X

Başarıdan neden kaçıyoruz?

Başarıya çok yaklaştığınız anlarda garip bir şekilde geri adım attığınızı hissettiniz mi? Sanki yolun sonuna gelmek üzereyken elinizde olmayan bir güç sizi durduruyor, işleri erteliyor, bahaneler üretiyor ya da olmadık hatalar yapmanıza neden oluyor. İşte buna, kendi kendine sabotaj diyebiliriz. Çoğu zaman farkına bile varılmayan bu süreç, insanın bilinçaltında başarıyla ilgili taşıdığı korkuların, kaygıların ve içsel çatışmaların bir yansıması aslında.

Kendi kendine sabotajın en temel nedenlerinden biri, başarının getirdiği değişime duyulan korkudur. Başarı yalnızca mutluluk ve tatmin getirmez, aynı zamanda yeni sorumluluklar, beklentiler ve bazen de daha büyük riskler anlamına gelir. Mevcut düzenin bozulacağı, başkalarının daha fazlasını bekleyeceği ya da yeni başarının korunması gerekeceği düşüncesi, kişinin farkında olmadan kendini geriye çekmesine yol açabilir. Alışılmış konfor alanını terk etmek, bilinmezliğe doğru adım atmak her zaman kolay değildir.

Bir diğer neden ise değersizlik inancıdır. Başarıyı hak etmediğine inanan, kendi yeteneklerini küçümseyen ya da çocuklukta “yeterince iyi” olmadığı hissettirilmiş biri, bilinçaltında kendini başarısızlığa mahkum edebilir. “Zaten bunu hak etmiyorum.”, “Nasıl olsa uzun sürmeyecek.”, “Bir noktada herkes benim yetersiz olduğumu anlayacak.” gibi düşünceler, kişinin en iyi yaptığı işlerde bile kendi önüne engeller koymasına neden olabilir. Bu durum özellikle mükemmeliyetçi insanlarda sık görülebilir. Kusursuz olmak gibi imkansız bir hedef koyduklarında, başarısız olma ihtimali onları öylesine korkutur ki, en iyisi hiç denememek ya da son anda geri çekilmektir.

Bazı insanlar için ise başarı, başkalarıyla olan ilişkilerini tehdit eden bir unsurdur. Bilinçaltında, eğer çok başarılı olurlarsa çevresindekilerin onları kıskanacağı, dışlayacağı ya da yalnız bırakacağı gibi bir inanç taşıyabilirler. Özellikle çocuklukta “çok parlayanlar” cezalandırılmışsa, öne çıkmanın tehlikeli olduğu kodlanmış olabilir. Bu yüzden kişi, sevilme ve kabul görme ihtiyacı ile başarı arasında sıkışıp kalabilir.

Tüm bunlara rağmen kendi kendine sabotajın farkına varmak, döngüyü kırmak için atılan en önemli adımdır. Bir şeyi sürekli erteliyor, bilinçsizce hatalar yapıyor ya da kendinize zarar veren kararlar alıyorsanız, durup şu soruyu sormakta fayda var: Bunu gerçekten mi istiyorum, yoksa başarıdan korktuğum için mi geri çekiliyorum? Çünkü bazen en büyük engel, dış dünyada değil, insanın kendi zihninde saklıdır.

Bu döngüyü kırmanın yolu, başarıyla ilgili bilinçaltına yerleşmiş olumsuz inançları fark etmek ve sorgulamaktan geçer. Kendinize şu soruyu sormak faydalı olabilir: Başarı benim için ne anlama geliyor? Eğer başarıyı stres, yalnızlık, yük ya da yetersizlikle özdeşleştiriyorsanız, bilinçaltınız doğal olarak sizi ondan uzak tutmaya çalışacaktır. Ancak başarı, gelişim, tatmin ve özgüvenin güçlenmesi olarak da görülebilir. Bu bakış açısını kazanmak, zaman ve farkındalık gerektiren bir süreçtir. Küçük adımlarla başlamak, mükemmel olmaya çalışmak yerine ilerlemeye odaklanmak ve en önemlisi, hataların ve başarısızlıkların da bu yolculuğun bir parçası olduğunu kabul etmek, kendini sabote eden döngüyü kırmada önemli bir adımdır. Sonuçta, insan kendine inanmadığında bile içindeki potansiyel orada durmaya devam eder. Mesele, onu görüp harekete geçebilmektedir.

Sevgilerimle,

@klinikpsikologbetulcavlak, @payepsikolojimerkezi

İlginizi çekebilir: Mevsimsel depresyon: Kış gelince ruhumuz neden hüzünlenir?

Betül Cavlak Akdaş: TED Üniversitesi'nde lisans eğitimini tamamladıktan sonra uzmanlığını Üsküdar Üniversitesi Klinik Psikoloji bölümünden onur öğrencisi olarak almıştır. Yüksek lisans tez konusu "Yetişkin Bireylerin Ebeveynleşme Olgusunda Obsesif İnanışların ve Kaygı Düzeylerinin Rolü"dür. İş hayatına özel bir kurumda devam eden Uzman Klinik Psikolog/Yazar Betül Cavlak Akdaş, online olarak terapi yaparak da danışan görmektedir. Ruh sağlığı alanında almış olduğu Bilişsel Davranışçı Terapi, Objektif Testler, MMPI, Aile Danışmanlığı, Sanat Terapisi gibi eğitimlerinin yanında, psikoloji bilimine yazılarıyla da katkı sağlamayı hedefleri arasına almıştır. Daha önce farklı dergilerde de Yazar olarak bulunan Betül Cavlak Akdaş'ın, "Erteleme Davranışı", "Mimari Yapı ve Psikoloji", "Benlik Saygısı" konuları üzerine araştırma projeleri mevcuttur. Ayrıca, Türkiye Buz Pateni Federasyonu bünyesinde İl Hakemliği yapmaktadır.

Saç kalitesinin sırrı yıpranmayı onarmak mı önlemek mi? 

Saçlarınız gün içinde fark etmeden düşündüğünüzden daha çok yıpranabiliyor. Sabah saçınızı kuru taramanın bıraktığı hasar, gün içinde hava kirliliğine maruz kalmak, duş sonrası yüksek ısıyla kurutma, sık şekillendirme… Tüm bu küçük adımlar zamanla birikiyor ve saç tellerinizde gözle görülmeyen hasarlar bırakıyor. Çoğu zaman “yıpranan saçları nasıl onarabileceğimize” odaklanıyoruz; oysa bilim bize çok daha kritik bir gerçeği fısıldıyor: Yıpranan saç kalıcı olarak onarmak pek mümkün değil. Çünkü saç, canlı dokular gibi kendi kendini yenileyen bir yapı değildir. Saç telini oluşturan keratin zincirleri bir kez hasar gördüğünde, uygulanan ürünler sadece yüzeyde geçici bir güçlendirme sağlar. Saç daha parlak görünür, daha yumuşak hissedilebilir fakat bu görünüm kalıcı bir onarım sunduğu anlamına gelmeyebilir.



Bu yüzden sağlıklı saç denkleminin en kritik noktası, saçın zarar görmesini engellemektir.

Türkiye’de uzun, gür ve dalgalı saçlar her zaman popülerliğini koruyor. Saçlarını uzatmak için maskeler, yağlar ve vitaminler deneyen pek çok kişi, saçlarının dipten sağlıklı bir şekilde uzamasına rağmen saç uçlarının sağlıksız göründüğünü fark edebiliyor. Peki bunun ardındaki sebep ne olabilir? Çoğu zaman bu durumun nedeni, farkına varılmayan koparak dökülme ve kırılmadır.



Trikologlar birçok insanın, saçlarının “koparak döküldüğünün” farkında bile olmadığını belirtiyor. Yüksek ısı, yanlış kurutma rutinleri ve sıcak şekillendirme araçları, saç boyunu uzatmaya çalışırken en hızlı kaybettiren etkenlerin başında geliyor.



Peki çözüm? Saçı şekillendirirken ona zarar vermemek. Yani ısıyı kontrol etmek.

Bilimin ışığında saçın anatomisi: Neden geri dönüş yok?

Saç telinin ana yapısını, tıpkı merdiven basamakları gibi sıkıca birbirine bağlanmış keratin proteinleri oluşturur. Saç telinin dış katmanı olan kütikül ise bu iç yapıyı koruyan pulcuklardan oluşur.

  • Yüksek ısı etkisi: Saçınızı aşırı yüksek ısıya maruz bıraktığınızda, bu ısı saç telindeki protein bağlarını parçalar. Saçın dış katmanı olan kütikül pulcukları zarar görür, kalkar ve saçın nemini kaybetmesine neden olur. Saçın içindeki suyu ani bir şekilde buharlaştıran aşırı ısı, protein yapısında geri dönüşü olmayan, kalıcı hasar yaratır.
  • Kalıcı hasar: Saç, tırnaklar gibi canlı olmayan bir dokudur. Cildinizde oluşan bir kesik gibi kendini yenileme yeteneği yoktur. Piyasada “onarım” iddiasıyla sunulan ürünler, hasarlı kütikül katmanını geçici olarak pürüzsüzleştiren ve saçın nem tutma kapasitesini artıran dolgu maddeleri içerir. Bu sayede saçınız bir süreliğine daha parlak ve güçlü görünebilir. Ancak saçın iç yapısındaki tahribat (kopan protein bağları) kalıcıdır ve eski haline getirilemez.

İşte bu yüzden, saç sağlığınız için hasar meydana geldikten sonra onu onarmaya çalışmak değil, baştan önlemektir.



Yıpratmamayı seçin: Dyson’ın saç bilimiyle tanışın

Saç sağlığının ilk adımı, birçok kişinin gözden kaçırdığı bir detayda gizli: Saç şekillendirmede kullanılan aşırı ısıdan kaçınmak. Dyson, bu bilimsel gerçeği merkeze alarak tüm saç şekillendirme ürünlerini, aşırı ısı hasarı olmadan etkili sonuçlar verecek şekilde tasarlar.

Dyson’Dyson’Dyson’ın temel felsefesi basittir: Saçı kuruturken ve şekillendirirken sıcaklıktan değil, akıllı mühendislikten ve güçlü, kontrollü hava akımından faydalanmak.

Yüksek teknolojiyle gelen koruma

Dyson saç şekillendirme makinelerinin tamamı, saç ve saç derinizin sağlığını korumaya odaklanan ortak bir teknolojiye sahiptir:

  1. Akıllı ısı kontrolü: Tüm Dyson ürünlerinde saniyenin çok küçük bir bölümünde sıcaklığı onlarca kez ölçen akıllı sensörler bulunur. Bu sensörler sayesinde makineler, saçın aşırı ısınmasını engelleyecek sabit ve güvenli bir sıcaklıkta kalır. Bu teknoloji, özellikle saç kurutma makinelerinin bile farkında olmadan yarattığı günlük ısı hasarını ortadan kaldırır. Örneğin, Dyson Supersonic Nural™ saç kurutma makinesi, saç ve saç derisi sıcaklığını sürekli analiz ederek, gerektiğinde ısıyı otomatik olarak düşürüp yükseltir.
  2. Dijital motor teknolojisi: Dyson’ın güçlü ve hafif dijital motoru, geleneksel makinelerin aksine ısıya bağımlı kalmadan, yüksek hızlı, kontrollü hava akışı sağlar. Bu sayede saçınızı yüksek ısıya maruz bırakmadan çok daha kısa sürede kurutabilir ve şekillendirebilirsiniz.
  3. Esnek şekillendirme gücü: Saç, ıslakken en esnek halindedir. Dyson Airwrap™ ve Dyson Airstrait™Dyson Airwrap™ gibi makineler, bu nemli halinden yararlanarak saça şekil verir. Saçınızı kuruturken ve şekillendirirken aynı zamanda saçı sabitlemek için soğutma gereklidir. Bu sebeple tüm makinelerde şekli kalıcı kılmak için saçın hızla soğumasını sağlayan Soğuk Şok (Cold Shot) özelliği bulunur.

Saç sağlığınıza yapılacak en iyi yatırım

Saç sağlığınız için sürekli olarak yüksek fiyatlı bakım maskeleri, serumlar ve kremler satın alıyorsanız, aslında hasarın sonuçlarına yatırım yapıyorsunuz demektir. Oysa Dyson, size bu hasarı kökten önleme seçeneğini sunuyor.

Unutmayın, binbir zorlukla uzattığınız saçlarınızın boyu, aşırı ısı nedeniyle her gün biraz daha koparak dökülüyorsa, hiçbir bakım ürünü bu kaybı geri getiremez. Saç tipinize en uygun Dyson ürünü (Airwrap™, Airstrait™, Supersonic™) ile tanışarak yıpratmamayı seçmek, sadece daha mantıklı değil, aynı zamanda daha kalıcı bir çözümdür.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.







İlgili Makale