X

Yeşil binalar ve sürdürülebilirlik: Yeşil bina kriterleri nelerdir?

Günümüzde binalar karbon ayak izi artışında diğer sektörlerin önüne geçmiş durumda. Doğal kaynakların üçte birini kullanan binalar taze suyun %12’sini kullanırken, toplam katı atığın %40’ından sorumlu.

Yeşil binalar, yapılı çevrenin insan sağlığı ve doğal çevre üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirecek şekilde tasarlanan ve işletilen binalar olarak tanımlanıyor. Bu da, enerjinin, suyun ve diğer kaynakların etkin kullanımı; kullanıcıların sağlığının korunması ve çalışanların verimliliğinin artırılması; atık, kirlilik ve çevresel bozulmanın azaltılması anlamına geliyor.

Yeşil binalar üzerinde yapılan araştırmalar, binaların bu şekilde tasarlanması ve işletilmesi durumunda, geleneksel yöntemlerle tasarlanmış ve işletilen ortalama binalara göre enerji kullanımında %24 ile %50 arasında, karbon emisyonlarında %33 ile %39 arasında, su tüketiminde %30 ile %50 arasında, katı atık miktarında %70 oranında, bakım maliyetlerinde ise %13 oranında azaltım sağlanabileceğini gösteriyor.

Binaların enerji ve kaynak kullanımındaki, atık ve emisyon üretimindeki payı göz önünde bulundurulduğunda, bu tasarrufların ne kadar önemli olduğu anlaşılabilir. Üstelik yeni bina ihtiyacı sürekli artıyor ve yapı sektörünün etkisinin mevcut hale göre daha da artması bekleniyor.

Binaların yeşil olarak tanımlanabilmesi için, sürdürülebilir arazi planlaması, su ve enerji, ekolojik malzeme kullanımı, iç ortam hava kalitesi, kullanıcı sağlığı ve konforu, ulaşım ve atıkların kontrolü, akustik ve kirlilik gibi alanlarda belli standartları karşılaması gerekiyor. Bu konular altında kaynakların verimli kullanılması, binanın tasarım ve inşaat sürecinde çevreye etkisinin azaltılması amaçlanıyor.

Gelin yeşil bina kriterlerinden bazılarına göz atalım:

Su

Dünya üzerinde suyun yaklaşık % 2,5’u içme, endüstri ve sağlık alanlarında kullanılan tatlı su olarak geçiyor. İnsanlar, bu tatlı suyun sadece üçte birine, göl, dere ve ırmak yoluyla ulaşabiliyor ve suyun yarısından fazlasını kullanıyor. Tatlı su talebi hızlı bir şekilde artıyor ve mevcut eğilimler devam ederse, uzmanlar talebin önümüzdeki 30 yıl içinde iki katına çıkacağını belirtiyor.

Su verimliliği teknolojileri ve stratejileri, tasarım sürecinin herhangi bir aşamasına veya inşaat sürecine kolayca dahil edilebiliyor. Peyzaj tasarımında sulama talebini azaltma stratejisi kapsamında, bitkilerin gruplanarak dikilmesi, çim alanlarının azaltılması ve iklim koşullarına uygun bitki türlerinin seçilmesi yer alıyor. Bir sonraki adım olarak damla, mikro ve yüzeysel sulama sistemleri ile peyzaj için gerekli su miktarı azaltılabiliyor. Damla sulama sistemleri tek başına yüzde 30 ila 50 oranında su kullanımını azaltabiliyor.

Yağmur suyu depolama sisteminde ise sarnıçlar, yeraltı tankları veya havuzlarda yağış sırasında yağmur suyu depolanıyor. Depolanan su daha sonra kurak dönemlerde sulama amaçlı kullanılabiliyor.

Yenilikçi atık su teknolojileri ise atık su oluşumunu ve temiz su ihtiyacını azaltıyor. Kanalizasyona giden temiz su miktarınının azaltılması veya atık su miktarının 3. derecede arıtmaya tabi tutulması yöntemlerden bazıları. Gri su sistemleri (lavabo ve duştan çıkan suyun klozette kullanılması vs.) de su tasarrufuna önemli katkı sağlıyor. Yüksek verimli armatürler kullanılması da temiz su tüketimini %50 azaltabiliyor. Bu amaçla, örneğin susuz pisuarlar kullanılabiliyor.

Su tüketiminin azaltılması konusunda tuvalet, pisuvar, lavabo musluk, duş, mutfak lavabosu değerlendiriliyor. Verimli armatürlerin kullanılması su tüketimini önemli ölçüde azaltıyor.

Bunlara ek ve daha önemli olarak, bulaşık ve çamaşır makinesi gibi cihazların doldukça kullanılması, suyun gereksiz yere açık bırakılmaması gibi davranışlar alabileceğimiz kişisel önlemlerden bazıları.

Enerji

Yeşil bina değerlendirme sistemleri kapsamında enerji en öncelikli konu olarak görülüyor. Binanın tasarımı aşamasında, enerji verimliliğini arttırmak amacıyla enerji modellemeleri yapılıyor. Modellemeden elde edilen sonuçlara göre tasarımda gerekli değişikliklere gidiliyor. Binanın enerji performansı, enerji modellemesinden çıkan sonuçlara göre alınacak puanlarla belirleniyor.
Kömür gibi fosil yakıtların enerji kaynağı olarak kullanılması yüksek oranda karbondioksit salımına neden oluyor. Karbon salımları doğrudan iklim değişikliğini etkiliyor ve küresel ısınmayı hızlandırıyor.

Enerji talebinin hızla artması ve enerji tüketiminin doğaya zararlı etkileri ülkelerin ekonomisini de önemli ölçüde etkiliyor. Yeşil binalarda enerji konusu, enerji tüketimini azaltmak ve alternatif enerji kullanımını teşvik etmek için birçok yöntem sunuyor.
Yazılımlar binaları standart koşullarda karşılaştırarak basit bir yöntemle enerji tüketimini hesaplıyor.

Bir binada, insanların yaşam kalitesinden ödün vermeden enerji tasarrufu yapmak için verimli cihazlar ve otomasyon sistemlerinin kullanılması ve ısı yalıtımı yapılması gerekiyor. Ayrıca, güneş, rüzgar, jeotermal gibi temiz kaynaklardan üretilen yenilenebilir enerji kullanımı, yenilenebilir enerjiyi dışarıdan satın almak, soğutucu gazların azaltılması ve akıllı enerji ölçümü gibi birçok kriter enerji başlığında ele alınıyor.

Malzeme ve kaynaklar

Üretim maliyeti, nakliye maliyeti ve dışsal maliyet, malzeme ve kaynakların çevreyi nasıl etkilediğini gösteren üç farklı kriter olarak sıralanabilir. Eski dönemlerde yapılaşma yerel malzeme kullanılarak gerçekleştiriliyor ve bölgedeki doğal malzemeler kullanılıyordu. Sonraki zamanlarda lojistik geliştikçe ve estetik nedenlerle ithal malzeme kullanımı arttı.

Yeşil bina uygulamalarında proje maliyetlerini azaltmak ve çevreye zararı en aza indirgemek için mümkün olduğunca yerel ve geri dönüşümlü malzeme kullanılıyor. Diğer bir yaklaşım da malzemeler için yaşam döngüsü analizi gibi malzemenin hammadde üretiminden tüketim sonrasına kadar olan evrelerini incelemek üzerine. Yapı malzemelerinin temini, kullanıma hazır hale getirilmesi, proje alanına taşınması ve ömrünün sonunda yok edilmesi veya geri dönüştürülmek üzere değerlendirilmesi, toplamda bakıldığında oldukça yüksek bir çevresel etki ortaya çıkarıyor.

Yapı malzemeleri yapının sürdürülebilirliği açısından doğrudan veya dolaylı olarak, binanın hem yapımı esnasında, hem işletim süresince, hem de sonlandırma aşamasında önemli rol oynuyor. Yapı malzemeleri, dünyadaki malzemelerin %40ını oluşturuyor. Her yıl yaklaşık 3 milyon ton taş, kum, mineral, ahşap, petrol ve diğer malzemeler, yapı malzemesi olarak kullanılmak için çıkarılıyor ve çeşitli çevresel etkiler yaratan bir dizi işlemden geçiyor. Bu etkiler arasında doğal ortama zarar vermek, habitat kaybına sebep olmak, yan ürünlerden kaynaklı katı atık üretimine yol açmak ve işlemin bütün aşamalarında enerji tüketimine sebep olmak sayılabilir.

Ayrıca, kullanılan malzemelerin çevreye duyarlı olduğu kadar bina kullanıcılarına da zararsız olması bekleniyor. Yeşil binalarda yaşam döngüsü analizi yapılmış malzemeler tercih ediliyor. Malzemenin karbon üretimini, gömülü enerjisini ya da karbon ayak izini ölçen araçlar kullanılabiliyor.

İç hava kalitesi

İnsanlar zamanlarının yüzde 90’ından fazlasını iç ortamlarda geçirebiliyor. Dolayısıyla bu ortamlardaki kirleticiler ortaya çıkabilecek kısa ve uzun vadeli sağlık etkileri açısından kritik bir rol oynuyor. Bunun yanı sıra, dış havaya gösterilenle kıyaslandığında, bina içi çevresel kaliteye neredeyse hiç ilgi gösterilmiyor. Amerikan Çevre Ajansı raporları, iç ortam hava kirletici seviyelerinin dış ortama göre 2-5 kat daha fazla olduğunu belirtiyor.

Binalarda klima kullanımı, iç hava kalitesini azaltan en önemli faktörlerden biri. Klimanın kullanıldığı durumlarda, ortamın havası yenilenmek yerine geri dönüştürülüyor ve ortamdaki bakteri, virüs ve zararlı kimyasallar ortamda yaşamaya devam ediyor. Yeşil binalarda iç ortam kalitesi yakından takip ediliyor. Örneğin, karbon dioksit seviyeleri yükseldiği zaman, havalandırmalar otomatik olarak hava değişimi yapmak üzere programlanıyor.

Gün ışığından faydalanma ve açılabilir pencerelerin kullanımı da, bina kullanıcılarının hava kalitesini arttıran yöntemlerden birkaçı. Ayrıca, uçucu organik bileşik içeren boya ve astar gibi malzemelerin kullanılmaması da yeşil bina kriterlerinden bazılarını oluşturuyor.

İç hava kalitesi konusunda yeşil binalarda standart bir binaya göre; sağlıklı iç ortam hava kalitesinin sağlanması, iç ortam kirletici kaynaklarının giderilmesi, ısıl konfor ve sistem kontrolünün sağlanması, doğal aydınlatmadan yararlanılması, gürültünün azaltılması amaçlanıyor.

Yeşil binalardaki bu tür iyileştirmeler sonucunda; ofislerde verimliliğin arttığı, okullarda başarı oranının yükseldiği, okul ve işyerlerinde devamsızlık oranının azaldığı, hastanelerde taburcu süresinin kısaldığı gözlemleniyor.

Yeşil bina sertifika sistemleri

Değerlendirme sistemleri, yapı sektörü ile ilgili olan farklı uzmanlar tarafından, yeşil bina tanımını, ölçülebilir bir standart ile tanımlayabilmek üzere yaratılmış durumda. Bu değerlendirme sistemleri sayesinde binalar, üçüncü şahıs veya kurumlar tarafından standartlaştırılmış bir değerlendirmeye tabi tutuluyor ve değerlendirme sonucunda binanın ne kadar sürdürülebilir olduğu belgeleniyor. Her bir kriterin, binanın tipolojisine veya yaşam döngüsündeki yerine göre değişen puanları oluyor.

Değerlendirme, binanın bu kriterlere göre incelenmesi ve sonucunda puanlanması şeklinde oluyor. Değerlendirme sonucu elde edilen toplam puan, binanın ne kadar yeşil olduğunun göstergesi sayılıyor. Yeşil binalar, sürdürülebilirliğin çevresel, ekonomik ve sosyal parametrelerinin entegre olmasını öneren bir yaklaşıma sahip.

Sonuç olarak, iklim değişikliği, fosil yakıtların daha temiz yakılmasını sağlayacak yeni teknolojilerin geliştirilmesi, su kalitesi sorunları, su kıtlığı, kontrolsüz gelişmenin ekosistemleri yok edişi, zehirli maddelerin ve kimyasalların artışı, hava kirliliği, katı ve zehirli atıkların imhası, ozon tabakasının incelmesi ve ormanların yok olması gibi çevre sorunlarına baktığımızda yapı sektörüne ne kadar görev düştüğünü anlamak zor değil. Ancak, ürün ve sistemler ne kadar sürdürülebilir olsa da, kişisel davranış ve tüketim alışkanlıklarının her şeyin başında geldiğini unutmamalıyız.

Kaynaklar
USA Environmental Protection Agency (EPA)-ABD Çevre Koruma Ajansı http://www.epa.gov/greenbuilding/pubs/faqs.htm#1
USGBC (2007). Press release: Building Design Leaders Collaborating on Carbon-Neutral Buildings by 2030.
Cole, R. J. (2003), Building Environmental Assessment Methods: A Measure of Success, s. 5. ISBN 1-886431-09-4.
Erten, D., Henderson, K., Kobaş, B., 2009: A review of International Green Building Certification Methods: A roadmap for a certification system in Turkey. Fifth International Conference on Construction in the 21st Century (CITC-V) “Collaboration and Integration in Engineering, Management and Technology”. Mayıs 20-22, 2009, İstanbul, Türkiye.
Turner, C., Frankel, M. (2008). Energy performance of LEED for New Construction buildings: Final report, s. 2.
Kats, G. (2003). Costs and Financial Benefits of Green Building: A Report to California’s Sustainable Building Task Force
GSA Public Buildings Service (2008). Assessing green building performance: A post occupancy evaluation of 12 GSA buildings, s. 28.

Ahmet Acar: Ahmet Acar Galatasaray Lisesi’nin ardından ODTÜ İnşaat Mühendisliği’ni ve University of Reading’de Proje Yönetimi yüksek lisansını tamamladı. Enerji verimliliği, sürdürülebilir şehirler, ekolojik yapılar, yenilenebilir enerji ve binalarda dijitalizasyon konularında çeşitli projelerde ve ortaklıklarda bulundu. Londra ve Ankara bazlı kuruluşlarda H2020 programı ile İklim Değişikliği konusunda iş geliştirici olarak çalıştı. Avrupa’da yerel hükümetler ve sektör paydaşlarıyla LCA odaklı sürdürülebilir malzeme çalışmalarında bulundu. LEED ve Edge gibi yeşil bina sertifikasyon sistemlerinin yetkilisi oldu. Çeşitli bina ve tesislerin karbon salımını analiz eden ve iyileştirici öneriler sunan hizmetler geliştirdi. 2016 yılında permakültür tasarım sertifikasını aldı. Müzik ile uzun yıllar uğraştı, iki ayrı oluşum dahilinde albüm çıkardı. Halen Ege Üniversitesi'nde güneş enerjisi üzerine doktorasını yapmakta ve Yeditepe Üniversitesi'nde sürdürülebilir mimari dersi vermektedir. Ayrıca, 2018 yılından bu yana tiny house üretimi ve satışı konusunda ortaklıklar yürütmektedir. Doğaya, felsefeye, varoluşsal öğretilere, seyahat etmeye, yemeye ve öğrenmeye ilgi duymaktadır. Ahmet, ekolojinin anlamı gereği beden, mesken ve gezegen katmanlarıyla bütüncül olarak ele alınmasını benimsemekte, buradan hareketle bireylere ve kurumlara sürdürülebilir yaşam koçluğu yapmaktadır.

Dyson Airwrap Co-anda2x™’ya geçmek için 5 geçerli sebep

Sabah aynanın karşısında saçlarla geçirilen birkaç dakika, aslında günün enerjisini ve ruh halini belirliyor. Günün keyifli anlarından biri olan saç şekillendirme ritüeli, doğru araçlarla birleştiğinde tüm günün enerjisini pozitif yönde değiştirebilir. 



Dyson saç şekillendirme ürünleri hayatımıza girdiğinden beri saçlarımızı istediğimiz şekle sokmamıza yardımcı oluyor hem de bunu yaparken ısı hasarından koruyor. Şimdi ise saç şekillendirmenin bir adım ötesine geçerek bambaşka bir deneyim sunuyor. Dyson Airwrap Co-anda2x™ iki kat daha fazla hava basıncı yaratıyor. Böylece saç kurutma ve şekillendirme süresi neredeyse yarıya düşüyor.               

1. Farklı başlık seçenekleriyle hem günlük kullanımda hem özel günlerde kullanım imkanı

Saç şekillendirme artık tek bir forma sığdırılmıyor. Yeni Airwrap, sahip olduğu başlık çeşitliliği ile güzellik anlayışına farklı bir boyut getiriyor. İster hacimli bukleler, ister pürüzsüz düz fönler, ister doğal dalgalar olsun; her saç tipi ve ruh hali için bir çözüm sunuluyor.

Dyson Airwrap Co-anda2x™  modeliyle, sadece başlık değiştirerek, kuaför kalitesinde sonuçları ev konforuna taşıyarak herkesin kendi stilini özgürce yansıtması hedefleniyor.

2. Düz-dalgalı saçlar ve bukleli saçlar için farklı setler

Dyson, yeni  Airwrap Co-anda2x™   imodeliyle kullanıcı deneyimini bir adım daha ileri taşıyor. Artık herkesin saç şekline göre tasarlanmış bir başlık setine sahip olması mümkün.

  • Kıvırcık ve Bukleli Saçlar için farklı  bir set ve Düz veya Dalgalı Saçlar için farklı bir set sunuluyor.
  • Bu sayede, farklı saç şekillerine sahip insanların farklı ihtiyaçları karşılanırken hiçbir zaman kullanmayacak başlıklar elinize dolanmıyor.      

3. Kullanım alışkanlıklarınızı hatırlıyor

Dyson’ın teknolojik üstünlüğü, ürünün kullanım alışkanlıklarını hatırlama yeteneği ile pekişiyor. Bluetooth bağlantısı sayesinde kullanıcılar, saç şeklini, uzunluğunu ve şekillendirme tercihlerini uygulamaya kaydedebiliyor.

Bu özellik, Airwrap’ın sıcaklık ve hava akışını, kullanıcının ihtiyaçlarına göre ayarlamasını sağlıyor. Başlık değiştirildiğinde ise o başlıkla ilgili yapılan ayarı hatırlıyor. Bu kişiselleştirme, cihazın çok daha pratik bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor.

4. Yeni nesil motor,daha hızlı sonuçlar

Modern yaşamın temposunda her dakika değerli. Dyson Airwrap Co-anda2x™ , yenilenen motor teknolojisiyle bu zamanı size geri kazandırıyor. Artık saç kurutmak ya da şekillendirmek uzun bir hazırlık süreci olmaktan çıkıyor; güçlü hava akışı sayesinde saçlar daha kısa sürede kuruyor, daha hızlı şekilleniyor. İster belirgin bukleler, ister dalgalı ve düz modeller elde etmek daha kolay. 

5. Teknoloji ve güzelliğin buluşma noktası

Dyson Airwrap Co-anda2x™  sadece bir saç şekillendirici değil; teknolojinin zarafetle buluştuğu yeni bir güzellik anlayışı sunuyor. Her detayı, kendinizi en iyi hissettiğiniz anlara eşlik etmek için tasarlandı. Hızlı, kişisel ve etkili… Çünkü Dyson’a göre güzellik; bir kalıba sığmak değil, kendi en iyi halinizi bulmakla başlıyor.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale