Yeni bir alışkanlık kazanma süreci: Kendinize şefkat göstermeyi unutmayın

Yeni bir alışkanlık kazanmak 1000 tekrar, eskiye dönmek 1 an 1 saniye. Bize iyi gelmeyen, iyi hissettirmeyen, ihtiyacımız olmayan şekilde gerçekleştirdiğimiz yeme alışkanlığımızı spor ile değiştirmek istiyor olduğumuzu varsayalım. O spor da yürüyüş olsun mesela hatta. Bu şekilde bir karar aldıktan sonra ilk başlarda nasılızdır? Heyecanlı? Hevesli? İnançlı? Mutlu? Motive? Hepsi değil mi? Çünkü kendimize bir iyilik yapacağızdır ve mutluyuzdur.

Mesela bir an aç hissettim kendimi ve “Gerçekten aç mıyım?” diye sorguladığımda gördüm ki aslında canım sıkkın. Bugüne kadar her canım sıkıldığında tatlı yiyerek geçirmeye çalışmışım. O zaman yeni alışkanlığımın tam sırası! Buzdolabına gitmek yerine giy ayakkabıları ve doğru sokağa! Amaçsızca sadece adımlar atmaya, bol nefes almaya.

Ah başardım! Oluyormuş, hiç de zor değilmiş!
Çok iyiyim ya, müthiş! Böyle devam edince tamam bu iş!

Hevesim, heyecanım başladığım noktadan x2. Yapabildiğimi gördüm bir kere! O inanç, heves, heyecan nasıl ikiye katlanmasın?
Başka bir zaman, başka bir an: Ah o yeme atağı gene geldi!

Tamam, anladım bu atağın gerçek olmadığını, o yüzden hemen dışarı adımlar atmaya!
Ah çok iyi geldi! Kaptım ben bu işi! Valla oldu! Tamam artık spor benim hayatımın büyük ve güzel bir parçası!

Bambaşka bir zaman, bambaşka bir an: Yine o yeme atağı!

Uff ama yiyeceğim şu an! Dayanamayacağım! Ne yapacağım? Bana ne! Ne olacaksa olsun! Ama yememeliyim…
Yedim bile, oh! Çok rahatladım!
Of ne yaptım ben? Bozdum her şeyi. Beceremedim. Başaramadım! Bir şeyi de yapamıyorum zaten! Hepsi çöp oldu! Nefret ediyorum kendimden!

Bu defa öfke, hayal kırıklığı, çaresizlik değil miydi her yanımı saran?
Ne olmuştu heyecanıma, hevesime? Hokus pokus! Uçtu, gitti, yok oldu.
Oysa sanmıştım ki hep fark edip koşmaya gideceğim, sanmıştım ki hep başaracağım, sanmıştım ki çok kolaydı, sanmıştım ki her an ama her an böyle istediğim gibi devam edeceğim.
Öyle olmamıştı. Düşmüştüm.
Fark etmeme rağmen yemiştim o tatlıyı. Kendimi tutamamıştım! Daha önceki iki seferde tutmuştum ama. Bu defa neden böyle olmuştu ki? Of ne kadar başarısızdım! Herkes yapıyordu ve ben neden yapamıyordum! Hep olduğum yerde sayıyorum! Sıkıldım kendimden! Uğraşmayacağım daha fazla, nasılsa olmuyor! Daha fazla zaman kaybetmeye gerek yok. Bu da olmadı diğerleri gibi. Başka şeyler deneyeyim ben.

Ve ihtiyacı olmayanları yemeye devam eder. Ta ki tekrar canına tak edene kadar…

Yukarıdaki hikaye size de tanıdık mı? Tanıdıksa öncelikle bilin ki hiç yalnız değilsiniz. Sizin etrafınızda olmayabilir ama inanın birçok insanın yaşadığı hikaye bu. Peki bu hikayeyi biraz değiştirmeye ne dersiniz? Hadi gelin oynayalım birazcık. Tüm hikaye aynı olsun, oynayacağımız yer ise sadece son kısmı. Son kısmı baştan alalım:

Bambaşka bir zaman, bambaşka bir an: Yine o yeme atağı!

Uff ama yiyeceğim şu an! Dayanamayacağım! Ne yapacağım? Bana ne! Ne olacaksa olsun! Ama yememeliyim…
Yedim bile, oh! Çok rahatladım!

“Afiyet olsun Gamzeciğim. Oh ne güzel yedin. Bir alışkanlıktan bir anda vazgeçmek hiç kolay değil haklısın. Senin yerinde kim olsa zorlanırdı ve muhtemelen o tatlıyı yerdi. Bu çok normal. Hatta süreçteki en normal olan durum bu biliyor musun? Eğer ki sürekli kendini zorlayıp başaracağım diye kendi üzerine çok gitseydin, ileride çok çok daha büyük patlamalar yaşayabilirdin. Hem zaten bu kadar kolay olsaydı, şu an herkes istediği gibi yaşıyor olurdu değil mi? Sen hiç merak etme, yanlış bir şey yapmadın. Senden bir ricam var: O tatlıyı yedin diye oyun bozulmadı. Öncelikle bunu bil. Yani vazgeçmek yok. Böyle böyle öğreneceksin. Kalktığın gibi düştüğün zamanlar da olacak bu şekilde. Ama bunlar yenildiğin anlamına hiç gelmiyor. Aksine sağlıklı bir ‘insan’ olduğunu gösteriyor. Hadi o zaman devam! Seni seviyorum.”

İlk hikayedeki öfkenin, hayal kırıklığının yerini ne aldı şimdi? Anlayış ve şefkat değil mi? Başka birinden de değil. Aksine kendimize kendimizden akan anlayış ve şefkat bu. En masumu, en kıymetlisi, en değerlisi. Biz insanoğlu sizce de çok aceleci değil miyiz? Aceleci, tüketici ve sıkılgan ve sabırsız.

İlk hikayede başaramadığını düşünüp başka bir yol arayışına girmişti bile o Gamze. Çünkü hızlı cevap alamamıştı yaptığına karşılık. Çünkü düşmüştü, düştüğüne göre yanlış yoldaydı. Kendince. Ama gerçek öyle değildi. Sabır çok önemliydi. İstediklerimize doğru yol alırken sabretmeyi çok iyi bilmemiz gerekti. Her şey, evet, hemen olmuyordu ve bu sorun değildi. En çok da bunun sorun olmadığını iyice bilmemiz gerekliydi.


Durmayı bilmiyorduk, her gittiğimiz yerden düştüğümüz an kaçıyorduk ve bir türlü tatmin olmuyorduk hiçbir şeyden. Hayat böyle zordu. Hem de çok zordu! O zaman hikayenin son kısmını değiştirdiğimiz gibi paralel şekilde burayı da değiştirelim beraber. Artık kaçmak yok, aceleci davranmak yok. Denemeye devam. Vazgeçmeden denemeye devam. Heyecanı, hevesi kaybetmeden denemeye devam.

Asıl şampiyon kimdi?
“Şampiyon kaybedeceğini bile bile yolundan vazgeçmeyendi.”
Duyduğumdan beri kulaklarımda çınlayan Bizim İçin Şampiyon filminin bu repliğini yazana selam olsun.
Haydi şampiyonlar. İyi ki varsınız!

Sevgiyle…

İlginizi çekebilir: Hedefinize doğru giderken unutmayın: Bu yolda çıkışlar kadar inişler de var

Gamze Baytan
Selamlar, Gamze ben. Meditasyon ve yoga hocasıyım. 7/24 çalıştığım organizasyon sektöründen bir anda "Ne yapıyorum ben kendim için" diyerek çalışma hayatımda ne istediğime karar ... Devam