X

Yüzünden Düşen Bin Parça: Sanatla uyumlanan yaşamın iyi oluşumuz üzerine etkisi

Hayat bazen zor bazen de kolaylıkla yol alabildiğimiz patikalara sürükler bizi. Bu patikalar, iplerini bizim renklendirdiğimiz, deseni bize ait kocaman bir battaniye gibi sarar bizi; bazen sırtımızda ağır bir yük gibi ya da bazen kışın ortasında bize kucak açan, sıcacık bir sarılma hissi. Her şey bakış açısına göre değişir, asıl olan nerede durduğumuz, duruma nereden baktığımız/yaklaştığımız; yani her şey bir ölçüde perspektif meselesi.

Düştüğümüzde yeniden ve daha da güçlenerek ayağa kalkabilme ve kaldığımız yerden o kaldığımız halimizle değil, oradan öğrenerek, gelişim göstererek, daha bilgece bir tutumla yeniden hayat tutunma kabiliyetinden söz ediliyor şimdilerde: “psikolojik dayanıklılık”. Hayatımızın merkezine konumlanan, üzerinde düşünülmesi gereken mühim bir kavram. Biraz soyut, biraz yaşandıkça ve tecrübe edildikçe somutlaşabilecek bir beceri gibi görünüyor ilk bakışta. İşte tam da bu beceri, o patikaların yolları çetrefilli hale geldiğinde bize lazım. Bir diğer deyişle, tüm koşullardan bağımsız hayata tutunabilme kapasitesi…

Peki, bu kapasiteyi artırmamızı sağlayacak hayatımıza dahil edebileceğimiz neler var?

Burada devreye sanatla olan ilişkimiz giriyor. İster icra edelim istersek katılımcısı/izleyeni olalım. Maksat, bizim kendi küçük dünyalarımızı aşan ölçeklerde, boyutlarda, anlamlarda, amaçlarda üretilmiş sanat eserlerine bir adım daha yaklaşmak, onları anlamaya zaman ve alan ayırmak ya da bazen de kendi dünyamızın bize özgü “eserlerini” ve bize göre “anlamlı anlarını” inşa edebilmek… Kumsalda bulduğumuz bir taşı dilediğimiz gibi boyamak, bir seramik atölyesinde her gün sıcacık çayımızı yudumlamak için bize eşlik edecek kupamızı tasarlamak, günün kendimize ayırabileceğimiz herhangi bir zaman diliminde gönlümüzce bir kitabı, bir şiiri, sevdiğimiz bir dergiyi okumak, bir müzede ya da sanat galerisinde tabloların ya da heykellerin arasında gezinmek, yapıldığı dönemi ve o dönemin koşullarını hayal edebilmek…

Kendi kişisel deneyimlerim bana gösterdi ki; hayranlık ve merak uyandıran “anları” yapılandırabilmek ve her gün günümüze olabildiği kadarıyla, elimizden geldiğince entegre edebilmek; hayata tutunabilme, yaşama sevincimizi diri tutabilme, gün içinde yaşadığımız olumlu veya olumsuz her ne varsa, tüm bunlara rağmen “yarın yeni bir gün” diyebilmeye katkısı büyük, bunun için çok kıymetli.

Resim yaparken zamanın nasıl akıp gittiğini anlamadığım, ortaya çıkan işlerin iyi olup olmadığından bağımsız o andaki üretebilme, duygularımı fırçaya ve renklere yönlendirebilme sürecinin hayatıma katmakta olduğu olumlu etkileri tarif etmek, kelimelere dökebilmek zor… Böylesine sağaltıcı kanalları, nefes aldıran böyle bir mecrayı arayıp bulmak, önce keşfetmek ve sonrasında da hayatımıza böylesi deneyim anlarını hediye etmek; bazen hayata dair duruşumuzu sağlamlaştıran bu buluşmaların kendisi. Bu özünde bir “akış” deneyimi. Akış: Mutluluk Bilimi kitabında akış deneyimini detaylı olarak aktaran Prof. Dr. Mihaly Csikszentmihalyi, Akış Teorisi’ni literatüre kazandıran bilim insanı.

Akış deneyiminde kalabileceğimiz eylemleri, anları keşfedebilmek hayatı yaşamayı daha anlamlı kılan ve dış koşullar karşısında sarsılmaz bir motivasyon kaynağı sağlayabilir ve bizlere içsel bir sığınak sunabilir; bu benim için resim yapmak ya da müzede çok sevdiğim bir ressamın sergisinde renkler ve dokular arasında, tabloların içerisinde kaybolmak anlamına gelebilir, bir başkası için bambaşka bir sanat dalı ya da profesyonel anlamda bizzat mesleğinde icra ettiği işler/süreçler olabilir.

Bu süreci eşsiz kılan; içsel kaynaklarımı sağlamlaştırabilmeye, sonuçlara değil öncelikle o esnadaki süregelen ana ve yaratıcılığımı besleyen o değerli sürece odaklanabilmeye ve belki de en önemlisi hayatın sunduğu olaylara ve deneyimlere daha az tepkisel ama daha esnek bakabilmeye doğru akan nehirde suya karşı dirençli olmak yerine giderek suyla birlikte akan bir yerde durabilmeye olanak sağlaması…

Yüzünden Düşen Bin Parça” işte böylesine bir deneyim sürecinin ürünü; ilk kişisel resim sergim. Kariyerimde önemli bir dönüm noktası anında verdiğim bir karar sonrasında gelen o uzun soluklu “durma” döneminin, aslında hayatımda en “üretken” olabildiğim sürece evrildiği o kıymetli “boşluk” ve hayatımdaki tezahürü olarak insan yüzlerini odağına alan bir sergi. İnsanın Anlam Arayışı kitabının yazarı ve Logoterapi’nin kurucusu Nörolog ve Psikiyatrist Viktor E. Frankl’ın vurguladığı gibi; yaşamda o anda değiştirilemez koşullarımız her ne olursa olsun, hayata verdiğimiz yanıtlar, sunabileceğimiz cevaplar bizim seçimimizdir, insanın özgürlüğü tam da bu noktada gizlidir.

Tuğçe Şenol: Merhaba, ben Tuğçe. 2007 yılında tam burslu olarak eğitim aldığım Başkent Üniversitesi Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden bölüm birincisi olarak mezun oldum. Yüksek lisans eğitimim için küresel ekonomi politik ve uluslararası organizasyonlar alanına odaklanarak Bilkent Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nden burslu olarak kabul aldım. Birleşmiş Milletler Kalkınma Programı’nın Türkiye’deki yoksullukla mücadele projeleri üzerine tez yazarak, yüksek onur derecesiyle yüksek lisans programını tamamladım; 2 yıl araştırma görevlisi ve bölüm asistanı olarak Bilkent Üniversitesi’nde çalıştım. Ardından Orta Doğu Teknik Üniversitesi’nde Uluslararası İlişkiler Bölümü Doktora Programı’ndan kabul alarak, yaklaşık 1 yıl programa devam ettim. İlgili dönemde, akademik kariyerime uluslararası ilişkiler alanında devam etmek istemediğime karar vererek, bir süre sonra özel sektörde çalışmaya başladım. Profesyonel anlamda 12 yılı aşkın bir süredir çalışma hayatının içerisindeyim; insan kaynakları ve öğrenme & gelişim süreçlerinin çeşitli fonksiyonlarında görev yaptım ve son olarak, uyum yönetimi alanında çalışmaya devam ediyorum. Yakın zamanda Cenevre Üniversitesi’nin International Organizations Management alanındaki 3 aylık eğitim programını ve United Nations System Staff College tarafından sunulan, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine yönelik olarak tasarlanan “Applying Integrated Policy Approaches to Accelerate the 2030 Agenda” konulu öğrenme programını tamamladım. Uzun bir süredir, çalışma hayatında kurumsal esenlik (well-being) stratejileri, psikolojik güvenlik ortamının sağlanması ve psikolojik dayanıklılık (resilience), iyi oluş halinin hem çalışanlarda hem de liderlik gelişiminin bir parçası olarak yöneticilerde desteklenmesine yönelik konularda hem ülkemizdeki hem de yurt dışındaki gelişmeleri, uygulamaları, akademik/sektörel yayınları ve çalışmaları yakından takip ediyorum. Search Inside Yourself Global'ın (SIY Global) sunduğu “Search Inside Yourself” ve “Adaptive Resilience” programlarını tamamladım. Mindfulness, öz-şefkat, sanat tarihi, modern sanat, çağdaş sanat, Batı resim sanatı tarihi, sanat terapisi, dışavurumcu sanat konularında pek çok eğitime, atölyeye ve öğrenme programlarına katılım sağladım; her fırsatta mümkün olduğunca kendimi bu alanlardaki öğrenme yolculuğuna açık tutmaya çalışıyorum. Çocukluğumdan bu yana resim sanatıyla ilgileniyorum, 2 adet kişisel sergi açma şansına sahip oldum. Müzelerde ve sanat galerilerinde vakit geçirmeyi çok seviyorum. Sanatla iyi oluş halinin geliştirilmesine yönelik inancım ve heyecanım büyük :)

Dyson Airwrap Co-anda2x™’ya geçmek için 5 geçerli sebep

Sabah aynanın karşısında saçlarla geçirilen birkaç dakika, aslında günün enerjisini ve ruh halini belirliyor. Günün keyifli anlarından biri olan saç şekillendirme ritüeli, doğru araçlarla birleştiğinde tüm günün enerjisini pozitif yönde değiştirebilir. 



Dyson saç şekillendirme ürünleri hayatımıza girdiğinden beri saçlarımızı istediğimiz şekle sokmamıza yardımcı oluyor hem de bunu yaparken ısı hasarından koruyor. Şimdi ise saç şekillendirmenin bir adım ötesine geçerek bambaşka bir deneyim sunuyor. Dyson Airwrap Co-anda2x™ iki kat daha fazla hava basıncı yaratıyor. Böylece saç kurutma ve şekillendirme süresi neredeyse yarıya düşüyor.               

1. Farklı başlık seçenekleriyle hem günlük kullanımda hem özel günlerde kullanım imkanı

Saç şekillendirme artık tek bir forma sığdırılmıyor. Yeni Airwrap, sahip olduğu başlık çeşitliliği ile güzellik anlayışına farklı bir boyut getiriyor. İster hacimli bukleler, ister pürüzsüz düz fönler, ister doğal dalgalar olsun; her saç tipi ve ruh hali için bir çözüm sunuluyor.

Dyson Airwrap Co-anda2x™  modeliyle, sadece başlık değiştirerek, kuaför kalitesinde sonuçları ev konforuna taşıyarak herkesin kendi stilini özgürce yansıtması hedefleniyor.

2. Düz-dalgalı saçlar ve bukleli saçlar için farklı setler

Dyson, yeni  Airwrap Co-anda2x™   imodeliyle kullanıcı deneyimini bir adım daha ileri taşıyor. Artık herkesin saç şekline göre tasarlanmış bir başlık setine sahip olması mümkün.

  • Kıvırcık ve Bukleli Saçlar için farklı  bir set ve Düz veya Dalgalı Saçlar için farklı bir set sunuluyor.
  • Bu sayede, farklı saç şekillerine sahip insanların farklı ihtiyaçları karşılanırken hiçbir zaman kullanmayacak başlıklar elinize dolanmıyor.      



3. Kullanım alışkanlıklarınızı hatırlıyor

Dyson’ın teknolojik üstünlüğü, ürünün kullanım alışkanlıklarını hatırlama yeteneği ile pekişiyor. Bluetooth bağlantısı sayesinde kullanıcılar, saç şeklini, uzunluğunu ve şekillendirme tercihlerini uygulamaya kaydedebiliyor.

Bu özellik, Airwrap’ın sıcaklık ve hava akışını, kullanıcının ihtiyaçlarına göre ayarlamasını sağlıyor. Başlık değiştirildiğinde ise o başlıkla ilgili yapılan ayarı hatırlıyor. Bu kişiselleştirme, cihazın çok daha pratik bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor.

4. Yeni nesil motor,daha hızlı sonuçlar

Modern yaşamın temposunda her dakika değerli. Dyson Airwrap Co-anda2x™ , yenilenen motor teknolojisiyle bu zamanı size geri kazandırıyor. Artık saç kurutmak ya da şekillendirmek uzun bir hazırlık süreci olmaktan çıkıyor; güçlü hava akışı sayesinde saçlar daha kısa sürede kuruyor, daha hızlı şekilleniyor. İster belirgin bukleler, ister dalgalı ve düz modeller elde etmek daha kolay. 

5. Teknoloji ve güzelliğin buluşma noktası

Dyson Airwrap Co-anda2x™  sadece bir saç şekillendirici değil; teknolojinin zarafetle buluştuğu yeni bir güzellik anlayışı sunuyor. Her detayı, kendinizi en iyi hissettiğiniz anlara eşlik etmek için tasarlandı. Hızlı, kişisel ve etkili… Çünkü Dyson’a göre güzellik; bir kalıba sığmak değil, kendi en iyi halinizi bulmakla başlıyor.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale