’Kimsenin İstemediği Bir Yere Gitmek İçin Neden Hemfikir Oluruz?’’
Teksas’ın kavurucu bir Temmuz öğleden sonrası… Hava sıcaklığı 40 derecenin üzerinde. Bir aile, evin verandasındaki gölgede oturmuş, buzlu limonatalarını içip domino oynuyor. Herkes halinden oldukça memnun.
Derken ailenin babası sessizliği bozuyor: “Hadi arabaya atlayıp Abilene’e gidelim ve yemek yiyelim.”
Eşi, sıcakta o kadar yolu gitmeyi hiç istemese de, kocasının canı sıkılmasın diye; “Harika fikir, hadi gidelim,” diyor. Kayınvalide, bu sıcakta tozlu yolları tepmekten nefret etse de; “Gençler istiyorsa ben de uyarım,” diye düşünüp onaylıyor. Kayınpeder ise sırf huzursuzluk çıkmasın diye sesini çıkarmıyor.
Sonuç? Kliması olmayan eski bir arabayla, toz ve sıcak içinde gidilen uzun bir yol, berbat bir yemek ve yorgun argın, sinir içinde eve dönüş.
Eve döndüklerinde sessizliği biri bozar: “Aslında ben hiç gitmek istememiştim.” Diğeri atılır: “Ben de! Sırf siz istiyorsunuz diye kabul ettim.” Ve şok edici gerçek ortaya çıkar: Odadaki dört kişiden hiçbiri Abilene’e gitmek istememiştir. Ama hepsi, diğerlerinin gitmek istediğini varsayarak buna gönüllü olmuştur. Yönetim Profesörü Jerry B. Harvey’in literatüre kazandırdığı bu olaya “Abilene Paradoksu” diyoruz.
Uzlaşının tuhaf tuzağı
Abilene Paradoksu, Grup Düşüncesi’nden daha sinsi bir durumdur.
‘’ Grup düşüncesi nedir? Uyumlu olma çabası bizi nasıl yanıltıyor? Daha detaylı olarak bahsedilen ilgili yazıya gitmek için bağlantıya tıklayabilirsiniz.. ‘’
Grup düşüncesinde, grup üyeleri genellikle alınan kararın doğruluğuna inanır. Abilene’de ise üyeler kararın saçma olduğunu bilir ama söyleyemez.
Peki, rasyonel insanlar neden bireysel olarak asla yapmayacakları bir hatayı, grup halindeyken kolektif bir şekilde yaparlar?
Bunun temelinde “Eylem Kaygısı” yatar. Gruptan ayrışmak, “uyumsuz” olarak etiketlenmek veya bir çatışma başlatmak o kadar korkutucudur ki, kişi kendi isteğinin tam tersini savunurken bulur kendini. Harvey buna “Yönetilemeyen Mutabakat” der. Yani sorun insanların anlaşamaması değil, anlaştıkları halde bunu birbirlerine ifade edememesidir.
İş hayatında ve ilişkilerde abilene yolculukları
Bu paradoks sadece Teksaslı bir ailenin başına gelmez. Plaza ofislerinde veya ikili ilişkilerde her gün yaşanır:
Zombi projeler: Bir şirket, milyonlarca dolar harcayarak bir ürün geliştirir. Odadaki herkes bu ürünün başarısız olacağını biliyordur. Ancak kimse “Patronun hayali projesi” diye sesini çıkarmaz. Şirket batar, herkes “Zaten belliydi” der.
İlişkiler: Bir çift her hafta sonu aynı etkinliği yapar. Biri sıkılır ama diğeri seviyor diye ses etmez. Diğeri de aslında sıkılmıştır ama partneri istiyor sanır. Yıllar sonra “Biz neden hiç mutlu değiliz?” sorusu sorulur.
Abilene otobüsünden nasıl inilir?
Hayat, kimsenin gitmek istemediği yerlere yapılan yolculuklarla harcanmayacak kadar kısa. Bu paradokstan kurtulmak için şu yöntemleri kullanabiliriz:
Varsayımı bırakın, sorun: Partnerinizin veya iş arkadaşınızın ne istediğini tahmin etmek yerine, açıkça sorun. “Bunu gerçekten istiyor musun, yoksa benim istediğimi sandığın için mi ‘evet’ diyorsun?”
Kendi Abilene’inizi tanıyın: Bir karar alınırken içinizde o huzursuzluğu hissettiğinizde kendinize sorun: “Şu an sırf uyumlu görünmek için mi onaylıyorum?”
Risk alın ve konuşun: Genellikle bir kişi cesaret edip “Ben aslında bu fikre pek ısınamadım” dediğinde, odadaki diğer herkesin rahat bir nefes alıp “Oh be, ben de!” dediğini göreceksiniz. İlk taşı atan siz olun.
İlginizi çekebilir: Grup düşüncesi: Uyumlu olma çabası bizi nasıl yanıltıyor?