kendi nefesinizin de hızlandığını fark etmişsinizdir. Sinir sistemleri birbirine bulaşır; sakinlik de alarm da.

Sakin bir ses tonu, yumuşak bir bakış, aceleye getirilmemiş bir dinleme, sözünüz bitene kadar bekleyen biri… Bunlar bedenin dilinden konuşan güvenlik sinyalleri.

Belki de bu yüzden bazı insanların yanında nefesimiz derinleşiyor, omuzlarımız düşüyor. Bedenimiz, kelimelerden önce karşımızdaki kişinin sistemini okuyor.

Belki de bu yüzden bazı yaralar tek başına anlaşılabiliyor ama tek başına iyileşemiyor.

Peki güvenli alan derken neyden bahsediyoruz?

Burada kastettiğim şey özel bir oda ya da mükemmel koşullar değil. Sinir sistemi için güvenli alan çok daha sade bir şey: yargılanmadığınızı hissettiğiniz bir sohbet, acele ettirilmediğiniz bir an, olduğunuz gibi kalabildiğiniz bir ilişki. Bazen bir terapistin odası, bazen bir arkadaşla yürüyüş, bazen sadece telefonun sessizde olduğu sakin bir akşam.

Gündelik hayatta bununla çalışmak isteyenler için, bence en iyi başlangıç noktası gözlem.

Kimin yanında nefesinizin derinleştiğini, kimin yanında bedeninizin gerildiğini fark etmek bile başlı başına bir bilgi. Hangi ortamlarda omuzlarınızın gevşediğini, günün hangi anlarında kendinizi sürekli tetikte hissettiğinizi izlemek de öyle. Beden bu soruların cevabını zaten veriyor; çoğu zaman biz sormuyoruz.

Sonrası biraz da bilinçli seçim meselesi olabilir. Zor bir dönemden geçerken sizi düzenleyen insanlarla geçirdiğiniz zamanı biraz artırmak. Nefesin uzun verildiği kısa bir mola, telefonsuz bir yemek, doğada atılan birkaç adım gibi küçük anları güne serpiştirmek. Bunların hiçbiri tek başına sihirli değil; ama her biri sisteme aynı mesajı tekrar tekrar taşıyor: “Şu an güvendesin.”

Sinir sistemi, tek büyük bir deneyimden çok, bu küçük tekrarlarla ikna oluyor gibi görünüyor.

Elbette bu, iyileşmenin tamamen dışarıya bağlı olduğu anlamına gelmiyor. İnsan ilişkisel bir canlı. Sinir sistemimiz de öyle.

İnsan sadece zihninden ibaret değil. Beden, sinir sistemi, ilişkiler ve içinde yaşadığımız ortam, hep birlikte çalışıyor.

Bazen değişemediğimiz için kendimizi suçlarız. “Biliyorum ama yapamıyorum” deriz.

Belki de sorun bilgi eksikliği değildir.

Belki de beden, henüz o değişimin güvenli olduğuna ikna olmamıştır.

Bazen iyileşmek için ihtiyacımız olan şey daha fazla cevap değil; sinir sistemimizin nihayet nefes alabildiği, güvenli bir alandır.

Yolunuza ışık olması dileğiyle…

İlginizi çekebilir: Yaralarımızla ne yapıyoruz?

Mert Bağ: Merhabalar, ben Mert Bağ. Erken yaşlarda ilk olarak voleybol branşını hayatıma kattıktan sonra basketbolla tanıştım ve uzun yıllar basketbol ve voleybol branşlarında çeşitli takımlarda oynadım. 2012 yılında aktif sporculuk hayatımı bırakarak, Marmara Üniversitesi Spor Yöneticiliği bölümünü bitirdim. Üniversitedeyken pazarlama, iletişim ve psikoloji alanlarında daha çok uzmanlaşmaya çalıştım ve birçok farklı spor branşını da tecrübe etme şansı buldum. Kısa bir süre spor pazarlaması alanında çalıştıktan sonra, 2017 yılından itibaren insan bedeni üzerine egzersiz, nefes, fiziksel ve zihinsel beden travmaları gibi alanlarda yurt içinden ve yurt dışından eğitimler alarak bu alanlarda çalışmaya ve kendimi geliştirmeye devam ediyorum. Kendi bedensel travmalarımı çözmek adına çıktığım bu yolculukta çok fazla farklı keşiflerin içerisinden geçtim ve insanı anlamaya dair her bilimsel alanın içerisinde dolanmaya çalışıyorum. O yüzden burada yazmaya, sizlerle paylaşmaya çalışacağım şeylerde kendi geçtiğim yollardan, bu yolda karşılaştığım farklı öğrencilerim ve danışanlarımla tecrübe ettiğimiz deneyimlerden, araştırmış olduğum farklı konulardan bahsetmek olacak. Bir gün psikoloji ile ilgili bir yazıya denk gelmişken, bir sonraki yazıda egzersiz, bir sonrakinde biyolojiden, bir başka yazıda nefesten bahsetmiş olabilirim sizlere, insanın işleyişi ve bağlantılı olduğu veya yoldayken karşılaşmış olduğum ne varsa bütün bu deneyimleri sizlerle paylaşacağım. Bu uzun ince karışık bir adamın insanı, işleyişi ve evreni keşfetmek adına çıkmış olduğu bir serüven, bu serüvenin içerisinde durağımız şu anda burası. Burada olmaktan umarım siz de keyif alırsınız.
İlgili Makale