X

Yeme bozuklukları ve yoga: Ahimsa ilkesi, yeme bozukluklarıyla mücadelede yardımcı olabilir

Yeme bozukluklarına birçok faktörün neden olduğu biliniyor. Bunlar arasında özellikle çevre, toplum ve kültür ile aile yapısından kaynaklanan etmenler ön plana çıkmakta. Son yapılan araştırmalar; anoreksiya nervoza, bulimiya nervoza ve tıkanırcasına yeme epizotları gibi rahatsızlıklarda biyolojik yapının, yani genlerin de etkili olabileceğini, bazı kişilerin yeme bozukluklarına yatkın genlerle doğduğunu ve bu genlerin çevresel özelliklerle tetiklendiğinde kişide yeme bozukluğuna yol açabileceğini iddia etmekte. Görünen o ki, yeme bozukluklarının nedenleri ve teşhisi için genel geçer bir ölçüt olduğunu söylemek olası değil, bu nedenle rahatsızlıkların tedavi süreci de aynı derecede karmaşık.

Hatta yeme bozukluklarından iyileşme hikâyelerini dinlediğimizde ya da okuduğumuzda neredeyse her hastanın kendine özgü bir iyileşme yolu izlediğini fark ediyoruz. Elbette, hastanede görülen tedavi, güvenilir bir terapistin ve beslenme uzmanının desteği, ailenin, arkadaşların arasında hissedilen güven her hastanın ihtiyaç duyduğu şeyler arasında, ama kişinin iyileşmeye “kendi kararıyla” başlaması verilecek mücadelenin kazananını belirliyor.

Yeme bozuklukları kaybetmenize neden olur. Kaçırırsınız. Hayatı kaçırırsınız. Kim olduğunuzu unutursunuz. İşte, iyileşme, yeme bozukluğunun örttüğü ya da derinlere ittiği benliğimizi, kaybolan parçalarımızı yeniden bulmaktır.

İyileşme patikasında doğru yönlere dönmemizi sağlayacak işaretlerden bazılarını yukarıda saydık. Ama bir şey daha var. Bu yazının da konusu olan: Yoga. Doktor Maria Sorbara Mora, yoganın yeme bozukluğu yaşayan insanları “kaybolan” ya da “unutulan” zayıf benlik duygusundan daha manevi, daha ilahi bir benlik duygusuna taşıyarak yardımcı olduğunu düşünüyor.

Diğer bir ifadeyle, yoga, yeme bozukluklarının benliğimizde yarattığı tahribatı gidermenin, bedenimizle zayıflayan, hatta kopan bağı yeniden kurmanın bir yolu olabilir. Hayatımızın dengesini yeniden kurmak için izleyeceğimiz kadim bir patika.

Günümüzde hemen her rahatsızlık için ya da kaygı, depresyon, endişe gibi olumsuz duyguların kökenine inmek için yoga önerilir oldu ve belki de bu yüzden “Yine mi yoga?” diye düşünmeden edemiyoruz. O zaman gelin, Carrie Arnold’ın Decoding Anorexia adlı müthiş kitabında yer verdiği bir araştırmanın sonuçlarına bakalım.

2010’da, Seattle Çocuk Hastanesi’ndeki bazı doktorlar yoganın yeme bozuklukları üzerindeki etkisini anlamak için yeme bozukluğu teşhisi koyulan 54 genci bir araya getiriyorlar. 12 hafta boyunca (dahiliye uzmanı, beslenme uzmanı ve terapist tedavisine ek olarak) yapılan yoga çalışmasından sonra grubun olumsuz beden algısı ve yiyeceklere olan saplantılı düşüncelerinde yoga çalışmasına katılmayanlara göre önemli bir düşüş gözleniyor.

Araştırmayı yöneten klinik psikolog Tiffany Rain Carei’ye göre, gençler bedenlerinden ve benlik algılarından o denli kopuktular ki iki ayakları üzerinde doğru düzgün duramıyorlardı. “Mutlaka bir tarafa doğru dengelerini kaybediyorlardı,” diyor Carei. “Ama yoga bu gençlere bedenleriyle olumlu bir ilişki kurmaları için yol gösterdi. Tedavinin sonunda bedenlerini merkezde tutmayı başarır oldular. Öncesinde hayatları ciddi anlamda raydan çıkmıştı ama yoga hayatlarını yeniden rayına koymaları için gençlere yardım etti.

Yoga gibi köklü bir öğreti söz konusu olduğunda ister istemez yazımızı sınırlamak zorunda kalıyoruz. Eminim, yoganın yeme bozukluklarıyla mücadelede birçok açıdan faydası vardır ama bu yazıda gelin Patanjali’nin Yoga Sutra’sındaki “Hükümdarların Yolu” olarak çevirebileceğimiz Raja Yoga’nın 8 basamağının başlangıcı olan Yamalardan, yani ahlaksal kurallardan bahsedelim. Daha doğrusu bu Yamaların birincisi olan şiddete başvurmama yasasından (ahimsa) çünkü bunun yeme bozukluğuyla mücadele eden bizlere özellikle yardımcı olacağına inanıyorum.

Öncelikle, Patanjali kimdir? Hintli bilge Patanjali’nin Yoga Sutra’larını yazdığına inanılıyor. Hristiyan Çağı denilen dönemde (milattan sonra) dördüncü ya da beşinci yüzyılda yaşadığı tahmin edilse de hakkında hemen hiç bilgimiz yok. Yeryüzüne yogayı öğretmek ve yoga bilgisini yaymak amacıyla geldiği söyleniyor.

Patanjali’nin kim olduğu bir yana, asıl önemli olan bıraktığı miras. Çünkü öğretileri yoga felsefesinin temelini oluşturuyor.
Deborah Adele, The Yamas and Nihamas adlı kitabında Yoga Sutra’larından Yamaları mücevhere benzettiğini söyler. Bunları, iyi ve şen bir hayatın yollarını döşeyen değerli bilgelik taşları olarak görür.

Yamaların ilk incisi de ahimsa, yani şiddete başvurmama yasası. Adele’ye göre, bedenin, zihnin ve ruhun sağlıklı ve zinde olması güçlü bir kaynaktır, yani hayatta dengemizi bulduğumuzda, karşılaştığımız zorlukların üstesinden daha kolay bir şekilde gelebiliriz. Dengede olmak demek şiddete başvurmamak demektir. Benliğimizle olan bağın kopmasında ve hayatımızın dengesini kaybetmesinde en büyük nedenlerden biri ise güçsüz hissetmektir. Güçsüz hissettiğimizde bu durum kendini öfke, kızgınlık olarak dışarı vurur ya da depresyon ve kurban psikolojisiyle içimize çekilmemize neden olur.

Güçsüzlükten ne kast ediyoruz? Adele, güçsüzlüğü hiçbir seçeneğimizin, çıkış yolumuzun kalmadığına inanmak olarak tanımlıyor. “Her ihtimali tüketmişizdir ve karşılaştığımız güçlüklerle baş etmek elimizden gelmez. En azından güçsüzlük hissi bizi buna inandırır. Böyle zamanlarda, kafese kıstırılmış bir hayvan gibi hissederiz,” der Adele. Tuzağa düşmeye hazırızdır. İster öfke ve kızgınlık, ister içe çekilip pes etme şeklinde kendini göstersin, güçsüzlük anlarında zihnimiz adeta kapılarını kapar ve kendimizi kapkaranlık bir tünel boyunca son sürat giden bir trende buluruz. Bu tünelin endişe, kaygı ve umutsuzluğu temsil ettiğini düşünebiliriz elbette.

Ahimsa öğretisi ise bu güçsüzlük duygusunu sorgulamamızı ister. Güçsüz hissettiğimizde aslında ne kadar fazla seçeneğimiz olduğunu unuturuz. Harekete geçme gücümüz vardır ve kendimize anlattığımız “elimden bir şey gelmez” hikâyesini yeniden yazabiliriz.

Bu durumla yüzleşmek ve başa çıkmak için tam da şu anda ne yapmam gerekiyor?” Doğru soru bu olabilir mi?

Yüklendiğimiz boğucu taleplerin ve beklentilerin doğrudan yaşam sevincimizden çaldığını unutmamak gerek belki. Kendimize inanmadığımızda, öz saygımızdan şüphe duyduğumuzda ve mükemmel olmak adına kendimizi acımasızca eleştirip olmayacak hedefler belirlediğimizde aslında kendimizden başkasına kötülük yapmış olmuyoruz. Geçmişte yaşadıklarımız ya da geleceğe yönelik omuzlarımızda taşıdığımız yükler şu anki bizi sömürüyorlar.

Demek ki, şiddete başvurmamaya önce kendimizden başlamak gerekiyor. İşte, yeme bozuklukları özelinde bunun çok ama çok mühim olduğunu düşünüyorum. Doktor Mora’nın da vurguladığı gibi, iyileşme mücadelesi veren bizlerin, ahimsanın bedenlerimizle daha nazik bir ilişki kurma biçimi olduğunu anlamamız gerekiyor. İyileşme süreci ile ahimsanın buluşması, bedenimize zarar vermemek, işkence etmemek ve yeme bozukluklarının açtığı yaraları sarmak anlamına geliyor. Beden algısıyla sorunları olan kişilerde ise ahimsanın uygulanması bedenimize yönelik olumsuz konuşmalardan, yargılayıcı sözlerden kaçınmak demek.

Bonus:
Jeni Schaefer’in yeme bozukluğuyla mücadelesi sırasında yazdığı “It’s okay to be happy” adlı şarkıyı ben çok sevdim. Dinledim, dinledim, sonra tuttum sözlerini Türkçeye çevirdim. Diyor ki Schaefer:
Biraz güven dedim / Biraz inanca dayandım / Bu ikisi kavuşunca / Buldum ancak kendi yerimi / O yerde mutlu ol, mutlu ol yeter
Dinlemek isteyenler buyursun:
https://yalnizanoreksi.wordpress.com/2019/10/21/mutlu-ol-yeter/

Kaynak:
https://www.yukselencag.com/Blog/gandhi-siddetsizlik-yasasi-ahimsa
https://www.yogapedia.com/definition/5149/patanjali
https://www.recoverywarriors.com/yoga-eating-disorder-treatment/
Deborah Adele, The Yamas & Niyamas: Exploring Yoga’s Ethical Practice
Carrie Arnold, Decoding Anorexia: How Breakthroughs in Science Offer Hope for Eating Disorders

İlginizi çekebilir: Yeme bozuklukları ve duygularımız arasındaki ilişki: Duygusal dengenizi bulmaya yardımcı olacak bir kriya pratiği

Burcu Uluçay: Sözcüklerle, cümlelerle dahası dille uğraşmayı hep sevdim. Bunun üniversitede mütercim tercümanlık okumamda önemli bir payı oldu. 2012’de Marmara Üniversitesi’nden mezun olduğumda bir sene kadar çeşitli alanlarda çevirmenlik yaptım. “Şirket-bazlı” çevirmenliğin pek bana göre olmadığını anlayınca daha “naif” bir yönü olan yayıncılık dünyasına yöneldim. Fakat The University of Westminster’da Cultural and Critical Studies (Kültürel Çalışmalar) yüksek lisans programını burslu okuma şansı kapımı çalınca –pırrr– Londra’ya uçtum. 2014’te elimde afili diplomamla yurda döndüm. Ama yalnız değildim: Ben ve anoreksiya nervoza birlikte gelmiştik! Londra’ya gitmeden de ufak ufak “yoldayım” dese de pek aldırış etmediğim bu yeme bozukluğu artık sağlığım başta olmak üzere tüm hayatımı etkiliyordu ve kendisini yenmek için halen mücadele veriyorum. Bir taraftan asıl mesleğimi yani çevirmenlik ve editörlük çalışmalarımı sürdürsem de altı aydan uzun bir zamandır tam zamanlı işim buymuş gibi anoreksiya nervozadan iyileşmeye çalışıyorum. Yeme bozukluklarının nedenlerini, tedavi yollarını, iyileşen hastaların öykülerini ve güncel araştırmaları didik didik edip okumaya başladığımda tüm isteğim kendimi bu azaptan kurtarmaktı. Fakat zamanla yeme bozuklukları hakkında Türkçe yazılmış kaynakların İngilizcedekilere göre yetersiz kaldığını gördüm. Üzücü değil mi sizce de? Hele de yeme bozuklukları dünyanın hemen her yerinde bütün yaş grupları için gittikçe tehlikeli bir hal alırken. Tabii bir de yeme bozukluğu yaşayan kişilerin ailelerini, yakınlarını, arkadaşlarını düşünmek lazım. Sevdiklerine yardımcı olmak için daha güvenilir ve güncel içeriklere ulaşsalar ne güzel olur! Böylece önce kendi ailem ve yakınlarım için okuduklarıma dayanarak çeviriler ve derlemeler yapmaya başladım. TEDTalks’ta yeme bozuklukları, kaygı bozukluğu, yoga ve meditasyon gibi konularda ilham verici konuşmalar olduğunu biliyordum çünkü hemen hepsini izlemiş/dinlemiştim. Aralarında Türkçe altyazı çevirisi olmayanlar vardı. TEDTalks’un gönüllü çevirmenler projesine dâhil olup çeviriler yaptım. Sonra blog açma fikri geldi. Blogumda hem yabancı kaynaklardan edindiğim bilgileri hem de kendi deneyimlerimden yola çıkarak yazdığım içerikleri paylaşmaya başladım. Yazdıkça yazdıkça anladım ki paylaşmak ihtiyacım varmış. İtiraf etmek. Yeme bozukluklarının ciddi bir zihinsel rahatsızlık olduğunu, dahası bunu bizim “seçmediğimizi” bilin demek. Böyle böyle Uplifers’la yollarımız keşişti. Yeme bozuklukları hakkında yerleşmiş yanlış düşünceleri değiştirmek için buradaki birlikteliğimizden aldığımız güç önemli bir adım olsun. Yeme bozukluklarının zihnimize işkence eden kötücül sesine birlikte “dur” diyebileceğimize inanıyorum! Bana buradan ulaşabilirsiniz: burcu.ulucay@yahoo.com Bloguma göz atmak isterseniz: https://sahteseslereelveda.wordpress.com/

Dyson Airwrap Co-anda2x™’ya geçmek için 5 geçerli sebep

Sabah aynanın karşısında saçlarla geçirilen birkaç dakika, aslında günün enerjisini ve ruh halini belirliyor. Günün keyifli anlarından biri olan saç şekillendirme ritüeli, doğru araçlarla birleştiğinde tüm günün enerjisini pozitif yönde değiştirebilir. 



Dyson saç şekillendirme ürünleri hayatımıza girdiğinden beri saçlarımızı istediğimiz şekle sokmamıza yardımcı oluyor hem de bunu yaparken ısı hasarından koruyor. Şimdi ise saç şekillendirmenin bir adım ötesine geçerek bambaşka bir deneyim sunuyor. Dyson Airwrap Co-anda2x™ iki kat daha fazla hava basıncı yaratıyor. Böylece saç kurutma ve şekillendirme süresi neredeyse yarıya düşüyor.               

1. Farklı başlık seçenekleriyle hem günlük kullanımda hem özel günlerde kullanım imkanı

Saç şekillendirme artık tek bir forma sığdırılmıyor. Yeni Airwrap, sahip olduğu başlık çeşitliliği ile güzellik anlayışına farklı bir boyut getiriyor. İster hacimli bukleler, ister pürüzsüz düz fönler, ister doğal dalgalar olsun; her saç tipi ve ruh hali için bir çözüm sunuluyor.

Dyson Airwrap Co-anda2x™  modeliyle, sadece başlık değiştirerek, kuaför kalitesinde sonuçları ev konforuna taşıyarak herkesin kendi stilini özgürce yansıtması hedefleniyor.

2. Düz-dalgalı saçlar ve bukleli saçlar için farklı setler

Dyson, yeni  Airwrap Co-anda2x™   imodeliyle kullanıcı deneyimini bir adım daha ileri taşıyor. Artık herkesin saç şekline göre tasarlanmış bir başlık setine sahip olması mümkün.

  • Kıvırcık ve Bukleli Saçlar için farklı  bir set ve Düz veya Dalgalı Saçlar için farklı bir set sunuluyor.
  • Bu sayede, farklı saç şekillerine sahip insanların farklı ihtiyaçları karşılanırken hiçbir zaman kullanmayacak başlıklar elinize dolanmıyor.      

3. Kullanım alışkanlıklarınızı hatırlıyor

Dyson’ın teknolojik üstünlüğü, ürünün kullanım alışkanlıklarını hatırlama yeteneği ile pekişiyor. Bluetooth bağlantısı sayesinde kullanıcılar, saç şeklini, uzunluğunu ve şekillendirme tercihlerini uygulamaya kaydedebiliyor.

Bu özellik, Airwrap’ın sıcaklık ve hava akışını, kullanıcının ihtiyaçlarına göre ayarlamasını sağlıyor. Başlık değiştirildiğinde ise o başlıkla ilgili yapılan ayarı hatırlıyor. Bu kişiselleştirme, cihazın çok daha pratik bir şekilde kullanılmasının önünü açıyor.

4. Yeni nesil motor,daha hızlı sonuçlar

Modern yaşamın temposunda her dakika değerli. Dyson Airwrap Co-anda2x™ , yenilenen motor teknolojisiyle bu zamanı size geri kazandırıyor. Artık saç kurutmak ya da şekillendirmek uzun bir hazırlık süreci olmaktan çıkıyor; güçlü hava akışı sayesinde saçlar daha kısa sürede kuruyor, daha hızlı şekilleniyor. İster belirgin bukleler, ister dalgalı ve düz modeller elde etmek daha kolay. 

5. Teknoloji ve güzelliğin buluşma noktası

Dyson Airwrap Co-anda2x™  sadece bir saç şekillendirici değil; teknolojinin zarafetle buluştuğu yeni bir güzellik anlayışı sunuyor. Her detayı, kendinizi en iyi hissettiğiniz anlara eşlik etmek için tasarlandı. Hızlı, kişisel ve etkili… Çünkü Dyson’a göre güzellik; bir kalıba sığmak değil, kendi en iyi halinizi bulmakla başlıyor.

*Bu yazı Dyson’ın katkılarıyla hazırlanmıştır.

İlgili Makale